8/10
·352 syf.··
2026 87. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 00:51
Tamam ben oldum olası mahalle ve kasaba hikayelerini ayrı bir severim. Üstüne birde bekar baba karakteri varsa off tadından yenmez! Ben yine konuyu ortadan girdim. En iyisi baştan başlamak. Serimiz Dream Harbor kasabasında geçen bir hikâyeler dizisi. Serinin 4. kitabında kasaba sakinlerinden Iris ve dünyaca ünlü bekar, sonradan baba olduğu öğrenen şefimiz Archer'ın hikayesine konuk oluyoruz. Archer'ın hedefi çok iyi bir şef olmaktı. Yıllar önce ara ara beraber olduğu Cate ve kızından haberi yoktu. Bir anda bir baba olmuştu. Bu yaşam tarzıyla bir bitki bile yetiştiremezken bu 5 yaşında kız çocuğu ile ne yapacaktı? Cate onu binlerce soruyla geride bırakıp, ölmüştü. Archer kızını hasta anneannesi ile bırakamazdı. Ancak küçük bir kasabaya geçici velayet için 6 aylığına taşınma fikride ona uzak geliyordu. Tabii bir de bu kadar tecrübeli olmasına rağmen bir lokanta da şef olacaktı. Iris nerden bakarsa baksın maddi olarak zor durumdaydı. Kirasını ödemeyemiyor ve günlük işler yeterli kalmıyordu. Archer'ın kızına bakıcı olmak pekte aradığı iş değildi. Ancak yatılı bir işte çalışmak onu maddi anlamda çok rahatlacaktı. Iris ve Hazel arasındaki konuşma gercekten bu tür kitapların ana duygusu olmalı. Yani yatalım ve aramızdaki gerilim tükensin diye düşünen İkili aslında aşkın ilk adımını atıyorlar. Bu klişenin dibi ama çok severim! Archer biraz sinir bozucuydu. Tamam minik tosbağa en çok sen şefsin, tamam patron sensin. Bu tavrını bırakmayı reddetmesi ve ortama uyum sağlaması.. Bakınız kadınların önemi bir kez fahs ortaya çıkıyor. Ben alışamam, ben yapamam erkeğini ite ite bu kasabaya ve kızına yaklaştırdı. Iris zaten diğer kitaplardanda tanıdığım biraz tutarsız bulduğum bir karakterdi. Bunun sebebini aile durumunu öğrenmek onu daha iyi anlamamı sağladı. Çiftin arasındaki
1000Kitap
Çilekli Pankek EviLaurie Gilmore · Juno Kitap · 202656 okunma
9/10
·400 syf.··
2026 35. kitabı
Selam Size yıllar önce #hayatimidegistir kitabıyla tanıştığım, ardından #blackout ile kalemine bir kez daha hayran kaldığım @elifkaplan.ek’in yeni kitabı #zamanalevini ile geldim. Bu kitapta Nüzhet ve Saruhan’ı okumak inanılmaz keyifliydi. İkisi de güçlü, kararlı ve tuttuğunu koparan karakterler. Böyle iki “dişli” karakter bir araya gelince, duygusal derinlik ve karakter çatışmaları ön plana çıkıyor ve kitap sizi kolayca içine çekiyor. Gelelim hikâyeye… Nüzhet Yalıyar; hayatında ne istediğini bilen ama içinde tarif edemediği bir boşluk taşıyan bir kadın. Babasından bir “aferin” bekleyen, yöneticisi olduğu bankanın dışında dergilere yazılar yazan, söyleşiler düzenleyen ve kadınların ayakta durabilmesi için bir dernek kuran biri. Dışarıdan güçlü, disiplinli ve başarılı görünse de iç dünyasında bastırdığı duygular giderek ağırlaşıyor. En büyük yarası ise ailesinin ona karşı mesafesi… Saruhan Candar; başarılı, disiplinli ve iş dünyasının iki yüzlülüğünden uzaklaşmak için yalnızlığı seçmiş bir adam. Ormanın içinde yaşamayı tercih edecek kadar yalnızlığa alışmış. Ancak bu yalnızlığın altında, imkânsız bir aşkın yükü yatıyor. Çocukluk arkadaşlıkları, Nüzhet’in yurt dışından dönüşüyle birlikte atışmalara ve zıtlaşmalara dönüşüyor. Nüzhet’in dominant yapısı ve Saruhan’ın sert, mesafeli tavrı aralarındaki gerilimi daha da artırıyor. Nüzhet’in Saruhan’ı bir söyleşiye davet etmesi ve onun bu daveti kabul etmesi, Nüzhet’in ailesiyle olan kırgınlığını derinleştiriyor. Tam da Saruhan’ın her şeyi bırakıp yurt dışına gitmeye karar verdiği bir akşam gelen bir mesaj ise tüm dengeleri değiştiriyor… Nüzhet’in tatil için gittiği yurt dışında aynı otelde, üstelik yan yana odalarda kalmalarıyla hikâye bambaşka bir boyuta taşınıyor. Sağlık durumu ve anne olma isteği gün yüzüne çıkarken,
2026 Okuma Raporları
Zaman AleviElif Kaplan · Pukka Yayınları · 202564 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
7/10
·56 syf.·
2026 42. kitabı
Morgue Sokağı Cinayetleri Edgar Allan Poe Edgar Allan Poe denince benim için önce hikâyeleri değil, şiiri gelir. Annabel Lee. Poe’nun genç yaşta kaybettiği biricik eşi ve büyük aşkı için yazdığı, yarım kalmış bir sevdanın ölümsüzleşmiş hâli. Bence Annabel Lee okunmadan Poe ve aşklar eksik kalır. Belki de en sevdiğim yabancı şiirdir. Büyük bir aşkın yarım kalmasının eseridir bu şiir, red yoktur, ölümle gelen bir eksiklik vardır. Sevenler hep mi yarım kalır? Ah Annabel Lee, ne muhteşem bir aşk şiirisin sen. “Seneler, seneler evveldi; Bir deniz ülkesinde Yaşayan bir kız vardı, bileceksiniz İsmi Annabel Lee; Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten Sevmekten başka beni.” “Bir gün işte bu yüzden göze geldi, O deniz ülkesinde, Üşüdü rüzgârından bir bulutun Güzelim Annabel Lee; Götürdüler el üstünde Koyup gittiler beni, Mezarı ordadır şimdi, O deniz ülkesinde.” “Sevdadan yana, kim olursa olsun, Yaşça başça ileri Geçemezlerdi bizi; Ne yedi kat gökteki melekler, Ne deniz dibi cinleri, Hiçbiri ayıramaz beni senden Güzelim Annabel Lee.” Morgue Sokağı Cinayetleri ise çok basit ama farklı bir hikâyeye sahip, tek oturuşta biten kısa bir kitap. 56 sayfalık bu öykü, polisiye türüne ilgi duyanlar için şans verilebilecek bir eser. Hikâyenin içine çok hızlı giriliyor, dili sade, anlatımı akıcı ve yormuyor. Okurken merak hep canlı kalıyor, bir sonraki sayfaya geçmek zor olmuyor. Kısa olmasına rağmen yer yer gerilim hissi veriyor, ben okurken biraz gerildim. Ortada bir cinayet mahalli var ve polisin araştırmasına göre olay ne tam anlamıyla cinayet ne de intihar adeta imkânsız bir durum söz konusu. Hal böyle olunca okur olarak siz de “nasıl olabilir?” diye düşünmeye başlıyorsunuz. Yazarın ilgisini zekâsı ve çözümleme yeteneğiyle
Edebiyat
Morgue Sokağı CinayetleriEdgar Allan Poe · Can Yayınları · 202519,3bin okunma
Bu bir aşk mı,acımasızlık mı?
10/10
·312 syf.·
2026 6. kitabı
Şimdi ben bu Orhan’a ne diyeceğimi, inanın, gerçekten bilemiyorum. Sevgili Orhan kardeşim… Neydi seni bu imkânsız aşka sürükleyen? Anlamını çoktan yitirmiş bir çift göz müydü, yoksa alev alev yanan, dalgalı saçlar mı? Yoksa insanın aklını susturup kalbini esir alan o tarifsiz his miydi? Bu kitap, imkânsız bir aşkın hikâyesi… Daha doğrusu, Orhan’ın Firdevs’ten tek bir karşılık dahi göremediği hâlde vazgeçemediği tutkulu sevgisinin ve bu sevginin sonunda yaşanan sarsıcı bir trajedinin hikâyesi. Okurken insanın içini acıtan, yüreğini sıkıştıran bir acı bu. İlk defa bir kadın olarak, hemcinsim olan Firdevs’ten iliklerime kadar nefret ettim. Ah be kadın… Madem Orhan zerrece umrunda değil, ne diye bu adamın umutlarını diri tutuyorsun? Neden her seferinde onu karanlık, dibi görünmeyen kuyulara atıyorsun? Bir insanı, sevilmediğini bile bile beklemeye mahkûm etmek hangi vicdana sığar? Söylesene Firdevs, bu nasıl bir acımasızlık? Orhan her adımda biraz daha eksiliyor, her susuşta biraz daha kırılıyor. Hayat onun için bir bekleyişe, bir yaraya dönüşüyor. Ve insan, satırlar ilerledikçe, aşkın bazen bir sığınak değil; bir cezaya dönüştüğünü görüyor. Neyse ki kitabın sonunda Firdevs hak ettiğini buluyor. Belki geç, belki acı bir bedelle… Ama Orhan, nihayet zihnindeki ve kalbindeki tüm işaretlerden, tüm yanılsamalardan kurtuluyor. Kendi yarasını tanıyor ve o yaradan uzaklaşmayı öğreniyor. Kitabın son satırlarında karşıma çıkan şu cümle ise içimde ağır bir yankı bıraktı: “Ve sakın üzülme; artık ikimiz de biliyoruz ki bu dünyada aşklara yer yok.” Peki sahiden… Aşk neydi? İnsanı yaşatan mıydı, yoksa yavaş yavaş tüketen bir yanılgı mı? Hepinize yüreğinize dokunacak okumalar diliyorum. Daima sevgiyle…
Âşıklara Yer YokTarık Tufan · Doğan Kitap · 20234,560 okunma
7/10
Puan vermedi·251 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2026 21:13
Yıllar önce çok değerli bir arkadaşım sayesinde tanıdığım yazar Gündüz Vassaf’ı 'Cennetin Dibi’ eseri ile okumaya başladım.. ( Başladığım noktanın doğruluğu tartışılır.) Her neyse Gündüz Vassaf, 'Cennetin Dibi'nde yüzümüze sert bir ayna tutuyor." Modern dünya bizi özgür mü kıldı yoksa daha konforlu hapishanelere mi yerleştirdi? Kitap aslında bize "özgürlük" diye sunulan modern yaşam pratiklerinin nasıl birer esarete dönüştüğünü ironik ve sert bir dille anlatıyor. Vassaf’ın dili çok kendine hastır; Alışverişten aşka, teknolojiden ölüme kadar her şeyi tersyüz etmesi. "Özellikle 'Aşkın Sonu' veya 'Tüketim' üzerine olan bölümlerde, aslında ne kadar 'programlanmış' hareket ettiğimizi fark etmek üzücüydü." Gündelik alışkanlıklarımızın (saat kullanmak, tatile gitmek, aşık olmak) aslında toplumsal birer dayatma olduğunu çok zarif bir ironiyle anlatıyor. Okunmasını tavsiye ederim ama bitirebileceğinizi garanti edemem çünkü benimde okurken yorulduğum ve birazda sıkıldığım olmuş olabilir… Cennetin Dibi Gündüz Vassaf
1000Kitap
Cennetin DibiGündüz Vassaf · İletişim Yayınları · 20192,723 okunma
7/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2025 57. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Aralık 2025 14:52
#GenevieveWheeler çağdaş Amerikan edebiyatına ilk romanı olan #Adelaide ile sağlam bir giriş yapmış. Genç bir kadının, hemen herkesin başına gelebilecek hikayeleriyle aslında birçok kadın okuru kazanması, kitabın duygusal yoğunluğunun yüksek olması ve kendi hayatından izler de taşıyor olması etkileyiciydi. Teşekkür bölümünden anladığım kadarıyla -ki bildiğim kadarıyla bir yalanlama olmadı- hayatındaki dostluk ve kalp kırıklığından yola çıkarak çevresi tarafından cesaretlendirilmiş bu romanı yazmaya. Yazarın duygusal zekasının yüksek olduğuna, kaleminin yalın ama akıcı ve ‘sihirli’ derecede içine çektiğine inanıyorum. Başladığım anda elimden bırakamadım. Olay akışı çok tahmin edilebilir ilerlese de, insan ilişkileri, dostluk bağları, ‘erkekler kapatılsın’ esprisine sığınarak narsist erkeklerin kadınların hayatında bıraktığı hasar, gençlik telaşları, ailevi sıkıntılar, depresyon vs o kadar çok hayatın içinden bir hikaye ki kendinizden bir parça mutlaka buluyorsunuz. Karşılıksız aşkın acısını ve arkadaşlığın iyileştirici gücünü ustalıkla ele alıyor. Gelelim kitabın konusuna; Chelsea’de bir hastane odasında dibe mi vurduğunu sorguluyordu Adelaide. “Dibe vurmanın en tuhaf yanı nedir biliyor musunuz? Bir kez dibi gördüğünüzde bir daha asla yüzeye çıkamıyor olmanız. O uğultu, o düşme hissi asla sona ermiyor, her aşamada, Galiba buraya kadarmış, diye düşünüyorsunuz.” Sayısı belirsiz ilaç içmiş ve intihara eğilimliydi. “Ölmek istemiyordu aslında, sadece var olmaya bir son vermek, yok olmak istiyordu. Tüm korkunçluğuna rağmen oraya giden tek yol Ölüm’dü. Avuç dolusu hap yutup üzerine bir yudum su içtikten sonra özgürlüğüne kavuşacak..” Bir teknoloji şirketinde iletişim müdürüydü. Taşındığı için işten izin almıştı ve annesinin doğum günüydü. “Belki de en sevdiğim insanların
AdelaideGenevieve Wheeler · Kairos Kitap · 20251,968 okunma