10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2025 629. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2025 21:35
"EMANET" "Hayat çok çabuk geçip gidiyor. İnan çok çabuk tükeniyor ömür. Sona geldiğinde, keşkesiz, belkisiz bir yaşam sürmüşsen, şanslısındır. Bunu yapabilmek için de cesur olman, risk alman gerekiyor. " Ne yazık ki aşkın hakkı, hukuku yoktu… Bu sözler, yaşamın en gizemli, en kaotik, en güçlü duygusunu anlatıyor sanki. Adaleti yok çünkü hiçbir zaman eşit paylaştırılmıyor. Şirazesi yok; bazen bütün hayatımızın sayfalarını yerinden oynatıp dağıtıyor. Biri için, bir kibrit çöpü misali anlık bir alev ve ardından karanlık. Diğeri için, bir ömür boyu süren, nefes alıp verdiğin bir hava… Kimi, kızıl bir damga vurup geçiyor, geride yakıcı bir iz bırakıyor. Kimiyse, son durağa yaklaşmış yorgun bir yolcuyu karşılayan, huzur estiren bir meltem oluyor. Berhan Dağlıca da hayatını, çocukluğuna ve gençliğine böyle bir damganın, böyle bir aşkın gölgesinde sürdürmüş bir siyasetçi. O kızıl ateş ya da o derin huzur, onun kimliğinin gizli katmanlarını oluşturmuş. Ancak hayat, beklenmedik dönemeçlerle dolu. Bazı hikâyeler vardır; bir kapıdan içeri girer girmez insanı yakalar ve geri bırakmaz. Bakan Berhan Dağlıca’nın makam odasında geçirdiği ani rahatsızlık ve ardından hastaneye kaldırılmasıyla başlıyor her şey. Bir ameliyathanede süren yaşam savaşı, aslında koca bir hayatın kapılarını aralıyor bize. O soğuk hastane koridorlarında beklerken Berhan’ın geçmişine, pişmanlıklarına ve yarım kalmış duygularına tanıklık ediyoruz. Berhan Dağlıca ameliyathanede yaşamla ölüm arasında gidip gelirken, hayatına hiç tam anlamıyla dahil edemediği oğlu Cihan geliyor hastaneye. Asla gerçek bir baba-oğul ilişkisi kuramamış iki adamın yolları, en kırılgan anda kesişiyor. Ve işin en çarpıcı noktası: Berhan’ın yardımcısı, hayatının yasak tarafı, can yoldaşı Cemile Hanım… Berhan’ın en büyük yarasını, en
Edebiyat
EmanetFatma Erdek · Ephesus Yayınları · 2025335 okunma
AŞK - Elif Şafak
10/10
·420 syf.··
Beğendi
·
2025 122. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 28 Aralık 2025 20:59
AŞK - ELİF ŞAFAK Yeni yıla girmeye birkaç gün kala bitirdiğim bir roman. Bu romanı bitirdiğimde hissettiğim şey yalnızca bir hikâyenin sona ermesi değildi; sanki içimde uzun zamandır sessiz kalan bir yer konuşmaya başlamıştı. Aşk, okunan değil, yaşanan bir roman. Sayfalar ilerledikçe insan, Ella’nın hayatına değil kendi hayatına dokunulduğunu fark ediyor. Ve tesirinde kaldığım bir roman. Elif Şafak, bu romanda aşkı bildiğimiz klasik,romantik süslü cümlelerle idealize etmiyor; aksine onu yakıcı, dönüştürücü ve çoğu zaman sarsıcı bir hakikat olarak karşımıza çıkarıyor. Şems-i Tebrizî’nin sözleriyle şekillenen Aşkın Kırk Kuralı, okura nasihat vermekten çok ayna tutuyor. Özellikle “Aşk korkuyla bir arada yaşayamaz” düşüncesi, modern insanın güvenli alanlarına ne kadar sıkı tutunduğunu yüzüne vuruyor. Çünkü bu romanda aşk, rahatlatan değil; yerinden eden bir şey. Konfor alanından çıkaran,düşündüren bir şey. Ella’nın dönüşümü, Mevlânâ ile Şems’in yolculuğuyla paralel ilerlerken, okur da ister istemez kendi “şimdi”sine çekiliyor. Romanda sıkça vurgulanan “Hakikat ne geçmiştedir ne gelecekte; yalnızca anda gizlidir” fikri, sayfalar arasında kaybolurken bile insanı durup düşünmeye zorluyor. Ne kadar az “şimdi”de yaşadığımızı fark ediyorsunuz.Hakikaten bir an durup düşünsenize. Ne kadar doğru değil mi? Aforizmalar, romanın ruhunu taşıyan en güçlü damar. “İnsan sevdiği kadar vardır” cümlesi, kitap kapandıktan sonra bile zihinden çıkmıyor. Çünkü bu cümle, sevginin bir duygu değil, bir varoluş biçimi olduğunu hatırlatıyor. Yine “Her ne arıyorsan, seni arıyordur” düşüncesi, insanın içindeki arayışın boşuna olmadığını fısıldayan sessiz bir teselli gibi. Aşk, Mevlânâ’yı tarihsel bir figür olmaktan çıkarıp yaşayan bir rehbere dönüştürüyor. Şems ise rahatsız edici bir bilge; sevdirerek
1000Kitap
AşkElif Şafak · Doğan Kitap · 200976,7bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
9/10
·536 syf.··
2025 74. kitabı
Öncelikle şunu söylemek istiyorum ki; son zamanlarda okuduğum en iyi,en özenli çeviriydi.Ki çevirinin bir kitap için ne kadar önemli olduğunu biliyoruz.Ve bu kitapta her cümlenin hakkı verilmişti. Hiç bitmesini istemediğim bir kitabın daha sonuna geldim.”Yarın ve yarın ve yarın”bana sadece bir hikaye değil;bir ömür,bir dostluk ve yaratıcılıkla yoğurulmuş bir bağ anlattı.Bu kitap benim için aşkın en derin haliydi.İçinde bütün duyguları barındıran bir kitap.Aşk,nefret,kıskançlık,dostluk,hırs,ihtiras,çaresizlik… Sam ve Sadie’nin yeniden bir araya gelerek kurdukları oyun şirketi aslında kendi iç dünyalarının bir yansımasıydı.Her oyun,geçmişlerinden bir iz gibiydi ve her oyunda biraz daha büyüdüler,biraz daha yara aldılar,biraz daha “insan” oldular. Kimi zaman kızdım,kimi zaman güldüm,bazı yerlerde gözlerim doldu.Özellikle son 2-3 bölümü beni çok etkiledi.Her duyguyu yaşattı bana anlayacağınız. Ama Marx’ın yeri bende hep ayrı kalacak.Ah Marx..Bir denge,bir arkadaş,bir nefes…Öyle bir dosta sahip olmak isterdim. Yazarın dili mükemmeldi,oldukça yalın ama bir o kadar büyülü.Birbirine derin bir bağ ile bağlı olan ama asla bir araya gelemeyen Sam ve Sadie’nin hikayesini okumanızı tavsiye ediyorum.
Yarın, ve Yarın, ve YarınGabrielle Zevin · April Yayıncılık · 2024304 okunma
8/10
·360 syf.··
2025 43. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 17 Aralık 2025 23:44
Spoiler içerir! Öncelikle kitabı rastgele aldığımı ve beni bu kadar etkileyeceğini düşünmediğimi belirtmek isterim.Yani ilkin Defne ve Mert ile ilgili sahnelerin olması olayların sadece onların etrafında şekillendireceğini düşündürtmüştü ama yavaştan işin içine Ege,Ayça,Deniz ve Rüya'nın da katılması işi daha da ilginç bir hale getirdi ve olayların nereye bağlanacağı konusunda merak uyandırttı.Karakterlerimizi değerlendirmeye gelirsek Mert en çok üzüldüğüm ve bunları asla hak etmediğini düşündüğüm bir karakter yani Defne'nin bunu yapmaya kesinlikle hakkı yoktu en azından içindeki o garipliği tutarsızlığı Mert'e söyleyebilseydi belki de halledeceklerdi ama o Mert'i bu yalnızlığa mahkum edip kendini bulmaya yöneldi ve kesinlikle bencilce bir karar olduğunu düşünüyorum..Artı bide hislerinden emin olmaması da ayrı bir nokta.Deniz ise bu hikâyenin en masumuydu onun suçlanabilecek hiçbir yanı yok.Rüya ise Mert'ten sonra daha da üzüldüğüm başka bir karakter.Ege'nin o çocuksu yanı.Ayça'nın ise bir noktadan sonra yapmaması gerektiği şeyleri yaptığını düşünüyorum:(Ve de Cenk'in Ayça'ya karşı olan hislerinin dostluk olduğunu düşünmüyorum asla:) Ve hikayenin en kırıcı noktası ise Mert'in Defne için yaptığı sergi ama Defne'nin ise başka bir adama yaptığı sergi...(Deniz veya başka biri fark etmez her türlü kırıcı:( Son sahne daha ayrıntılı yazılabilirdi.Ve sanırım kitap 2022 yılında basılmış ama hâlâ 2.kitap yok en kısa sürede çıkar umarım Söyleyeceklerim bu kadar okumadıysanız tavsiye ederim.
Aşkın -De HaliBüşra Yılmaz · Epsilon Yayınevi · 2022984 okunma
9/10
·98 syf.··
2025 44. kitabı
Murathan Mungan-Mahmud İle Yezida #kitapyorumum Uzun zamandır kesfetimde görmekte olduğum yazarlardan birisi olan, Murathan Mungan’ın kalemini çok merak ediyordum. Düşündüğümün ötesinde eserler bıraktığını tahmin etmemle, beraber birgün sahaflarda gezerken, eserlerinden birisi olan Mahmud ve Yezida’yı satın almamla onu tanımamı sağladı diyebilirim. 1919 Yılda Mardinin Mezopotamya topraklarında yaşamakta olan Yazar, Mungan, Mahmud İle Yezida kitabını 15 sahnelik bir tiyatro üzerinden ele almıştır. Müslüman bir genç olan, Mahmud Ezidi kızı olan Yezida’ya aşık olmaktadır. Köyün Ağası olan, Havvas Ağa’ya göre; Müslüman topraklarının müslümanlara ait olduğunu Ezidlerin bir hakkı olmadığını savunur. Köylünün ağzını bölünen topraklar üzerinden araması, sürekli kendi topraklarının üzerinden rüşvetler yaparak devletin altındakileri yönetmeye çalısması, bir Müslümanın, Ezidi biri ile bir araya bile gelmemesi gibi katı bencil kuralları vardır. Mahmud ile Yezida gizliden gizliye, Havvas Ağa ve köylülerin haberi olmadan hergün dilek ağacının altında görüşmektedir. Mahmud ile Yezida bu topraklardan kaçma planları yapmaya çalıssalarda, töre, kanun aşklarına engel olmaktadır. Mahmudun ansızın ölümü ile, Yezidan’ın çizdiği dairede kendi sonuna kavuştuğunun, aşkın, acının, sevginin hikayesi.. Doğu kültürünün büyük bir parçası olan töre eski çağlardan beri yaygındır. Kadının üstüne kadın, yaratılmış olan toprakların altında çıkarcı bir yaşamın sürdürüldüğü, bir yandan ise, kendini üstün sanan aslında düşünüldüğünde daha aşağıda olan bireylerin kurduğu biçim sistemi.. Hayatta bazen, insan kendi seçimleriyle sınanır, bir çemberin içindesinizdir ya da değilsinizdir. Tüm mesele burada.. Benim için Mahmud ile Yezida kitabı, oyundan öte bir aşk hikayesiydi.. Bu kitabı şimdiden alıp
Mahmud ile YezidaMurathan Mungan · Metis Yayıncılık · 20131,273 okunma
10/10
·96 syf.··
2025 10. kitabı
Bu kitabı okurken üniversite yıllarında bir derste satirik edebiyattan okumalar ve analizler yaparken karşılaştığım Jeanette Winterson adında bir yazarı hatırladım. Mine Söğüt’ün Ormandaki Kalpsiz Ceylan’ı ile Jeanette Winterson’ın masal-mit yeniden yazım geleneği, birbirinden farklı kültürel bağlamlardan çıksalar da aynı damar üzerinde buluşur: ikisi de çok iyi bildiğimiz bir hikâyeyi, dünyanın düzenini sorgulamak için yeniden kurarlar. Winterson, klasik anlatıların yapı taşlarını, kahraman, yolculuk, aşk, anne, baba, cinsiyet, kader, yerinden oynatarak toplumun “kaçınılmazmış gibi görünen” normlarını çözer. Söğüt ise masalı andıran ritmik dili, sembolik karakterleri ve karanlık orman metaforuyla benzer bir şeyi Türkçenin kültürel alanında yapar; ezeli bir masalı andıran bir hikâyeyi alır, içindeki güç ilişkilerini tersyüz ederek bugünün sistemini açığa çıkarır. Winterson’ın yazım tarzı daha keskin, deneysel ve ironik bir zeminde ilerlerken; Söğüt’ün dili büyülü gerçekçiliğe, ritüel anlatımına ve masalsı imgelerin duygusal gücüne yaslanır. Ancak ikisinin de amacı aynıdır: okura “hep böyle gelmiş hep böyle gider” denilen yapıları görünür kılmak, masalların içine gizlenmiş toplum düzenini deşifre etmek. Winterson bunu çoğu zaman cinsel kimlik, aşkın anlamı, beden politikaları ve bireyin kendi hikâyesini seçme hakkı üzerinden yapar; Söğüt ise güç, şiddet, kalpsizlik, masumiyetin kaybı ve ataerkil dünyanın yarattığı görünmez yıkım üzerinden. Her iki yazar da masalı bir kaçış alanı değil, bir teşhir alanı olarak kullanır. Masalın bildik motifleri, orman, mağara, kulübe, dönüşüm, yolculuk, yutulma, yeniden doğuş, artık çocukça bir dünyanın aksesuarı değil, gerçek dünyanın işleyişini çıplaklaştıran araçlara dönüşür. Winterson karakterlerini sürekli dönüştürerek kimliğin
Edebiyat
Ormandaki Kalpsiz CeylanMine Söğüt · Can Yayınları · 2025441 okunma