(...) Hızla yol alan bir otobüs tahayyül edelim. Koltuklardan birinde, yan yana, Mister Dedalus ile Mösyö Bloom oturuyor. Otobüsün camından birbiri ardına değişen manzaraları seyrediyor ve arada bir dönüp birbirlerine gördükleri hakkında yorumlar yapıyorlar; yahut gelişigüzel lâflıyorlar…
İşte münekkidin “şuur akışı” ve “kaleydoskopik şuur ekranı” dediği şey! “Yarı idrâk, yarı imâl” dediği şey! İsterse camdan geçen manzaraları seyredebilir, isterse otobüsün tavanına göz dikip hayâle dalabilir, isterlerse birbiri üstüne düşüp uyuyabilirler; ama bunların hiçbirine “dinamik bir akıl ve muhayyile” vasıflandırması yakışmaz! Zirâ bu türlü “istihâle”, gâyesiz bir değişme, İslâm Tasavvufu’nda “İbn’üz-zaman- zamanın oğlu” denilen makama denk düşer.
Oysa bir de, aynı otobüsün şoför mahallindeki “Hafiye”ye bir göz atalım: Gözleri daima “ufuk”ta, “direksiyon-istikamet bilgisi” elinde, “gaz ve fren pedalı-hareket ve sükûn kabiliyeti” ayağının altındadır. O, kaleydoskopik şuur ekranına yansıyan görüntüleri isterse göz ucuyla görebilir, isterse hiç görmeyebilir; yâni birbiri ardına kaleydoskopik şuur ekranına yansıyan yol kenarı manzaralarına isterse hiç aldırmadan, olanca dikkati “yol”da, “yol verileri”nde olmalıdır. Gâyeyi bilen odur. İsterse otobüsün yönünü değiştirebilir. Ama onun uyumaya da, hayâl kurmaya da hakkı yoktur; avını bekleyen bir kedi gibi yol üzerinde pürdikkat kesilmiş olmalıdır. Arkasındaki yolcuların belli bir zamanda, belli bir manzara karşısında neler düşünüp hayâl etmiş olabileceklerini kaale almak gibi bir mecburiyeti de yoktur. Ve bu realitesini kendi temin eden asıl “dinamik akıl ve muhayyile” denilmeye lâyık adama, İslâm Tasavvufu’nda “İbn’ül-vakt / vaktin oğlu” denir.
__Şimdi burada birinci misâl, “yolculuk”a âid hakikat, “zaman”a bağlı
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 7, Temmuz 1997), ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -II-, (Yolculuk ve Sürücülük, Yelteniş ve Eriş) (NOT: 6 Haziran 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.