Peru'ya gitmedin, siyah potinleri sevmedin, pembe çakıllı bir yolda yalınayak yürümedin. yapmadığın o kadar çok şey var ki insanın başı dönüyor, çünkü bizim de yapamayacağımız ne kadar çok şeyin olacağını gösteriyor. zamanımız yetmeyecek. sen beklememeyi seçtin. sonsuz sanıldığı için yaşama tutunulmasını sağlayan gelecekten vazgeçtin. insan tüm yeryüzünü kucaklamayı, tüm meyvelerin tadına bakmayı, tüm insanları sevmeyi isteyebilir. bizi umutla besleyen bu yanılsamalara sırt çevirdin.
yirmi yıldır belli bir mutluluk deneyimim olmadı. beni yiyip yutan bu yaşamı bütünüyle tanıyamadım; ölümde beni korkutan, yaşamımın bensiz tüketilmiş olduğu yolunda bana getireceği kesinliktir. bir kıyıda, herkesten uzakta, anlıyor musunuz?
— Bazen, bütün bunlara geri dönüp baktığımda, bir şey düşünürüm : acaba bazı şeyleri başka türlü yapamaz, yaşamımı farklı bir biçimde yaşayamaz mıydım — daha az acı çekip, daha az çektiremez miydim...
Bilmiyorum.
Belki.
Belki de değil.
— Ama şunu biliyorum: Yaşam tek seferliktir.
Bir kişi de, kim ise odur. Ben de ancak öyle, yaşadığım gibi yaşadım; başka türlü yapamazdım.
Sürekli aynı acıları çekiyor ve yalnızlığının içinde çözülmeyi bekleyen aynı soru üzerine kafa yoruyordu. "Bu nedir? Ölüm olabilir mi?"
İç sesi cevap verdi: "Evet, bu Ölüm."
"Bu acılar neden?" Ve ses cevapladı: "Sebepsiz yere, acılar hep böyledir." Bunun yanında, ötesinde başka bir şey yoktu.