asya

Külleriyle zamana meydan okuyan kitap ‘Ölü Canlar’
10/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2023 47. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 20 Aralık 2023 22:52
Ölü CanlarÖlü Canlar Nikolay GogolNikolay Gogol ‘Kötü Karakterler ve İyi Yazarlar’ Ölü Canlar, Gogol’un hem en önemli hem en buhranlı diye nitelendirebileceğimiz, Rus toplumunu kara bir mizah ile hicvetmiş bir kalemden çıkan, yine Rus toplumuna kırgın biraz küs fakat mağrur bir adamın okurca “kara günlerin ak ışığı” olarak nitelendirdiği ölümsüz ve çokça evrensel bir klasik eser. Gogol’un küllerinden doğması gerektiğine inanarak toplumun karanlık yanını en küçük detayları ile anlattığı bu kitapta bugün için bile bir takım çıkarımlar yapmak mümkün. Günümüzde sıklıkla tanık olduğumuz, vergi kaçakçılığı, rüşvet, dolandırıcılık, kara para aklama ve daha birçok kirli işin en karanlık ve en garip olayına tanık olacağınız Ölü Canlar’ ı unutmak mümkün olmayacak! Yazarın elleriyle yaktığı bu kitap, zamansız ve evrensel bir kötülük örneğinin en başat öyküsünü konu alıyor. Ölü Canlar, kötülüğün pınarında nefesleri kesen bir ustalıkla yaşamayı öğrenmiş Çiçikov karakteri ile hayat buluyor. Gogol’a sonraları ‘elimden çıkan kötülüğe inanamıyorum’ dedirten olayların baş unsuru/baş karakteri olan beyefendi Çiçikov, günümüzde bile varlığını koruyan saf kötülüğün en iyi örneklerinden. Bu kötülük düsturu elbette Ölü Canlar’ı merak etmeye engel olmamalı. Çünkü değişmez düzenin parçası olan iyilik ve kötülüğün çatışmasında alışılagelmeyen ya da o çok etik kuralları yıkmak istemeyeceğimiz tabuları, normları alt üst eden bir anlatımın sıkıcılıktan uzak dehşet verici ve acı sonu okunmaya ve Gogol’u anlamaya değer. Karakterimiz Çiçikov, beyefendi, saygın, aklı başında nizam sahibi görünen, hem dış görünüşü hem düşünceleri ile parmakla gösterilen bir profilin ardında gözünü para hırsı bürümüş, bugünün kendini beğenmiş insanına ait kibre sahip, iki yüzlü, çıkarcı eh tabi düzenbaz bir ‘can taciri’. Öyle bir karakter
Edebiyat
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma
Reklam
Uğultulu Tepeler
10/10
·408 syf.··
Beğendi
·
2023 40. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 20 Kasım 2023 15:03
Sonbaharın elçisi olmaya aday müthiş bir klasik Uğultulu Tepeler, Victoria döneminde yaşamış iki ailenin aşk, sevgi, nefret, intikam, kıskançlık, tutku gibi güçlü duygularla dolu geçmişini, gotik ve romantik edebiyatı bir araya getirerek en çekici unsurlarıyla kaleme alınan tek kelimeyle nefes kesici bir gençlik öyküsü. Bir aile çatısı altında, kuşaktan kuşağa aşkın evrimini ve aşkın diğer duygulara dönüşümünü karakterler üzerinden okurken karakterlerin temsil ettiği bu özellikleri net, keskin ve doludizgin taşıyor olmaları hatta yaşıyor olmaları hikayenin en çarpıcı özelliklerinden. Şüphesiz karakterlerin gerçek kadar canlı bir tablo sunan bu özellikleri, Emily Bronte’n kendi yaşamında yer alan kişilerden izler taşıyor olması. Kimine göre dünyanın gelmiş geçmiş en büyük aşk romanı olarak nitelendirilen Uğultulu Tepeler eh bu nitelendirmenin hakkını vermiyor değil fakat yine de tamamen bir kitabı bu şekilde değerlendirecek haddi kendimde bulamıyorum. Söylemeliyim ki hem iyinin tarafını simgeleyen sevgi hem de kötünün tarafını simgeleyen sevgi beni aynı derecede etkiledi. Yani kin, nefret, intikam, öfke gibi kötü duyguları simgeleyen ana karakterlerden biri olan Heathcliff’ in yaptığı kötülükler bir kenarda aşkını bir ömür bu duygular içinde devam ettirmesi (üzücü olmasının yanı sıra) çok güçlü, çok etkileyici bir o kadar çok dramatik. Tüm bunların yanında Uğultulu Tepeler, tanık olduğum en akıcı, sürükleyici klasiklerden.. Kitapla kalın Uğultulu TepelerUğultulu Tepeler Emily BrontëEmily Brontë
1000Kitap
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Can Yayınları · 201857,8bin okunma
Uykusuzluk -aşkın zaman tanımayan rüzgarı-
9/10
·43 syf.··
Beğendi
·
2023 42. kitabı
·
54 günde okudu
·
Okunma: 22 Kasım 2023 22:43
Miller Uykusuzluk adlı kitabında Japon bir şarkıcı olan Kundalini’ye olan aşkını samimi ve tüm gerçekleriyle anlatıyor. Kadının hayatında kendini bay hiç kimse olarak tanımlayan yazar iç sorgulamaların, çelişkilerin arasında yaşlı bir adamın kalbini açıyor bize. Kendi düşüncelerini ve âşık olduğu kadının düşüncelerini aslında çok iyi gözlemlediğini görüyoruz. Kimi zaman nasıl oldu da sevdim diyen yazarın bu aşkı biraz da kendi ekseninde hatta kendince yaşadığını anlıyoruz. Sayfa 16’da kayda değer bir haberleşme sürdürdüğünü dile getirirken aslında bu iletişimin tamamen kendi tarafından gerçekleştiğini okurken aslında aşkı kendi dünyasında ördüğüne şahitlik ediyoruz. Öyle ki kadına yazdığı mektupları postalamak yerine bir sandıkta saklaması bu durumu özetliyor. Hatta bunun üzerine muzip fakat trajik bir hayalde kuruyor; ölüp gittiğinde koi-bito’suna ulaşan ızdırap veren o mektuplar… İlginçtir Henry Miller, aşık olduğu kadının şarkı söyleme eylemini metaforik bir olguya dönüştürür. Her gün her gece aynı nağmelerle aynı kelimelerle yapılan bu işi güçlü atfetmesinin yanında duygusuzlukla nitelendirir. Çünkü yapılan iş tekdüzeliği, yinelemeleri, monotonluğu gerektirir kendince fakat yine de görürüz ki ne aşığını izlemekten ne de dinlemekten yorulur ve şöyle der; “yine de, yinelemelere karşın, tekdüzeliğe karşın kendimi hep ayın donmuş çiğinde yüzen bir deniz yıldızı gibi hissediyorum.” (s.22) Bu noktada Miller’ın tutkulu bir âşık olduğundan söz etmek bittabi mümkün. Açıkça söylemek gerekirse yaşına, deneyimlerine ki yaşam öyküsünde yer alan çılgın ve tutku dolu birliktelikleri bunu göstermektedir aşk onun için belki de sıkı bir tutku meselesidir. Tutku kavramının varlığını Miller’ın Uykusuzluk kitabıyla örtüştürmek isabet bir yaklaşım olacaktır. Bu aşk medcezirine yenik
Edebiyat
UykusuzlukHenry Miller · Ara Yayıncılık · 19892,967 okunma
Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler
Puan vermedi·88 syf.··
Beğendi
·
2023 31. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 14 Eylül 2023 10:10
Güneşin, denizin sonsuzluğu ilan ettiği bu Eylül’e, çok yakışan bir kitap önerim var Sessizlik çoğu zaman işe yarar, kabuğuna çekilmek yalnızca izlemek ve çokça dinlemek; denizi, güneşi, gökyüzünü, ağaçları, insanları, kedileri en çok da kendini, kendini dinlemek.. Benim günlerim tıpkı bu sakinlikte ve sessizlikte geçerken bir yoldaşım oldu. Hani dinlemekten bahsetmiştim ve uzun uzun sıralamıştım ya… Ben yoldaşımı dinledim sessizliğimde çokça. O anlattı ben okudum. Ve sonunda bana düşen, acı bir gülümsemeyle çantamı alıp çıkmak oldu. Yalçın Tosun’un diğer kitaplarına.. Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler Modern Türk Edebiyatına gerçek anlamda soluk getiren ve yön veren bir kitap. Öykülerden oluşan kitap, hayatın gerçekliğini çıplak, sade, etkileyici ve soluksuz bir dille aktarıyor. Bir yerlerde duyduğumuz, bir yerlerde gördüğümüz hatta bir zamanlar yaşadığımız ‘bizim’ hayatlar, Yalçın Tosun’un kaleminde kurgu oluyor. Gerçeğin izinde bir kurgu! Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler yazarla tanışma kitabım oldu. Devamı gelecek biliyorum. Çünkü çoğunlukla, kendimden izler bulduğum kitapların ve yazarların kolay kolay peşini bırakmam. Bence Yalçın Tosun, Türk edebiyatı nereye gidiyor? un güzel bir örneği olarak okunmalı; Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler ise bugün ki toplumumuzun edebiyatla bütünleştirdiği gerçek kurguyu anlamak, okur olarak yön vermek için okunmalı. Kitapla kalın Anne, Baba ve Diğer Ölümcül ŞeylerAnne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler Yalçın TosunYalçın Tosun
1000Kitap
Anne, Baba ve Diğer Ölümcül ŞeylerYalçın Tosun · Yapı Kredi Yayınları · 20181,735 okunma
İki Şehrin Hikayesi
Puan vermedi·494 syf.··
Beğendi
·
2023 28. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 31 Temmuz 2023 09:27
“Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem Aydınlık hem Karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu; hepimiz ya doğruca Cennete gidecektik ya da tam aksi istikamete…” Dünya edebiyatının en iyi giriş cümlelerinden birine sahip Dickens’ın ölümsüz eseri ‘İki Şehrin Hikayesi’. Romanın son sayfalarını araladıkça bu giriş cümlesinde ki zıtlıkları, çelişkileri, sağı ve solu, yukarıyı ve aşağıyı (Aristokrasi ve Halk, İngiltere ve Fransa, Devrim öncesi ve sonrası) çok net çizgilerle anlayabiliyoruz. Charles Dickens’ın en büyük tarihi romanı olarak bilinse de İki Şehrin Hikayesi; tarihin yanı sıra aşkı, şiddeti, dramı bilhassa açlığı, sefaleti, hırs ve intikamı olabilecek en iyi kurgu ve en iyi betimleme ile okura anlatan bir roman. İki Şehrin Hikayesi, haksız yere 18 yıl mahkum edilen ve ölü olarak bilinen Doktor Manette’in, kızı Lucie ile kavuşmasıyla başlar. Olayların devamında romanın esas karakterleri devreye girer; Charles Darney, Sdney Carton… Devrim öncesi cereyan eden olaylar devrim sonrasında yaşanılacak olayların zeminini oluşturur. Darney, aristokrat bir soyun mensubu olmakla beraber bunu reddeden halk yanlısı bir karakter iken Carton, kendi kendini yıkmış buna rağmen başarılı ve nüfuzu olan bir avukattır. İki karakteri aynı noktada buluşturan ise Lucie’ye olan aşkları olur. Romanda yer alan olayların ve karakterlerin merkezinde Devrim yer alsa da kurgunun gidişatı bu koşulsuz, saf sevginin bir yansımasıdır. Bu bağlamda romanda dikkat çeken en önemli noktalardan biri karakterlerin sahip olduğu kişisel özelliklerini okuyucuya sanki bugünün dünyasında var olmuş canlı bir varlık izlenimini oluşturacak kadar
Edebiyat
İki Şehrin HikâyesiCharles Dickens · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202376,4bin okunma
Reklam