Küçücük olmasına rağmen okurken büyük bir zihinle karşı karşıya olduğunu hissediyor insan. Miller, aşık olduğu bir Japon kadını anlatıyor gibi ama aslında daha çok kendini, kendi aşık olma biçimini, saplantısını, tutkuyla ilişkisini anlatıyor ki bence hepimizin hayatımızın belirli dönemlerinde düştüğü dehlizler bunlar. Zaman zaman bilinç akışının serbestliği yorsa da, ilginç bir okuma deneyimiydi diyebilirim. "Aşka inanabilsen, onun gereklerini yerine getirebilsen mükemmel olur. Yalnızca bir ahmak, katıksız bir aptal becerebilir bunu. Bir tek o özgürdür derinlere inmeye ve göklerde fink atmaya. Masumiyeti korumaya alır onu. Kendisi korunma isteğinde bulunmaz."
UykusuzlukHenry Miller · Ara Yayıncılık · 19892,972 okunma
Miller Uykusuzluk adlı kitabında Japon bir şarkıcı olan Kundalini’ye olan aşkını samimi ve tüm gerçekleriyle anlatıyor. Kadının hayatında kendini bay hiç kimse olarak tanımlayan yazar iç sorgulamaların, çelişkilerin arasında yaşlı bir adamın kalbini açıyor bize. Kendi düşüncelerini ve âşık olduğu kadının düşüncelerini aslında çok iyi gözlemlediğini görüyoruz. Kimi zaman nasıl oldu da sevdim diyen yazarın bu aşkı biraz da kendi ekseninde hatta kendince yaşadığını anlıyoruz. Sayfa 16’da kayda değer bir haberleşme sürdürdüğünü dile getirirken aslında bu iletişimin tamamen kendi tarafından gerçekleştiğini okurken aslında aşkı kendi dünyasında ördüğüne şahitlik ediyoruz. Öyle ki kadına yazdığı mektupları postalamak yerine bir sandıkta saklaması bu durumu özetliyor. Hatta bunun üzerine muzip fakat trajik bir hayalde kuruyor; ölüp gittiğinde koi-bito’suna ulaşan ızdırap veren o mektuplar…
İlginçtir Henry Miller, aşık olduğu kadının şarkı söyleme eylemini metaforik bir olguya dönüştürür. Her gün her gece aynı nağmelerle aynı kelimelerle yapılan bu işi güçlü atfetmesinin yanında duygusuzlukla nitelendirir. Çünkü yapılan iş tekdüzeliği, yinelemeleri, monotonluğu gerektirir kendince fakat yine de görürüz ki ne aşığını izlemekten ne de dinlemekten yorulur ve şöyle der;
“yine de, yinelemelere karşın, tekdüzeliğe karşın kendimi hep ayın donmuş çiğinde yüzen bir deniz yıldızı gibi hissediyorum.” (s.22)
Bu noktada Miller’ın tutkulu bir âşık olduğundan söz etmek bittabi mümkün. Açıkça söylemek gerekirse yaşına, deneyimlerine ki yaşam öyküsünde yer alan çılgın ve tutku dolu birliktelikleri bunu göstermektedir aşk onun için belki de sıkı bir tutku meselesidir. Tutku kavramının varlığını Miller’ın Uykusuzluk kitabıyla örtüştürmek isabet bir yaklaşım olacaktır.
Bu aşk medcezirine yenik
Aşk konulu deneysel bir metin olduğunu düşünüyorum öznesinin. aşk olduğu gün öykü. Bu tür deneysel metinleri okumaktan hoşlananlar bu kitabı sevecekLerdir
Henry Miller yazılarında yaşamöyküsünü hiç kimsenin yazamayacağını savunmuştu. Yazılmasına gerek de yoktur aslında, çünkü yapıtları onun özyaşamöyküsüdür zaten. “Yaşamım her şeyden daha gerçek ve benim için önemli olduğundan hayal ürünü kişiler ve olaylar aramaya gerek görmedim.”(s. 29 ePub)
“yaşamöykümü yazmaya gerek yok” — artık kitabın anahtarı. Bu, bir kibir cümlesi değil. Bu bir yöntem beyanı. Miller kurmaca yaratmıyor çünkü zaten kendi hayatını kurgulanamayacak kadar çıplak buluyor. Uykusuzluk bu yüzden roman gibi ilerlemez; dalgalanır, sapar, tekrar eder. Çünkü hayat öyle.
Bu metinde karşımızda romantik bir âşık yok. Acı çeken bir adam da değil yalnızca. Kendi çöküşünü izlemekten vazgeçmeyen bir bilinç var. Miller için asıl hasar gören şey “acı çeken benlik” değil, kendilik duygusunun sürekliliği. Bellek vurgusu boşuna değil. Kalp kırılması bir olay değil, zihnin durmadan tekrar ettiği bir sahne. Uykusuzluk zaten burada bir metafor değil, zihnin kendini susturamaması. Miller acıyı azaltmaya çalışmıyor; acıyı işlevsel kılmaya çalışıyor. Yaratıcılık tam burada devreye giriyor.
"En önemli edebi eserleri hatalarımız ve zayıflıklarımızdan ilham alıp ortaya çıkaran da bizleriz. En kötü halimizde bile umut doluyuz biz."
(Amin! Soloyu kes!) s. 9
Yani romantize etmiyor. Sanatın çıktığı yer kutsal bir acı değil, rezil bir ruh hâli, Aşkın ticarileşmesi değil yalnızca; duygunun mekanikleşmesi. Miller’ın sürekli yaptığı şey: düşüşünü romantize etmeden, ama durdurmaya da niyet etmeden anlatmak, sürekli kendini teşhir ederken aynı anda kendini aşağılıyor, aşkın sahtesini kabullenen biri. Ve kendini kandırırken bile uyanık kalmak. Bu kitapta samimiyet tam olarak burada doğuyor. Herkes aynı rolü oynuyor, aynı ezgiyi söylüyor, aynı baş ağrısını çekiyor. “Elimde olsa değiştirirdim”
UykusuzlukHenry Miller · Notos Kitap Yayınevi · 20162,972 okunma
Henry Miller, bu eserinde bizlere yetmiş küsur yaşına geldiğinde, görüp aşık olduğu bir kadından ve bu dönemden sonraki kendi iç dünyasından bahsediyor. . Kitabın sonlarında kendi ile alakalı kısma da yer verilmiş.
Hayatına beş evlilik sığdırmış ve her evliliğine ait yazdığı bir kitabı var. Genellikle müstehcen yazılar kaleme aldığı için Fransa hariç bir çok ülkede o dönem yasaklanmış.
Anlayamadım kitap yazmak için mi evlenmiş yoksa evlendiği için mi kitap yazmış? :D
Daha çok duygular ön planda, yaşadığı aşkı, acısı, kızgınlığı ve beraberinde gelen uykusuzluk durumunu kelimelerle dökmüş saçmış. Uykusuzluk ya da içimizdeki şeytan (yazarın değimiyle bu durumun diğer adı) bizlere aşkın gece uykudan uyandırışını, aşka bağlı olmayı ve ondan başka neden bir şeye inanmamız gerektiğini kanıtlamaya çalışarak felsefi bir dil kullanıyor. Kısa bir kitap. Yer yer alıntı yapacak güzel anlamlı cümleler vardı. Ama dahası yok sanki. Tercihi size bırakıyorum :)
Vesselam..
Henry Miller'ın uykusuzluk kitabını yanıma kitap almadığım bir anda bir öğrencimin elinde gördüm ve kısacık boşlukta kısacık kitabı karıştırmaya başladım. Aklıma geçmişte okuduğum bir söz geldi "Eğer bir şeyi kısa anlatamıyorsan anlamamışsındır."76 yaşında tanışıp aşık olduğu Japon bir kadın için yazılmış bir kitap.Düşünsenize bizim artık ölümü kendimize hak gördüğümüz, yaşanacak başka ne kaldı ki dediğimiz, en azından bunu hayal ettiğimiz bir yaş için aşkı yazmış.Aşkı için Japonca öğrenme isteği, aşkı için o yaşta bir kabareye onu her gün dinlemeye gitmesi bana duyguların bir yaşı olmadığını, hayattaysan ve yaşama sevincin varsa insan olmaya ,duygularla olmaya devam edersin hissini uyandırdı.
Kitaptan bir cümleyle bitirmek isterim keyifli okumalar.
AZIYLA YETİNMEDİĞİMİZ TEK ŞEY AŞKTIR.VE YETERİNCE VERMEDİĞİMİZ DE ODUR.
UykusuzlukHenry Miller · Notos Kitap Yayınevi · 20162,972 okunma
Miiller kardeşimiz mitolojik bir aşktanrısı gibi etrafta dolanmakta ve söz konusu tanrıların aksine bulaştığı her aşkta payına acı düşmektedir.
Gerçek hayatta birden çok evlilik yapmış olan yazar, yaşamının son demlerinde Japon bir kıza vuruluyor. Uğruna Japoncayı bile öğrenmeye gayret gösteren bu çekik gözlü Kleopatra ile ilişkileri tek kişilik bir senfoni orkestrası gibi hüzünlü bir dinleti sunuyor izleyenlere...
Aşkın zehrini zerkettiği Miller kardeşimiz acısını tuale karalamaya çalışsa da beyhude...
Neyse Allah günahlarımızı bağışlasın dostlar
İyi okumalar dilerim.
Sevgi içimizde.
UykusuzlukHenry Miller · Notos Kitap Yayınevi · 20162,972 okunma
Henry mitolojik bir yaratığa benziyor. Yazıları ateşli, yıldırım gibi, girift, hain ve tehlikeli. Yazdıklarının gücünü, o günahtan arındırıcı, yıkıcı, gözüpek, korkunç gücünü seviyorum. Yaşama duyulan hayranlığın, coşkunun, her şeye olan tutkulu ilginin, enerjinin, taşkınlığın, gülüşün ve ansızın patlayan fırtınaların bu tuhaf karışımı aklımı başımdan alıyor.
Her şey silinip süpürülüyor: ikiyüzlülük, korku, basitlik, yalancılık. İçgüdünün ortaya konması bu.
Birinci tekil kişiyi, gerçek adları kullanıyor; düzenden biçimden hatta kurmacadan bile nefret ediyor.
-Anai'sNin
UykusuzlukHenry Miller · Notos Kitap Yayınevi · 20162,972 okunma
Güzel bir kitap neden değerlendirmedeki puanı düşük anlamadım. Demek ki pek onlara hitap etmemiş ama bana gayet hoş geldi kitap. Kelimeler ve edebilik tam yerinde. Biraz felsefeyle harmanlanmış. İyi okumalar var olun
Henry Miller'ı Yengeç Dönencesi isimle duymuştum. Bu kitabı kız kardeşimin sayesinde okudum. O bir dizide görüp istemişti; bu sayede bende okumak istedim. Kısa bir kitap 62 sayfa. 62 sayfanın da etrafı boşluk ve bazı sayfalar resimlerle dolu. Yani toplasanız 30 sayfalık bir eser bile değil.
Öylesine kopuk bir hikaye inanın uzun süredir sıkıcı kitap okumamıştım. Aralarda çok çok seçme güzel cümleler var bunu da es geçemem. Kapağını kitapla çok uygun ve güzel buldum. Japon bir kadına aşık olan yazarımızın kendi hikayesinin anlatımı. Kitabın türü de anlatı zaten; bir roman değil. Konusuz bir kitap ya... Boş boş bakıyorum şu an inceleme yazmak için ne yazsam diye. Yazarın diğer iki kitabını okumak istiyordum iyice beklemeye aldım. Sırf içindeki güzel cümleler var diye böyle puan veriyorum...
Üzgünüm ki beğenmedim, başka kitap okumanızı tavsiye ederim. Böylesine inceleme yazacağımı da hiç düşünmemiştim...
UykusuzlukHenry Miller · Notos Kitap Yayınevi · 20162,972 okunma
Henry Valentine Miller, yaşadığı dönemdeki edebiyat formlarının dışına çıkarak roman, otobiyografi, felsefe ve mistizmi karıştırarak kendi tarzını yaratmıştır. Kendi hayatından aldığı gerçekleri tekrardan kurgulayarak kitaplarına aktarmıştır.
Alman göçmeni katolik bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası terzi Heinrich Miller, annesi ise Louise Marie Neiting'di. Çocukluğu Brooklyn'de geçti. Gençliğinde çeşitli işlerde çalıştı ve kısa bir süre New York Şehir Üniversitesi'nde okudu. 1928 ve 1929 yıllarında ikinci karısı June Edith Smith (June Miller) ile birlikte birkaç ay Paris'te geçirdi. 1930 yılında tek başına Paris'e taşındı ve II. Dünya Savaşı patlak verene kadar burada yaşadı. Bu dönemde meteliksiz bir şekilde arkadaşlarından geçinerek avare bir hayat sürdü. Anais Nin, Alfred Perles, ve Lawrence Durrell gibi yazarlarla dostluk kurdu. 1931'in sonbaharında Alfred Perlés vasıtasıyla Chicago Tribune'un Paris baskısında bir iş buldu. Sevgilisi Anais Nin'in desteğiyle 1934 yılında ilk kitabı Yengeç Dönencesini (Tropic of Cancer) yayımladı. Ardından Kara İlkbahar (Black Spring) (1936) ve Oğlak Dönencesini (Tropic of Capricorn) (1939) yazdı. Kitapları ABD'de müstehcen bulunduğu için yasaklandı. Ancak elden ele ulaştırılan kitapları ona belli bir ün kazandırdı.
1940'da ABD'ye döndü ve California'da Big Sur'a yerleşti. ABD'nin kültürel değerlerine ve ahlâkî tavrına meydan okuyan çalışmalarına devam etti. Hayatının son yıllarını Pacific Palisades'de geçirdi.
Yengeç Dönencesi'nin 1961 yılında ABD'de yayımlanması bir müstehcenlik davasına neden oldu. 1964 yılında ABD Yüksek Mahkemesi kitabın bir edebiyat çalışması olduğuna karar verdi. Bu olay cinsel devrimin kilometre taşlarından biriydi. Kitabın basılmasını savunan avukat Elmer Gertz ve Miller sonraki yıllarda yakın arkadaş oldular.
Edebiyat çalışmalarının yanında Miller bir ressam ve amatör bir piyanistti.