AsyLum aSyLum

AsyLum aSyLum
@asylumasylum
Bana buradan ne I kaldı? Köprünün üstünde bir avuç güneş, atkestanelerinin yapraklarında uzun yorgun bir fısıltı, sağır dilsiz bir adamını parmaklarında kurulan çetrefil cümle kaldı. Bir zamanın içinde bir başka zaman, yüzümden uçup gitmiş eldeğmemiş bir anlam, sınırlara gittiğim için bu korku, bu telâş, içimden geçen bu ölümcül yelkovan, aynamda hatlar kaldı. Geldim giderim, bir duvara kazıdığım ismim, penceremde asılı gözlerim, bir toz tanesi oldum ve savruldum havaya: Çatıların üstünde kedi, kuytu sokaklarda gölge, benden bir hayal kaldı. Söyle şehir: Dile gel, anlat, inle: Geceler doldu, gün günden daha ağır, daha ışıklı oldu: Saydın mı adımlarım, yandın mı ateşim, gördün mü kör, Zal, katarakt - benden sana alkım, ne kaldı? İşte böyle konuştuk, böyle sustuk, iki durum arası biribirimize yaklaştık, ortak bir yemin cümlesiydi, aradık. Kurabilseydik kaybolacaktık ortasında, bana buradan fiilsiz bir cümleye özne olmak kaldı.
Sayfa 121·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kendi kendine anlata anlata ona ait olmaktan çıkarmıştı her şeyi. Başkalarının meraklarını giderecek anlatılar kurmuştu kendi kafasında. Önceye ve sonraya dair. Anlatılarının arkasında yok etmişti kendisini.
Sayfa 107·Kitabı okudu
Alıntı
Yaralı bir hayvan gibi saklanmak için kendime kuytular arayıp dururken acı gerçeği kabullenmek zorunda kaldım: Kayboldum. Kaybolmak ansızın başımıza gelen felaketlerden değil; bir zaman dilimine yayılarak, yavaş yavaş insana sezdirmeden gerçekleşiyor. Ancak son evrede kendini belli eden sinsi hastalıklar gibi iş işten geçtiği vakit anlıyorsun ruhuna musallat olan amansız musibeti. O insanları tanımıyorsun, o mekanlar sana yabancı, o yolda daha evvel yürümemiştin, gölgen peşinden gelmiyor. Gözlerinde acı beliriyor, sükunetini yitirdin. Kayboldun. Güvenlik duvarların yıkıldı, ışıklar söndü, ortalık karardı, atlıkarınca durdu, müzik kesildi, rengarenk atların boyası döküldü, gürültülü makinelerden saçılan yağ, pas ve is kokusu arasında kalakaldın, nerede olduğunu bile bilmiyorsun. “Yaşamak, karanlık bir denizin kıyısında yürür gibi kaybolmanın kıyısında yürümekmiş; insanın kendisiyle mesafesi, dünyanın geri kalanıyla arasındaki mesafeden daha büyükmüş. Yalnızlık, hayatın içindeki küçük bir parça değil, hayatın kendisiymiş Hayal ettiğim hayat kesinlikle bu değildi, değildi, söylerken boğazım düğümleniyor. Değildi. Kaybolmanın en korkutucu yanlarından birini de bu sırada keşfettim: İç sesim farklılaştı, artık kendi sesim değildi de bir yabancıya aitti sanki. Hayatım boyunca peşimi bırakmayan kafamın içinde derinlerde bir yerlerde, olur olmaz her meselede bir an bile durmaksızın bazen fısıltıyla bazen gürültüyle konuşup duran o ses birdenbire tanıdık olmaktan uzaklaştı. Hayatın en çetrefilli meselesi çözülmesi en zor sırrı gerçekte kim olduğumuzdur. Ölmekle hayatta kalmak arasındaki mesafe sevdiklerinle arandaki mesafeyle ters orantılı, ölümün veya hayatın sana yakınlığını sadece bunun belirlediğini gördüm. Bir zamanlar birkaç kişi de olsa benim de etrafımda vardı