Bana buradan ne I kaldı? Köprünün üstünde
bir avuç güneş, atkestanelerinin yapraklarında
uzun yorgun bir fısıltı, sağır dilsiz bir adamını
parmaklarında kurulan çetrefil cümle kaldı.
Bir zamanın içinde bir başka zaman, yüzümden
uçup gitmiş eldeğmemiş bir anlam, sınırlara
gittiğim için bu korku, bu telâş, içimden geçen
bu ölümcül yelkovan, aynamda hatlar kaldı.
Geldim giderim, bir duvara kazıdığım ismim,
penceremde asılı gözlerim, bir toz tanesi oldum
ve savruldum havaya: Çatıların üstünde kedi,
kuytu sokaklarda gölge, benden bir hayal kaldı.
Söyle şehir: Dile gel, anlat, inle: Geceler doldu,
gün günden daha ağır, daha ışıklı oldu: Saydın mı
adımlarım, yandın mı ateşim, gördün mü kör,
Zal, katarakt - benden sana alkım, ne kaldı?
İşte böyle konuştuk, böyle sustuk, iki durum arası
biribirimize yaklaştık, ortak bir yemin cümlesiydi,
aradık. Kurabilseydik kaybolacaktık ortasında,
bana buradan fiilsiz bir cümleye özne olmak kaldı.