Anlamak için çok çaba gösterdiğim bir kitap oldu. Dark daha iyi
6/10
·392 syf.··
2026 7. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 13:47
Kitabı okumadan önce bu kitabın dark dizisinde görülen kitap olduğunu düşünmüştüm fakat sadece kapağının benzediğini gördüm. Dizideki karakterler bu kitapta yok sadece karakter isimlerinden bazılarının diziye selam çaktığı benzerlikler var. Charlotte, Adam, Tannhaus, Noah gibi... Ama arkalarında bambaşka karakter motivasyonları ve bambaşka bir mitoloji var. Olay akışı ve kitabın kurgusuna bakacak olursak dizidekine benzer döngülerden bahsedildiğini görebiliyoruz. Zaman Korucuları ve Zaman Haydutları ekseninde gelişen bir hikaye örgüsü var dersek yanılmış olmayız. Ancak bir eleştirim de çeviriye olacak. Çeviride yerelleşme yapılmış deniyor ilk baskılarda ve bu okurların hoşuna gitmediğinden bu baskıda düzeltilmiş haliyle yayınlıyoruz diye açıklama var ama ben pek düzeltme göremedim. Hanım bey ifadeleri absürt geldi bir yerden sonra. Bir de Öt han karakteri gerçekten orijinal baskıda var mıydı yoksa çeviri yaparken yerelleştirelim diye mi Türk mitolojisinden bir isim kullanıldı onu merak ediyorum. Eğer yerelleştirme sonucu yapılan bir şeyse kitabın özüne aykırı olduğunu düşündüm. Çünkü bu çeviri değil bir uyarlama olur kanımca. Kitabın baskı kalitesi de düşük geldi. Yeni bölüme geçerken sol taraftaki sayfaların boş olması gerekirken bunda bölüm sol sayfadan başlamış. Yani çift sayılı sayfalardan... diğer baskılarda buna dikkat edilebilir. Olay akışına gelecek olursak ben macera kısımlarında acayip koptum konudan. Kitapta geri dönüşler yapıp çok okuma yaptım anlamak için ve gerçekten çok karmaşık ve dağınık bir üslup var diye düşündüm. Neyse şu şekilde özetleyebiliriz. Charlotte moda ile ilgili bir şirkette çalışıyor. Çok meşgul olduğundan babasının aramasına fazla cevap veremiyor. Aynı gün kovuluyor. Babasının ölüm haberini alıyor ve kaza yapıyor. Kaza yaptığı adam
Zamanda YolculukH.G. Tannhaus · Theseus Kitabevi · 2020791 okunma
Bu inceleme tamamen spoiler içermektedir!!!
Puan vermedi·152 syf.··
2026 10. kitabı
" Dalından koparılmış, vazoda soldurulmuş bir çiçeği ne kurtarabilir? Bir vakitlerin görkemli ak zambağı Melek artık böyle bir çiçek olmuştu. Derinlerde bir yerlerde seziyordum bunu belki. Vazoda eskimiş, yaprakları hırpalanmış, al-karanlık bir gül ... " diyor kitapta Yalçın. Ama bilmiyor ki Melek hayatı boyunca hiç ak zambak olamamış ki. Annesi babası patronu bir de kocası derken hayattan tokadı yemiş de yemiş Melek. Üstüne utanmaz herkesin yaptığını Melek'e yapıp bir de beni seviyor musun diye sormaz mı? Sevgi diye bir şeyin varlığından haberi mi var ki Melek'in? Bir dedesi sevmiş, onu da hatırlayamıyor bile kızcağız. Ah ah, kitabın yaşanmış bir hikayeden alınması beni çok etkiledi. Doğruyu söylemek gerekirse hayatımda bu kadar iğrenç bir kitap okumamıştım. Her ne kadar okumak zor olsa da her bölümde farklı bir bakış açısı ve farklı bir gerçekle karşılaştırmış bizi yazar. Birinci bölüm zaten tamamen yargısız infaz. Sadece gözlerine bakıp bu bakışı biliyorum o suçlu demek akıl alır şey değil. Ama insana bir acaba mı diye düşündürmüyor da değil. Sonra yaşanan acıları bir bir Melek'in ağzından okuyoruz. İşte kitabın en can yakan kısmı burası. Yaşananları hayal ettikçe midem bulandı ama Yalçın bu hikayede ne düşünüyor diye merak edip okumayı da bırakamadım. Yalçın'a gelecek olursak. Diyorum ki Melek'i başta bir ak zambak olarak görmeseydi yine de o kızı kurtarmak isteyecek miydi? Hayır, hayır. Hiç sanmıyorum. Çünkü ateş düştüğü yeri yakar. Kitap bize resmen kim olursan ol insanların, toplumun seni gördüğü ya da kabul ettiği kadarsın demiş. Hayatta güzeller güzeli ak zambak da olsan insanlar seni koparıp iğrenç su dolu bir vazoya koyuyor, sonra da soldun diye seni yargılıyor. Kadına bakış açısından söz etmiyorum. Bu kişisel bir yorum meselesi değil, yazar durumu
Asılacak KadınPınar Kür · Can Yayınları · 202611,7bin okunma
Reklam
10/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2026 153. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 13:06
Ruh kalesini yeniden inşa edelim. Tarihin en zalim zelzelesiyle yerle bir olmuş gerçek medeniyet sitesinin yeniden kurulmasına taş taşıyalım. İnsanlığın, fizikötesinden başlayarak her plandaki depreminin sebep olduğu yıkılışları onarmasında elimizden geldiğince bir katkıda bulunalım. Yıkıcılığın değil, yapıcılığın adamı olalım. Cezbemiz, şuurumuz, kötülük izinde değil, iyilik çığırında olsun. Tutkumuz, gerçek medeniyetin dirilişi doğrultusunda olsun. Göğsümüz, ideal âlemin soluğuyla dolsun. Ruhumuz, kutlu ruhla güçlensin, desteklensin. Tarih, tabiat, zaman ve insan ilişkileri, yeniden, hilkat ve fıtrat kanunlarına uyacak şekilde düzenlensin tutumumuzla. Aşkımız, Nemrudun ateşine ateş değil, Hz. İbrahim'in gül bahçesine su taşımak aşkı olsun. Diriliş yolunda olalım, diriliş eri! * Diriliş çizgisini gözleyelim, izini izleyelim. * Dirilişte buluşalım, dost! * Dirilişte soluk alalım, kardeşim. * Diriliş içinde ol, arkadaş!
Hayata Dair
Unutuş ve HatırlayışSezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 2012944 okunma
Puan vermedi·208 syf.·
2026 298. kitabı
Türkiye solu 1970’lerde –başta öğrenciler olmak üzere– geniş toplumsal kesimlere ulaşırken, aynı ölçüde kadınları da içine aldı. Yüzlerce kadının sol siyaset içinde yer almasının tarihi de olan 1970’ler, aynı zamanda toplumsal cinsiyet yapısının sorgulanmasının nüvelerini de içinde taşıdı.. Düşüncelerinden, eylemlerinden ötürü tutuklanan yüzlerce kadın için “özel” kadın koğuşları oluşturuldu. Ankara’da gözaltına alınan kadınlar önce Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’na konuk edilip, ardından da başta Sağmalcılar Cezaevi olmak üzere, birçok cezaevinde uzun süre tutuklu kaldılar. Adli tutuklu kadınlar onlara “anarşik kızlar” dediler. Çoğu okuma yazma bilmeyen adli tutuklu kadınlar için cezaevlerinde “okul” açan “anarşik kızlar” da onlardan çok şey öğrendiler. Tutukluluk sürecini yaşayan “anarşik kızlar”, hep birlikte resim çektirmek için bir gün cezaevinin avlusuna çıktılar. Hava güneşliydi, objektife gülümsediler. Hayatın çağrısını duyuyorlardı, henüz çok gençtiler… Bu kitap, 1970’lerin siyasal hareketinin içinde yer alan kadınlara bir fotoğraf çerçevesinden bakıyor. Ancak, sol siyasal tarihle örülen bu çerçeve, zamana yayılarak genişlerken, sol tarihe damgasını vurmuş olaylarla da yeri geldiğinde buluşuyor.. Kızıldere'de Çayan, Özüdoğru, Arıkan, Ayna, Alptekin, Atasoy, Saruhan, Kurt ve Yılmaz güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu öl­ düler, Sa ff et Alp kurşuna dizildi. Kürkçü saklandığı yerde ertesi gün yakalandı. İki ayrı THKP-C davasında Ertuğrul Kürkçü, Ziya Yılmaz ve Oktay Etiman idam cezasına; Yusu f Küpeli, Münir Ramazan Aktol­ ga, Orhan Savaşçı, Necmi Demir, Kamil Dede, İlkay Demir Alpte­ kin, Rüçhan Manas, Kadriye Deniz Özen müebbet hapse mahkum oldular. 256 sanıklı davada diğer yargılananlar 1 974'te çıkarılan a fla serbest kaldılar. İdam cezaları 30,
Tarih
Bizi Güneşe ÇıkardılarAysel Sağır · Ayrıntı Yayınları · 201512 okunma
“Hız çağında unutulan şey: tefekkür”
10/10
·104 syf.·
2026 24. kitabı
10/10 Tefekkür Yaşamı üzerine konuşalım—bu kitap kısa ama düşündürdüğü alan çok geniş. Byung-Chul Han burada aslında modern insanın en büyük kaybını işaret ediyor: düşünme ve durma yetisini. Ona göre biz artık “yaşayan” değil, sürekli üreten ve tüketen varlıklar haline geldik. Bu yüzden de “tefekkür” yani derin düşünme, içe dönme, anlam arama hali neredeyse yok oluyor. Kitabın temel fikrini şöyle özetleyebiliriz: İnsan sadece eylemle değil, eylemsizlikle de var olur. Ama burada “eylemsizlik” tembellik değil. Han’ın kastettiği şey: * Durabilmek * Sessizlikte kalabilmek * Kendinle baş başa kalabilmek * Bir şeyi hemen tüketmeden, üzerinde düşünebilmek Bugünün dünyasında ise tam tersi var: * Sürekli meşguliyet * Sürekli dikkat dağınıklığı * Sürekli bir şey yapma baskısı Han buna “performans toplumu” diyor. Yani kimse seni zorlamasa bile sen kendini zorluyorsun. ⸻ Kitabın felsefi damarı Han, Hannah Arendt’in “vita activa” (eylem yaşamı) kavramına karşı, “vita contemplativa”yı (tefekkür yaşamı) yeniden hatırlatıyor.
Tefekkür YaşamıByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 2024363 okunma
Ebu’l-Hasan Harakani’de Fakr Kavramı
10/10
··
Beğendi
Kur’an ve hadislerde geçen “Fakr” kavramının iki ayrı anlamda kullanıldığı gö- rülmektedir. Bunlardan biri “suret fakirliği” de denilen “maddî fakirlik”, diğeri ise “manevî fakirlik”tir. 1. Maddî Fakirlik veya Suret Fakirliği: İhtiyaç duyulan mala ve eşyaya malik ve sahip olmamak demektir. Kur’an’daki: “Ganimet malları, yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerin- dir” 5 , ayeti ve benzer ayetlerde anlatılan fakrdır. Bu anlamdaki fakirlik hadislerde de: “Fakr, insanı nerede ise küfre düşürecekti.”6 “Fakirlik, iki cihanda yüzkarasıdır.”7 İfadeleriyle anlatılmakta ve bu manada gönle sıkıntı veren fakirliğin makbul olmadığı ifade buyrulmaktadır. Tasavvufa konu olan fakr ise bu tür fakirlik değil, manevi fakirliktir. 2- Manevî Fakirlik: Kulun kendinde varlık görmemesi, herşeyi Hakk’a irca etmesi, şahsının, amelinin, hal ve makamının Allah’ın lütfu olduğunu kabul etmesidir. Kur’an’daki: “Ey insanlar, siz Allah’a karşı fakir; yani muhtaçsınız. Allah ise ganîdir; yani herşeyden müstağni- dir.”8 ve “Allah ganîdir; siz fakirlersiniz; yani O’na muhtaçsınız.”9 ayetleri bu anlamda- ki fakrı anlatmaktadır. Peygamber Efendimiz, “Fakr, benim medar-ı iftiharımdır.” 10 buyurmaktadır. Yine başka bir hadis-i şerifinde “Allah’ım beni fakir yaşat, fakir öldür ve fakirlerle haşret!”11; Allah’ım beni sana karşı muhtaç (fakir) kılarak müstağni eyle, kendinden başkasına muhtaç (fakîr) etme!12 buyurmuştur. Bu hadisler manevi fakr anlamında kullanılmıştır. Kulun Allah’a muhtaç olması demek olan fakirlik, elbette fakiri de zengini de kapsar. Bu anlamıyla fakir ve fukara, malı olmayan anlamına değil, “sufî ve derviş” manasına gelir. Bu yüzden eskiden şeyhler kendilerine “Hadimu’l-fukara” (Fakirlerin hizmetkârı) derlerdi. İlk sufîler “yoksulluk” anlamına gelen fakr ile
Fakrın MakamlarıEbül - Hasan Harakani · Büyüyenay Yayınları · 201718 okunma
Reklam
Reklam