Sineklerin Tanrısı, William Golding
261 Sayfa, İş Bankası Kültür Yayınları
İnsanoğlu anadan doğma masum mudur yoksa içinde kötülüğün tohumu da barınır mı sizce? Sonradan mı öğrenilir kötülük, içimizdeki iyiliği beslemek filizlendirmek çok mu zordur? Ya çocuklar üzerinden okursak tüm bu soruları, ıssız bir adaya düşürsek ya bunları. Altı ile on iki yaş arasındaki beş altı erkek çocuğunu. Bırakalım bakalım kendi hallerine. İyilik mi galip çıkar yoksa diğeri mi?
William Golding’in ilk ve en meşhur kitabı Sineklerin Tanrısı. Modern Klasiklerin ilk kitabı olarak basmış İş Bankası ve Kültür Yayınları. Gelecekteki atom savaşı sırasında güvenli bir yere uçakla götürülen çocukların Mercan Adası’na düşmesiyle başlar hikaye. Sonra güç savaşları yaşanır. En büyük olanlar liderlik savaşına girerler, çocuklar kutuplara ayrılır. Ralph ve Jack arasında yaşanan liderlik savaşı günümüzün minik bir örneğine benzer bir anlamda. İnsanın içindeki güç arzusuna boyun eğmesi, fizyolojik ihtiyaçlar, duygusal ihtiyaçlar, doğa ile baş edebilme durumu. Bunların bir kaç çocuk üzerinden anlatılması. Baştan sona okuması oldukça keyifli bir romandı. Okuması kolay olsa da okurken bir o kadar da düşündüren sembolik bir hikayeydi. Okuma grubumuzla sohbet ettiğimizde de oldukça verimli geçen bir okuma olduğuna karar verdik. Bir çok konuyu ele aldık, tartıştık. Çok keyifliydi. Bu senenin belki de son toplantısını gerçekleştirdik ama güzel bir kapanış oldu diyebilirim Sineklerin Tanrısı’nı biz çok sevdik, yürekten tavsiye ediyorum tüm okurlara. Keyifle okuyun
#alıntı
”En büyük düşünceler, en basit olanlarıdır.”
”Bizden başka canavar yok belki…”
Kitap, savaşın yıkıcılığını, bir insanın ömür boyu sırtında taşıdığı vicdan azabını ve nesiller arası bağların iyileştirici gücünü anlatır. Torunu Mizuki, büyükbabasının bu trajik geçmişini öğrendikten sonra onun yaralarını sarmak ve bunca yıl sonra Keiko'nun izini bulabilmek için harekete geçer.
Yıl 1945; ergenlik çağındaki Ichiro, arkadaşı Hiro ile evde vakit geçirirken Hiroşima'ya atom bombası atılır. Şehir bir anda cehenneme döner. İki arkadaş, patlamanın dehşeti içinde Hiro'nun 5 yaşındaki küçük kız kardeşi Keiko'yu bulmak için harabelerin arasında aramaya koyulurlar.
Yaralı ve çaresiz haldeki Ichiro, zorunluluktan ötürü küçük Keiko'yu güvenli olduğunu düşündüğü bir yerde bırakmak zorunda kalır ve giderken ona kağıttan ilk turna kuşunu yapar. Ancak geri döndüğünde Keiko ortadan kaybolmuştur.
1000 Turna Kuşu ve Arayış; Ichiro, hayatı boyunca Keiko'yu bıraktığı için büyük bir suçluluk duyar. Onu aradığı yıllar boyunca, başvurduğu her yere Japon efsanesindeki "1000 turna kuşu katlayanın dileği kabul olur" inancıyla birer origami turna kuşu bırakır. Ichiro, babasından yadigar kalan değerli bir kitabın son sayfasını da origami yaparak bininci turna kuşuna ulaşır.
Bazen bir kurgusal romandan etkilenirsiniz, bazen de gerçek yaşanan bir meselenin romanında sarsılırsınız… İşte Sadako tam böyle bir kitap. Savaşın yıkıcılığı çok büyük, insanı yıkması en kötü sonucu. Kitabın dili, elbette etkileyici. Savaş anını, insan ruhunun derinliğini hissettiriyor.
Atom Bombası… ismi bile kulağa kötü geliyor.
-
Kitabın içeriği, Atom bombasından etkilenen Sadako’nın sürecini anlatıyor ve kitabı yaşatıyor. Okurken çokça duygulanıyor ve bir o kadar da etkileniyordum… Her ne kadar çocuk kitabı olarak geçse de öyle değil, büyüklerin de okuması gereken bir eser. Özellikle çocukların okuması gerek çünkü dünya barış dilini ve dayanışmayı çok güzel anlatmış…
-
Herkese keyifli okumalar diliyorum.
Tekrar tekrar okudum. Çocuk kalbimin, Atom karıncanın en iyi arkadaşı her okumada farklı bir his veriyor bana. Bende o sevgi dolu dünyada yaşamayı isterdim.
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Can Çocuk Yayınları · 2015279,7bin okunma
Oldukça sürükleyici, düşündürücü, sorgulama yaptıran, neden bu dünya bu kadar alçak aynı zamanda yüksek.?! Çünkü içinde insanlar var! okumanın tadını almayan, kitabın kokusunu duymayan, kimse lider ya da yönetici olmamalı diyorsun okurken, ama dönüp bakınca Hitler de kitap yazmış, atom bombası icadı da okurlar tarafından geliştirilmiş, bir güruhu anti semitist diye suçlayanlar da aynı şekilde davranmış... Amasız fakatsız, kimsenin kimseyi ezmediği, ırkından dininden mesleğinden ötürü ötekileştirilmemiş bir dünya mümkün değil mi?
Bunlar okurken sorguladığım aklıma gelen bir kaç olguydu. Kitabı okurken hala çocukluğumdan beri dünya var oldu olalı evanjelist, siyonist gruplar yüzünden bu duruma gelen bir dünya nereye evrilecek? Neden hepimize yetecek bir dünya varken neden bu kavga? Çarpıcı, kelime kullanımı olağanüstü, kelimelere hayat veren bir yolculuk daha bitti. Biraz daha gelişmeyi umut ediyorum. Zihinsel, insan, vatandaş olarak. Okuyalım. Vesselam.
Kitap HırsızıMarkus Zusak · Martı Kitabevi · 201214,5bin okunma
Öncelikle şunu belirteyim. Bu kitap bir roman değil, bir araştırma kitabı değil, bir inceleme eseri değil, bir hikaye veya kurgu kitabı hiç değil. Bu kitap olmuş olan acı bir olayın , o olayın mağdurlarından birinin ağzından direkt olarak anlatımıdır. Her satırı, her kelimesi, her sözü maalesef ki gerçektir ve yaşanmıştır. Kitabı, Ağustos 1945’te Nagasaki’ye atom bombası atıldığında Nagasaki’deki bir hastanede çalışan Radyolog Takaşi Nagai kaleme almıştır. Takaşi’nin kendisi de yaralanmasına rağmen hayatta kalanlara yardıma giden sağlık çalışanlarına katılmış ve harap olmuş şehirdeki durumu raporlamıştır. Takaşi, Nagasaki’nin bombalanmasının tam anını, şehirdeki kaosu ve sonrasında yaşananları oluyucuya aktarır. Yazıldığı yıl Amerika işgali altındaki Japonya'da yayımlanmasına izin verilmeyen ve ancak 1949'da yayımlanabilen Nagasaki'nin Çanları, insanlık tarihinin en trajik olaylarından birine yakından tanık olma fırsatı veriyor. Herkese tavsiye ederim. Keyifli okumalar.