Lilith program sonrası cellatlar tarafından yakalanmıştı.Büyük bir arabanın arka kısmında,sert bir işkence görüyordu.Dışarıda şehir yanıyordu;sokaklar alevin turuncu diliyle yutulmuş,duman gökyüzünü gri bir perde gibi kaplamıştı.
Zaman sanki daralıyor,sesler boğuluyordu.
Sonra bir tır.
Seyir halindeki dev araç,kontrolsüz bir öfke gibi doğrudan büyük arabaya çarptı.Metal metalin içine gömüldü.Dünya bir anlığına kırıldı.
Lilith çarpmanın şiddetiyle savruldu,bilinci söndü,kanlar içindeydi.
Tırın kapıları açıldı.
İçinden iki kadın indi.
Biri iri yapılıydı; bakışlarında sertlik, duruşunda yılların biriktirdiği mücadele vardı. Emma Goldman’ı andıran bir aura taşıyordu sanki fikirler bile onun omuzlarında ağırlık kazanıyordu.
Diğeri Sema’ydı.
Gözleri Lilith’i görür görmez değişti.
Hiç tereddüt etmedi.
Aracın içine yöneldi,Lilith’i kollarına aldı.Onu sanki kırılacak bir şey taşır gibi dikkatle dışarı çıkardı.Ama bu dikkat zayıflıktan değil,sevgidendi.
Lilith’i,cellatların aracının ezilmiş kaputuna hafifçe bıraktılar.
Ve sonra isyancı aracın kaputunun arkasına toplandılar.
Sokakların içinden taşan bir dalga gibi
İsyancı kalabalık,özgür kadınlar,farklı yüzler farklı geçmişler. Kimisi gençti,kimisi yorgun.Kimisi öfkeyle yanıyordu,kimisi sessiz bir kararlılıkla.
Ama hepsinin ortak bir noktası vardı:
Kadın olmaları ve bir kesimleri yoktu.
Her kesimden insan vardı.
Çünkü bir kişinin değil, bütün bir varoluşun -kadınlığın- meselesiydi. -Lilithin Meselesi-
Anarşi bir sahne düzenine dönüştü. Duman havada ağır ağır yayılırken,kalabalığın gözleri yaşla parlıyor,ışıkla gölgeler birbirine karışıyordu.
Alkışlar yükseldi.
Çığlıklar birbirine çarptı.
Lilith, kan öksürerek uyandı.
Dünya bulanıktı.