Canım bı tanem bacimla konuşuyoruz ilk LGSye kadar olan programın çok karışık olduğundan konuşurken konu bı anda yeni kız grubu var ya bı tane aura diye ona geçti ve hemen sonra da canım arkadaşımın flörtüne geçti. Lan nasıl oluyor bu hepsi 2 dakika içinde gerçekleşti😔😔 Neyse iyi ki de nehom hdjdjdjdj başkasıyla yapamam bu konuşmayı jdjdjdjdjjd
INSIDE OUT
​kafamın içindeki o masayı gerçekten yöneten duygular ve onların tam karşılığı olan o tek kitaplarrr⤵️ ​Kaygı 🧡: Sürekli tetikte olma, "Bir sonraki sayfada ne çıkacak, katil kim, ben bu ipucunu nasıl kaçırdımm?" anksiyetesii... Tabii ki Agatha Christie serisi. Zihni bundan daha çok çalıştıran ve kaygılandıran başka bir şey yoookk 🔎 ​Öfke 🔥: Sisteme, adaletsizliğe, o baskıcı ve karanlık dünyaya karşı duyulan o saf, çaresiz öfkee duygusuu... Kesinlikle 1984 . Okurken insanı sinirden ve hırstan delirtiyoo.👁️ ​Gıpta💚: O muhteşem güce, seçilmiş kişi olmaya, o büyülü dünyaya ve Hogwarts'ın o aşırı estetik havasına duyulan o tatlıı imrenme... Kesinlikle Harry Potter ve Azkaban Tutsağı . Keşke orada olsaydııım. 🪄 ​Bıkkınlık💜: İnsanlardan, tanrılardan, dünyadaki tüm o saçma dramalardan bıkmış, kendi adasına çekilip herkese göz deviren o umursamaz ve mesafeli AURA... Tam olarak Ben, Kirke . 🏛️ ​Korku💜: Çölün o tekinsizliği, devasa solucanlar, o karanlık gelecek ve hayatta kalma mücadelesinin verdiği o gerim gerim geren atmosferr... Kesinlikle Dune . Karakterlerle birlikte korkuyu dibine kadar hissediyorsunnn 🪐 az önce koltukta uzanırken aklıma geliverdi ben de üşenmeden yaptııımm☺️✨
İleti
Reklam
Lilith program sonrası cellatlar tarafından yakalanmıştı.Büyük bir arabanın arka kısmında,sert bir işkence görüyordu.Dışarıda şehir yanıyordu;sokaklar alevin turuncu diliyle yutulmuş,duman gökyüzünü gri bir perde gibi kaplamıştı. Zaman sanki daralıyor,sesler boğuluyordu. Sonra bir tır. Seyir halindeki dev araç,kontrolsüz bir öfke gibi doğrudan büyük arabaya çarptı.Metal metalin içine gömüldü.Dünya bir anlığına kırıldı. Lilith çarpmanın şiddetiyle savruldu,bilinci söndü,kanlar içindeydi. Tırın kapıları açıldı. İçinden iki kadın indi. Biri iri yapılıydı; bakışlarında sertlik, duruşunda yılların biriktirdiği mücadele vardı. Emma Goldman’ı andıran bir aura taşıyordu sanki fikirler bile onun omuzlarında ağırlık kazanıyordu. Diğeri Sema’ydı. Gözleri Lilith’i görür görmez değişti. Hiç tereddüt etmedi. Aracın içine yöneldi,Lilith’i kollarına aldı.Onu sanki kırılacak bir şey taşır gibi dikkatle dışarı çıkardı.Ama bu dikkat zayıflıktan değil,sevgidendi. Lilith’i,cellatların aracının ezilmiş kaputuna hafifçe bıraktılar. Ve sonra isyancı aracın kaputunun arkasına toplandılar. Sokakların içinden taşan bir dalga gibi İsyancı kalabalık,özgür kadınlar,farklı yüzler farklı geçmişler. Kimisi gençti,kimisi yorgun.Kimisi öfkeyle yanıyordu,kimisi sessiz bir kararlılıkla. Ama hepsinin ortak bir noktası vardı: Kadın olmaları ve bir kesimleri yoktu. Her kesimden insan vardı. Çünkü bir kişinin değil, bütün bir varoluşun -kadınlığın- meselesiydi. -Lilithin Meselesi- Anarşi bir sahne düzenine dönüştü. Duman havada ağır ağır yayılırken,kalabalığın gözleri yaşla parlıyor,ışıkla gölgeler birbirine karışıyordu. Alkışlar yükseldi. Çığlıklar birbirine çarptı. Lilith, kan öksürerek uyandı. Dünya bulanıktı.
Bir kitabı okurken hayal gücümüzle canlandırdığımız imgeleri insanlar nasıl görüyor, açıkçası merak ediyorum. Sonuçta hayal gücü soyut bir yeti, herkesin zihni ve hayata bakışı farklı olunca ortaya bambaşka sonuçlar çıkıyordur. İnsanlar kitap okurken canlandırdıklarını renkli mi görüyor, yoksa renksiz mi? Kendi açımdan düşündüğümde, iç açıcı tonda okuduğum kitaplar zihnimde renkli bir tonda canlanıyordu. Fakat karamsar tonda okuduğum kitaplar daha çok siyah beyaz ya da soluk renklerde beliriyordu. Hatta bazen tasvirler mum ışığının karanlık bir odayı hafifçe aydınlatması gibi gelirdi. Düşününce tasvir edilen hiçbir karakterin yüzünü tam olarak canlandıramadığımı fark ettim. Bu durum oldukça garip, oysa karakterin saçına kadar nasıl olduğunu bilirdim. Buna rağmen yüzler bana hep soluk ve hafif silik gelirdi. Şu ana kadar okuduğum karakterlerin yüzünü tam olarak anımsayamasam bile hepsinin duygularını derinden hissettim. Tüm anlamsız gelen düşüncelerini bile bizzat yaşamış gibi oldum. Sanırım taşıdıkları aura benim için daha eşsiz geliyor.
Duygu ve Düşünce
Farkında mısınız?
Artık insanlar sizin evinizi, arabanızı, malınızı, mülkünüzü kıskanmıyor. Ama sizin enerjinizi, auranızı, bir ortama girdiğinizde kattığınız havayı, insanlarla kurduğunuz bağı kıskanıyor. Kıskançlığın bile şekli değişti…
1000Kitap
Uygulamanın kendine has bir jargonu var sanıyorum. En sık kullanılan “aura” onu anladım😌
Reklam
Reklam