Bilindiği gibi başlangıçta zaman vardı ve her şey zamanla oldu. Nice yiğitler zamanla yıkıldı gitti de sabırla yerde sürünmesini bilenlere güldü talihin yüzü.
Son zamanlarda buradaki pek çok arkadaşın benzer bir sitemi var: “1000kitap eskisi gibi değil!”
İnsan değiştikçe kullandıkları ve tükettikleri de değişiyor. Sanırım son zamanlarda bundan en kötü etkilenenlerden biri de 1000kitap oldu.
Uygulamadaki Akış kısmına ne zaman baksam elim “İlgilenmiyorum” butonuna gidiyor. Yani eskiye nazaran 1000kitap’ta artık neredeyse hiçbir şeyle “İlgilenmiyorum.”
Dedikodu ve itiraf sayfalarının yoğunluğunun artması, hakkıyla kitap incelemesi yazan insanların algoritma tarafından emeğinin karşılığını alamaması ve kitaplardan bağımsız olarak paylaşılan videolar bizi bu noktaya getirdi.
Elbette bu uygulamanın yeri çok ayrı ve bizi kitap okuma alışkanlığında tutuyor. Bugüne kadar verilen emeği takdir ettiğim pek çok ileti de yazmıştım ama 1000kitap artık eskisi gibi değil ve muhtemelen hiçbir zaman da istediğimiz ideal halinde olmayacak.
Sonuç olarak insanın bu uygulamayı bireysel bir arşiv tutmaktan öte kullanası gelmiyor artık. Ben de içeriklerimi ve kitap yorumlarımı Instagram’daki “alintilarlayasiyorum” sayfamdan paylaşıyorum, buradan beni takip edenleri oradaki sayfama da beklerim.
Bir gün daha keyifli bir 1000kitap’ın hayaliyle…
Cengiz Han'a Küsen Bulut
Gün Olur Asra Bedel eserinde; küçük bir tren istasyonunda ailesiyle yaşayan Abutalip Kuttulbayev, bu kez Cengiz Han'a Küsen Bulut'ta okuyucunun karşısına çıkar.
Efsaneler kaleme alan öğretmen Abutalip'in başı bu kez derttedir. Neden mi? Yazdıkları görevinde yükselmeye çalışan sorgu yargıcı Tansıkbayev tarafından çarpıtılmaya çalışılacaktır.. Acaba öğretmen ne yazdı da sorgu yargıcının radarına takıldı?
Efsanede bahsedilen Cengiz Han, Batı ülkelerini fethetmek için ordusunu toplar, yola koyulur. Yolculukta bir gün, bir bilgin ona, huzurunda "Gök Tanrı'nın hikmeti bir bulutun üzerinde belireceğini," söyler. Cengiz Han' sa gayet şaşkın.. Önce buna inanmak istemez. Taa ki kendisini gökyüzünde takip eden " Bir Bulut'u" görünceye kadar..
Bulut Cengiz Han'a güven aşılar. Gök Tanrı'nın desteğini aldığı düşüncesiyle Cengiz Han gayet memnunundur.. Ama o da ne?
Bizim bulut, Cengiz Han' ın yaptığı bir hata sonucu onu terk edecektir, orası ayrı..
İşte bütün mesele de öğretmen Abutalip'in bu efsaneyi kaleme almasında..
###
Okur olarak son söz :
"Bir bulut'u yazarın metafor olarak kullanmasında ne var?" derseniz?
Gizli olarak yöneticinin yaptığı yanlışları eleştirmektir, aslında bir bakıma bu..
Nasıl mı?
İktidarını kudretini kaybetmek istemeyen bir hükümdar düşünün önce. Öyle kararlar alıyor ki.. Haksızlık yapıyor. Halkına göz dağı vermek için de idam emri veriyor. Sonrası mı? Hak'ta, adalette bir bulut gibi onu terk ediyor. :((
Eee adaletin Hak'ın sembolü "bulut" bu kez nerede görülecek, derseniz?
Tabi ki, mazluma sahip çıkan, iyilik eden, adil olmaya çalışan kişinin üzerinde görülecektir. Aynı öksüz yavruya kucak açan, yaşlı hizmetçi Altın 'ın üzerinde görüldüğü gibi. :))
Bana kalırsa, bundan daha güzel, muazzam bir metafor olamaz, diye
Devletin yüksek menfaatlerinden üstün başka bir şey olması mümkün müdür? Kimileri insan yaşamının her şeyden üstün olduğunu söylüyor. Şaşkınlar! Devlet yalnızca insan yakıtıyla tutuşup yanan bir sobadır. Yakıt olmazsa bu soba çalışmaz, tıkanır. Ve gerekli olmaktan da çıkar. Ama insanlar Devlet olmadan var olamazlar. Kendi kendilerini yakmaya başlarlar. Ateşçiler ise sobaya muhakkak yakıt, odun atmak zorundadır. İşte her şey bu düzenin çalışmasına bağlıdır.
“Ölesiye bitesiye çalışmamın sonunda, ola ola halk düşmanı mı olacaktım? Bana böyle mi diyeceklerdi?”
Ah Tanabay, böyle mi olacaktı sonunuz? Ümitlerin, hayallerin böyle mi tükenecekti bir bir? Sen güneşli günler görmeyi umarken hep böyle kış mı görecektin?
Roman Tanabay ve Gülsarı’nın yaşlılık günleri ile başlıyor, daha sonra geriye dönüşlerle Gülsarı’nın doğumundan ölümüne kadar yolculuk, Tanabay’ın gençliği, devrime inanışı ve kendisini devrime vermesi fakat tüm bunların boşa çıkmasıyla sona eriyor. Tanabay ve Gülsarı’nın romanın başındaki ölüm yolculuğu bana bu yüzden Gün Olur Asra Bedel kitabını anımsattı.
Tanabay’ın eşiyle ilişkileri, dostu Çora’yla ilişkileri, bir bütün olduğu her duygusunu hisseden Gülsarı’yla ilişkileri öyle güzeldi ki tüm duyguları yüreğimde hisssettim.
Ama en çok da Tanabay’a üzüldüm. Savaştan sağ dönmüş devrim için her şeyi yapan, abisini bike devrim için gözden çıkaran Tanabay’ın sonunda vatan düşmanı olarak görülmesi, kendini parçalarcasına güzel günlere, devrime inanması uğruna çalışması fakat tüm bunların boşa çıktığını görmesi öyle üzücüydü ki… Vatan düşmanı olarak suçladığında bile “Merhamet bekleyecek değilim. Niye merhamet bekleyeyim ki? Suçlu muyum ben?” diye düşünmesi aslında o dönemde yaşanan aksaklıkları göstermesi açısından çok etkileyiciydi. Yaşadıklarına rağmen Tanabay yine de gençlerden ümidini kesmez, hala ümit etmeye devam eder.
Aytmatov bunların yanında mankurtlaşmayı, kendi değerlerine, geleneklerine yabancılaşmayı, toplumun ortak bilincinin yitmesini, yaşlanan Gülsarı’yla çok güzel anlatmış. Bana göre Gülsarı toplumun ortak bilincidir, geçmişidir. Romanın başında Gülsarı ve kamyonu yan yana getirmesi aslında gelenek ve teknolojinin yan yana gelmesidir. Gülsarı’nın sonu aslında toplum bilincinin, geleneklerinin,