Avrupalı... Hangi Avrupalı? Bugün bütün dünya Avrupalı değil mi? Aydınlarımız, Batı'nın her hastalığını ithale memur bir anonim şirket. 19. asırda ithal ettikleri hastalığın adı "buhran"dı. Kelime doğar doğmaz birbirini kovaladı buhranlar: iktisadîsi, içtimaîsi, fikrîsi. Şimdi de yeni bir meta' sürüyorlar piyasaya: Bunalım. Cıvık, sinsi, vahim bir maraz. Kendimize pek yakıştırdığımız bu illetin kökü ne tarihimizde, ne uzviyetimizdedir.
Batı toplumunda kaşiflik ve keşifler yalnızca erkeklere mahsus kal­madı. Doğu toplumlarında kadın evinin kapısı önüne çıkma özgür­lüğüne sahip değilken, Batılı kadınlar seyyahlık ve keşif konusunda sınırlı da olsa başarılar gösterdiler. Yazdıklarıyla kendilerinden sonraki kuşaklara cesaret verdiler. 381 -384 yılları arasında Mısır ve Kudüs'e seyahat etmiş erken dönem kadın gezginlerden Egeria'nın yazdıkları Batı toplumunda biliniyordu. 1832'de Kanada'ya giden Susan Moodie, 1835'te Hindistan'ı ziyaret eden Emily Eden, 1842 yılına Orta Do­ğu'yu gezen ilk kadın Ida Pfeiffer, 1854'de Amerika, Kanadayı 1878 yılında Japonya, Çin ve Güney Asya'yı gezen Isebella Bird Bishop ve 1861-1865 yılları arasında Afrika'daki gezilere katılan Florance Ba­ker'in hatıraları 19. yüzyılın ikinci yarısında dünyaya gözlerini açmış Avrupalı kadınlar için hala canlılıklarını koruyordu. Özellikle Jules Verne'nin 1873'te yayınladığı 80 Günde Devri Alem adlı kitabından etkilenerek 1889 yılında dünya etrafında seyahat yarışına çıkan Ameri­kalı gazeteciler Elizabeth Cochran (Nellie Bly) ve Elizabeth Bisland'ın başarısı kadınlara cesaret veren örneklerden oldu. Kaşifin ve keşfin kutsandığı, bilgi edinmenin haz kaynağı olarak ka­bul edildiği bir toplumda dünyaya gelen Genrude Bell'in gelişmelerden etkilenmemesi mümkün değildi. Babasına yazdığı mektupta kendisini mutlu eden bilgi alanının tarih ve sanat olduğunu yazıyordu. Tarihe duy­duğu ilgi onu aynı zamanda farklı kültürleri tanımaya yöneltiyor, kaşifle­rin hayat hikayelerini ve gezi notlarını büyük bir hayranlıkla okuyordu. Büyük bir zevkle okuduğu şair ve kaşiflerden biri de Charles Montagu Doughcy (1843-1926) olmuştu. Doughcy, Filistin ve Kuzey Arabistan'da seyahat ederek gezilerini Travels in Arabia Deserta (1888) başlığı ile ya­yınlamıştı. Bu
Sayfa 30·Kitabı okuyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Kıtaları ipek bir kumaş gibi keser biçerdik., Kelleler damlardı kılıçlarımızdan, Bir biz vardık cihanda, bir de küffar! Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları İhtiyar dev mazideki ihtişamından utanır oldu, Sonra utanç unutkanlığa bıraktı yerini Ben bir Avrupalıyım demeye başladı Asya bir cüzzamlar diyarıdır Avrupalı dostları acıyarak baktı ihtiyara Ve kulağına "hayır delikanlı" diye fısıldadılar Sen bir az gelişmişsin! Hristiyan batının göğsümüze iliştirdiği Bu i*am yattasını bir "nişan-ı zışan" gibi Gururla benimsedi AYDINLARIMIZ"
Sayfa 98 - İletişim Yayınları
Alıntı
Adamlar diyor ki, bu Türkler, bunlar Müslüman; Avrupa’ya girmesinler… Peki, 2000 sene evvel girenler kimdi? Osmanlı döneminde gelenler kimdi?.,Daha önce gelenler kimdi? Hep Türk.. ” Saf ırk”, “Aryan ” safsatasına inanmış olan Almanları git biraz kazı, altından Hun çıkar. Birçoğu Türkiye ‘deki pek çok insandan daha fazla Asya tipidir; çekik gözlü, elmacık kemikleri yüksek. Bunlar dedelerini beğenmiyor, yâni bizleri; boynuz kulağı geçti derler ya öyle bir durum var. Avrupalı dediğin de kim oluyormuş?
Tarih
Ve hürriyet... Bu, bizim öteden beri içine düşmemiz için Avrupalının kurduğu ökse olmuştur. Avrupalı kendisi için deva olan ilaçları bizim için zehir olarak ihraç etmeyi pekiyi bilir! Gerçek ve köklü hürriyet nedir?..
İlim, bütün müsbet bilgiler İslâmdan başlar. Avrupalı o devirde domuzlar gibi ağaç köklerini kemirirken Harun Reşid Alman Büyük İmparatoru (Şarlman)a, oniki kapısı olan ve her saatte kapısından başka bir timsal çıkıp tekrar içeri giren meşhur saatini göndermiştir. Bu ruh, (Rönesans)a, bugünkü Avrupa'yı meydana getiren ilim ve fikir hareketine temel olmuştur.