Populus me sibilat, at mihi plaudo
Ipse domi simul ac nummos contemplar in arca.
"Herkes beni eleştiriyor ama ben evimdeki parayı düşünerek kendimi alkışlıyorum."
Sanki yüzyıllık bir uykudan uyanan bekçi, yerinden doğrulup çevresine bakınca kendisini uyandıran kişiyi göremedi. Çünkü her taraf karanlıktı. Zaten görülen ve görülmeyen bütün düşler, bu karanlığın ta kendisi değil miydi?
Ama bu ölüler geri gelirse şayet, hangi formda gelecekler? Eksik ya da kesilip sakat bırakılmış bedenlerinden onlara ne kalacak? Neyi seçecekler? Hayalet başı mı yoksa hayalet gövdeyi mi?
Heyhat! Ölüm ruhumuzu ne hale getirecek? Ona nasıl bir mahiyet kazandıracak? Ondan ne götürecek ya da ona ne verecek? Onu nereye koyacak? Yeryüzüne bakıp ağlasın diye bazen etten gözler verecek mi ona?
"Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız. Ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter."