Kitabı okuyup bitirdiğimden beri kafamı ve düşüncelerimi toplamak bahanesiyle inceleme yazmayı sürekli erteliyordum. Ama bugün daha fazla ertelemek istemediğime karar verdim. Sonunda bu kitaptan bahsedeceğim için oldukça heyecanlıyım.
Bu incelememde R. F. Kuang' ın ülkemizde son çıkan kitabı olan Babil' den bahsedeceğim. Öncelikle kısaca kitabın konusundan ve her ne kadar tam puan vermiş olsam da kitabın sevdiğim ve sevmediğim yanlarından, sonra ise kimlere önerdiğimden bahsedeceğim.
Kolera salgını yüzünden yetim kalan küçük bir çocuğu, Oxford akademisyenlerinden Profesör Lovell himayesi altına alır. Ve kendisine sevdiği kitaptan etkilenerek Robin Swift adını koyan küçük çocuğu Londra' ya getirerek onun Oxford' un prestijli Kraliyet Çeviri Enstitüsü' ne girmesi için eğitim almasını sağlar. Biz Robin' in Çeviri Enstitüsü' ne girmesinin ardından kendi döneminin öğrencileri olan Rami, Victoire ve Letty' le Babil' in karanlık sırlarının farkına varmalarıyla beraber giderek karmaşıklaşan ilişkilerini okuyoruz.
Kitap, benim oldukça takıntılı olduğum dark academia türünün bir ürünü olmasının yanı sıra çok ama çok sevdiğim Haşhaş Savaşı serisinin yazarının bir kitabı. Dolayısıyla benim bu kitabı sevmemem zaten pek olası değildi. Ama yine de kitapta sevdiğim gibi sevmediğim bazı noktalardan da bahsetmek istiyorum.
Kitabın yaklaşık ilk iki yüz sayfası bizim karakterlerle ve kitabın dünyasıyla tanışmamız için oldukça sakin ve sabit ilerliyor. Ve benim bununla hiçbir sorunum yok ancak Robin' in Rami, Victoire ve Letty' le olan ilişkisinin ve grup içi dinamiklerin bu iki yüz sayfada daha iyi anlatılabileceğini düşünüyorum. Çünkü bana kalırsa birkaç örnek konuşma ve olay haricinde bizim yan karakterlerin kişiliklerini anlamamız genel olarak sonraki dört yüz sayfaya kaldı. Kitap