İki Alman. — İnsan Kant ve Schopenhauer'i, akıllarını değil ruhlarını dikkate alarak, Platon, Spinoza, Pascal, Rousseau ve Goethe ile kıyaslarsa: Adları ilk sırada yazılanlar dezavantajlıdır: Onların düşünceleri tutkulu bir ruh hikâyesi oluşturmaz, ortaya ne bir roman, ne düşünülmesi gereken krizler, ne felaketler, ne de ölüm anları çıkar; düşünceleri aynı zamanda bir ruhun istem dışı biyografisi de değildir, aksine Kant'ın durumunda bir kafanın, Schopenhauer'in durumunda ise bir karakterin (“değişmezin”) tanımı ve yansıması, bizzat “aynadan”, yani mükemmel akıldan duyulan sevinç söz konusudur. Kant düşüncelerinden sıyrılıp, kendini gösterdiğinde, en iyi koşullarda dürüst ve saygıdeğer, ama önemsizdir: Onda ayrıntı ve güç yoktur; çok fazla şey yaşamadı, ve çalışma tarzı ona yaşayacak zaman bırakmadı, — haklı olarak ben dış kaynaklı yüzeysel “olayları” değil, talihsizliklere ve sarsıntılara maruz kalan, rahat ve kedersiz zamana sahip olup, düşüncenin tutkusunda yok olan, en yalnız ve sakin yaşamları düşünüyorum. Schopenhauer ondan daha avantajlıdır: En azından nefret, hırs, kibir, güvensizlik konusunda doğanın birtakım sert çirkinliklerine sahip; daha vahşi bir yapıdadır ve bu vahşilik için gerekli zamanı olmuştur. Ama onda eksik olan “gelişmedir”: Düşünce alanında bu eksikti; onun bir hikâyesi yoktu.