Nihal Atsız’ın Ruh Adam’ı sıradan bir roman değil, Türk edebiyatında eşine az rastlanan, psikolojik derinliğiyle sembolizmi, mitolojiyi ve doğaüstü ögeleri harmanlayan bir eser. İç içe geçmiş o kadar
Efsane ile başlar efsane ile biter. Kökleri Uygur olan bu hikaye Kamlançu ülkesini bir baharda yüzbaşı Burkay‘ın Açığma Kün’e olan aşkıyla başlar. Açığma Kün için evdaşına kötülüğe feda eden Burkay
Harika bir Uygur masalıyla başladı. Keşke tüm kitap böyle devam etseydi diye içimden geçirmedim değil. Romanımızın başkahramanı Selim Pusat. Antikahramanların en korkuncu. Mükemmel yazılmış, onu okurken başıma ağrılar girdi. Postmodern romanın ilk örneklerinden olmasına rağmen çok iyi yazılmış fakat yer yer anlatıcının önüne yazar geçmiş ve bu kurmacayı bence zedelemiş. Romanda en sevdiğim kahraman kesinlikle Ayşe idi. Fakat çürük bir kolu kesmediği daha doğrusu kesemediği için benim fikrimce hayatı mahvoldu. Roman merak uyandırıcı ve anlamlandırmaya çalışırken baş ağrısı yaratan cinsten. Oldukça sevdim. Selim hariç.
Ruh AdamHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 202133,9bin okunma
Padişaha bağlılık yemini olan ve ve bunu askeri yüzbaşı iken kendi komutanııyla tartışarak kendisinin kralcı olduğunu ve herkesin de kralcı olduğunu iddia etmesi ile roman başlıyor .  Bu iddia
Ruh Adam: Bir Zihin Labirenti
Benzerine başka hiçbir yerde rastlayamayacağımız, eşsiz bir roman. Her ne kadar bir kurgu olsa da yazarın kendi benliğinden ve fikir dünyasından yoğun izler taşıyor.
Ruh Adam tam anlamıyla “zihni parçalanmış bir adamın” romanı. Ama öyle böyle bir delilikten bahsetmiyoruz.
Olay örgüsünde sürekli geçmiş-şimdiki zaman, tarih-gerçek, hayal-hayat, sevda-savaş