Önyargı hepimizde var ve olmasa yaşam çok daha keyifli olur sanki. Bugün -malûmunuz son günlerin popüler konusu- edebiyat uygulama sınavını yaptık. Hocalarımız elindeki dosyalarla sınıflara, öğrencilere dinletme yapmak üzere giderken tedirgindi. "Aslında bu sınavı edebiyatçılar derslerinde yapmalıydı, bizim uzmanlık alanımız değil ki." şeklinde serzenişte bulundular. Birkaçını rahatlatmak adına "Hocam, aslında son derece basit bir konu. Öğrencilere öyküyü dinletip elinizdeki yönergeyi takip ederek sınavı uygulayacaksınız." dedim. Çok şükür okulca bunu da hallettik. Uygulama sınavı sonrasında tüm öğretmenlerin yüzünde tebessüm, hikâyeleri konuşuyorlardı. Öğretmenler odasında herkes öyküleri gülerek birbirine anlatıyordu. Öyle güzel bir atmosfer oldu. Onlar da öğrencilerle birlikte can kulağıyla öyküleri dinlemişler. O an öyle mutlu hissettim ki. İşte sanatın birleştirici gücü, dedim.
Fatih Sultan Mehmed'in ordusu İstanbul şehrini zaptettiği zaman bu şehrin bir semtine Cebe Ali adında bir Türk kumandanı karargâh kurmuştu. Bu karargâha gidip gelen Türkler o semte o kumandanın adını verdiler. Türk telaffuzundan bu semte ya "Cebeli" veya "Cabalı" demesi beklenirdi. Fakat öyle olmadı. Halkımız bu İstanbul köşesini Cibâlî âhengiyle güzelleştirdi. Çünkü Türkiye Türklerinin dilinde artık bir "uzun hece" zevki vardı ve bu zevk yeni vatanın, yeni coğrafyanın terennümüydü.