Ayşegül

Ayşegül
@aysglszr
yanmamak için suya atlamış da boğulmuş
"Ne iyi yapıyorsunuz," dedi. "Ruhun yegane şifası duyulardır; duyuların yegane şifası da ruh."
Sayfa 25 - şapkalı a harfim yok :(·Kitabı okudu
Ahmet Leman isimli okura yanıt verildi
Ayşegül
Teşekkürlerimi sunarım.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Peyami Safa’nın bu eseri, yalnız ve hasta bir çocuğun ızdırabını, çocukça aşkını ve kıskançlığını; mesut olmak isteyen genç bir kızın temiz sevgisini; inanmak arzusu bütün benliğini saran bir insanın kuruntularını ve çıplak hastane duvarları gerisindeki hıçkırıkları anlatır.” Peyami Safa’dan okuduğum ilk kitap ve içindeki alıntılar yaşanan tüm olaylar beni çok etkiledi. Kısa bir kitap ve bir solukta bitiyor. Okunması gereken güzel bir eser. İyi okumalar dilerim. ~ “Bazan etrafımızda o kadar esrarlı bir hadise olur ki ince teferruatına kadar bunu sezeriz, fakat hiçbir şey idrak etmeyiz; ruhumuzun içinde ikinci bir ruh her şeyi anlar, fakat bize anlatmaz, böyle korkunç işaretlerle bizi muammanın derinliklerine atar ve boğar. “Öyle bir yaşta idim ve öyle bir mizaçta idim ve çocukluğumda o kadar az oyun oynamıştım ve aldatmasını o kadar az öğrenmiştim ki, yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu; ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum. Yalana her şey isyan etmelidir.Eşya bile.”
Ötüken Neşriyat·Kitabı okudu
Edebiyat
Ayşegül
Son romanı olan Yalnızız'ı da okumanı tavsiye ederim :)
7/10
·304 syf.·
2019 43. kitabı
Bitememiş eserlerin ilginç bir cazibesi var. Yazarın aklında kim bilir neler vardı da olmadı diye düşünüyor insan; doldurulamayan boşluklar kendi aklınızda tamam olmaya çalışıyor. Franz Kafka’nın Dava adlı romanını romanın tamamlanamadığını bilmeden okudum. Zira uzun bir kitabın tamamlanamamış olduğunu düşünememiştim. Kafka’nın bu bitmemiş romanı, bitmemiş haliyle bile aynı Dönüşüm gibi vurucu ve çok düşündürücü bir roman. Tıpkı Gregor Samsa’nın bir gün böcek olarak uyanması gibi, bu roman da Josef K. adlı karakterin bir sabah tutuklanmasıyla başlar. Bir suç işlemiştir Josef K. -ne olduğu belli değil-; davası vardır -kimin tarafından yargılandığı belli değil-. Romandaki düz, direkt dil, durumun abesliğini iyice ortaya çıkarıyor. Oradan buraya, buradan şuraya dolanan cümleler yok. Çok uzun paragraflar var; ama dolandırmalar az. Romanın ilk yarısı bu dava meselesini anlamak, görmek üzerine kurulu. Franz Kafka bu anlaşılmazlığın altından başarıyla kalkıyor. Bürokrasinin dönmeyen çarkları insanın içini karartır bir halde anlatılıyor. O bitmeyen paragrafların neyin simgesi olduğunu yavaş yavaş anlıyorsunuz. Ortada korkunç bir anlamazlık varken herkesin de aynı derece bir kayıtsızlığı var. Bu noktadan itibaren sembolik düşünme işin içine girmeye başlıyor: Bu dava dedikleri bu hayat mı? Biz aslında tıpkı romandaki gibi bilmediğimiz bir suçtan ötürü ceza mı çekiyoruz bu hayatta? Bu hayatın anlamsızlığı mı mesele? Tüm bu anlam kaygısı ortada koskocaman dururken romandaki karakterler gibi kayıtsızlık yapıyor olmamız çok büyük sıkıntı değil mi? Hatta daha da kötüsü, herkes bu anlamsızlığın farkında ama umursamıyor ve sadece sistemden ne kadar çok alabildiğine-veya ne kadar az kaybedebildiğine- mi bakıyor? Bu tür sembolik düşünce tarzıyla okunduğunda roman çok daha değerli bir
DavaFranz Kafka · Ren Kitap · 201863,8bin okunma
Ayşegül
Ben de romanı bitirdiğimde eserin içinden sıyrılmakta ve kafamı toparlamakta çok zorluk yaşadım çünkü belirli bir sonucu yoktu, dava nedir, sonucu nereye varacak bilinmiyordu, tamamlanmadığını ben de sizin incelemeniz sayesinde öğrenmiş oldum, teşekkürler :)
Puan vermedi·240 syf.··
2019 41. kitabı
Batının dejenere olmuş kültürüne hayran olmuş, yozlaşmış insanlarımız İnsanlarımız batının sadece ahlaka aykırı yaşam biçimine yeme, içme, giyinme ve eğlence hayatına özenmekte bunu yaparken de dininden, töresinden; milli, manevi, ahlaki değerlerinden kopmakta, insanlığını da kaybetmekte ve bunalımlara da düşmektedir. İnsanların kendine olan saygısını yitirmemesi ve ruhsal dengesini koruması için kendi toplumunun geleneklerinden kopmadan yaşaması batılı olmayı yaşantı biçimi olarak değil ilme ve bilme sahip çıkmak olarak anlamalıdır. Romanda Behiç ve ailesi için söylenen şu sözler ana fikir hakkında büyük ipuçları verir “ ... Siz benden değilsiniz, Türk ve Müslüman cemiyetinden değilsiniz, bu memlekete, izini belli etmeyen kör yılanlar gibi sokulmuşsunuz...”(s.186)
Sözde KızlarPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202111,3bin okunma
Ayşegül isimli okura yanıt verildi
Ayşegül
Yanıtladığınız için teşekkür ederim, külturde sapmanın mutlaka olacağını düşünüyorum. İnanmayı kabul ettiğiniz dinin size emirleri hayat tarzınızı değiştirecek boyuttaysa mutlaka uzun bir zaman sürecinde kültürünüz değişikliğe uğrar. Hatta bu değişikliğin gerçekleşmesi için din faktörü zorunlu bile değildir. Ama din üzerinden ilerlersek mutlaka bunun mümkün olduğunu ve değiştiğini söyleyebiliriz sanırım... Bir kadın, bir insan olarak yakından deneyimliyorum. Beni insandan saymayıp sırf bir kadın olduğum için insanlar beni görmezden gelip, bana selam vermeyip muhabbetlerine devam edebiliyorlar. Üstelik de dinlerinin böyle emrettiği bahanesine sığınıyorlar. Din etiğini vs geçtim, bir insana saygısını bile geçtim, kişi kendisine olan saygısından böyle bir davranışta bulunmaz, vicdanı ve ahlakı, insan ilişkilerindeki edebi buna müsaade etmez. Toplumsal değerlerin ve kavramların yozlaştığı ve köreldiği bir toplumda, kültürel açıdan hiçbir değişme olmamış ve olsa bile din bunda rol oynamamış denilebileceğini düşünmüyorum.