Millî Kurtuluş Hareketi, artık tasfiye saati çalan Türk cemiyet ve şahsiyetinin, her şeye rağmen bütün bir tarih boyunca gelen iman ve hayat şevk ve iradesiyle kendi kendisini kurtarmak için ruhunda hazır tuttuğu bir hamledir. Bu hamleyi nefslerine mal edenlerse, onun ruhuna tam zıt bir seciye belirten ve Tanzimattan beri hiçbir zaman misline rastlanmamış mikyasta ruhumuzu Garba teslim etmek kararını besleyen bir hiziptir. Bu hizbin, yüzlerine bir «suret-i hak» maskesi takıp dâvayı aziz gösterdiği ilk devirlerin gerçek kahramanlarından Mersinli Cemal Paşa, Ordu Kumandanı Nureddin Paşa gibi şahsiyetler ve daha nice isimli ve isimsiz hüviyet, hakikatte, Millî Mücadeleyi bizzat ve ilk defa olarak hazırlamış olmanın da şeref hissine mâliktirler. Nihayet, sadece Allah’ın lûtfu ve Türk milletinin yok olmamak cehdiyle muvaffak olunan hareket, semeresini vereceği zaman derhal bu hizip vaziyete hâkim olmuş; İsviçre’de Türk mukaddesatını ve iman kökünü Batı hegemonyasına satmak suretiyle her vasıf dışı bir istiklâl sağlamış; ve ondan sonra güya madde plânında kurtarılmış olan Türk, ruh plânında ve doğrudan doğruya sayelerinde imha edilmek istenmiştir. Kurtaran ve ilk defa kurtarmayı düşünen ve ona teşebbüs eden kendileri olmadığı halde, faraza kendileri olsa, bu kurtarıcılığı takip edici devrede gayenin büsbütün öldürmek için kurtarmak olduğu meydana çıkınca bu kurtarıcılığa, kurtarıcılık mı, öldürücülük mü ismini takmak lâzımdır? Böyleyken, tam 27 yıl boyunca, Allah’tan esirgenen saygı ve korku, birtakım put şahıslara ve mefhumlara karşı zorla besletilmiş, yeni nesiller bütün bir tarih ve hakikat tahrifçiliği metodiyle yetiştirilmiş, insanlık hayatının hiçbir devrinde görülmedik bir hak ve hakikat zalimliği edası altında, (Tabu) şahıslar ve mefhumlara dair ne lâf söyletilmiş,
Yavuz Sultan Selim'in devri sekiz buçuk seneden az sürdü; bu padişah, babasına bir türbeden başka bir şey yapmaya vakit bulamadı. Lakin bıraktığı dopdolu hazinelerle oğlu Sultan Süleyman, İstanbul'u imar etmeye derhal koyuldu. Bu imar işinde parlayacak mimar da Sultan Selim devrinde, Acemi Oğlanlar Kışlası'nda yetişmiş bir gençti. O zaman Acemi Oğlanlar Kışlası'nın, Mimar Sinan olacak bu genç gibi bir sanatkâr yetiştirecek seviyede bir mimarî ocağına da sahip olması ordu terbiyesinin derecesini gösterir.
Sayfa 47·Kitabı okudu
Reklam
Yavuz Sultan Selim'in devri sekiz buçuk seneden az sürdü, bu padişah, babasına bir türbeden başka bir şey yapmaya vakit bulama­ dı. Lakin bıraktığı dopdolu hazinelerle, oğlu Sultan Süleyman, lstan­bul'u imar etmeye derhal koyuldu . Bu imar işinde parlayacak mimar da Sultan Selim devrinde, Acemi Oğlanlar Kışlası'nda yetişmiş bir gençti . O zaman Acemi Oğlanlar Kışlası'nm, Mimar Sinan olacak, bu genç gibi bir sanatkar yetiştirecek seviyede bir mimari ocağına da sa­ hip olması ordu terbiyesinin derecesini gösterir.
Sayfa 42 - Türk İstanbul 2·Kitabı okuyor
1000Kitap
“Türk iradesi, önüne geçilmez bir kuvvet gibi Balkan’a geçmek istiyordu. Nihayet Orhan’ın oğlu Murâd-ı Hudâvendigar devrinde bu iş mucizeye benzeyen bir atılışla görüldü: otuz senede Türklük, Rumeli’de nereye girdiyse orada kalmış, payitahtını da oraya nakletmişti.”
Sayfa 15·Kitabı okudu
Musa'nın eğitimi göz önüne alındığında, Tekvin'i üç anlamlı Mısır hiyeroglifleriyle yazdığına şüphe yoktur. Onun anahtarlarını ve sözlü açıklamasını haleflerine emanet etti. Tekvin, Süleyman devrinde Fenike diline çevrildiğinde, Babil'in esaretinden sonra da Ezra tarafından Kalde Arami lisanıyla tekrar yazıldı. Yahudi ruhban takımı artık bu anahtarları kusursuz şekilde kullanmıyordu. Tevrat'ı tercüme etmiş olan Yunan tercümanları nihayet geldiğinde, aynı şekilde onların da metinlerin ezoterik anlamı hakkında çok az fikirleri vardı. Aziz Jerom, tüm iyi niyetine ve zekâsına rağmen, Latince tercümesinde asıl anlama ulaşamamıştı. Zaten bunu başarmış olsa dahi susması gerekirdi. Dolayısıyla Tekvin'i çevirilerinden okuduğumuzda, yalnızca birincil olan en dış anlamı elde ederiz.
Sayfa 192
Azîz devrinde
Yaşlı Müslüman hanımı ak saçlı gezemez, "reaya" yani Ermeni ve Rum kadınlarına benzeyemez. Mesela kadınlar hamamında saçları ak, kınasız birine rastladınız mı dinini öğrenmeye lüzum kalmadan ona: " Hu kokana, şöyle geri çekil bakayım!" diye bed muamele edebilirsiniz; saçına kır basmış olan kınasızlar yüzde yüz Müslüman değildir.
Sayfa 93 - İnkılap Kitabevi·Kitabı okudu
Reklam
Reklam