Puan vermedi·192 syf.··
2026 29. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 00:40
Sadece anne babalar için değil, kendi çocukluğuna dönüp bakmak, geçmişiyle yüzleşmek ve kendini daha iyi anlamak isteyen herkes için yazılmış bir eser. İçerisinde yer alan pek çok anekdot, kişinin öz farkındalığını artırırken kendi hikâyesi üzerine de düşünmesine vesile oluyor.
Geliştiren Anne-BabaDoğan Cüceloğlu · Remzi Yayınevi · 202110,9bin okunma
Taşköprü'de
Puan vermedi·250 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
Kıymık - Sinan Barış - Roman - Kasım 2018 - 159 Sayfa. Sanatın her bir dalının dalga dalga Anadolu'ya yayılmasından mutlu olanlarından biri de benim. Hele ki bu dal edebiyat ise mutluluğum bir kat daha artmakta. Nasıl artmasın ki yeni kalemlerle birlikte yeni konuların kendine göre yeni teknikleri deneyenlerin yanısıra bir özentiden öte geçemeyen azımsanmayacak kadar da kalem var şüphesiz. Ancak bir gerçek ver ki emek veren bir hayli yazarımız var. Bu eser yazarımız, son yıllarda ismini sıkça duyduğumuz kaliteli sarımsağın üretildiği Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinden. Yazar eserini kurgularken içinde yaşadığı ve çok yakından bildiği ilçeyi mekan ve konu odağı olarak değerlendirirken ilçenin sosyal, siyasal ( ülkenin) kültürel ve ekonomik unsurlarını da roman konusu içine katarak okuyucuya yöresel özellikler olarak başarıyla sunmuştur. İlçenin sosyal yaşam akışı deforme edilmeden ele alınmış, kişi karakterleri ve yöresel ağız ayrıntılı olarak işlenmiştir. Konu oluşumunda zincirlenen olaylar halkası, iç çatışmalar, duygu patlamaları, okuru başarıyla merakta tutabilmekte. İki cilt olarak yazılmış olan eserin ilk cildinde; Bora Taşköprü'den İstanbul'a üniversite okumaya gider. Babası Arif Efendi Bora'yı ziyaret için gittiği üniversitede olaylar patlak verir. O hengamede Bora vurulur, babası hemen hastaneye kaldırır ancak kurtaramaz. Oğlunun tabutunu otobüsün bagajına koyarak Taşköprü'ye yola çıkar. Ön koltukta düşünceleriyle boğuşan bir genç oturmaktadır. Otobüs mola verdiğinde Arif Efendi bu gençe çay içmeyi teklif eder. İsminin Barış olduğunu öğrendiği bu genç en yakın arkadaşının ihanetine uğramıştır. İki insanın yürek yangınları birbirlerine yakınlaştırmış kısa sürede baba oğul sıcaklığına sürüklemiştir. Çocukluğumun geçtiği, kişilerin tanış olduğu bu yöre romanını
KıymıkSinan Barış · Papilka · 03 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·200 syf.··
2026 18. kitabı
Bazı kitaplar bilgi verir, bazı kitaplar düşündürür, bazı kitaplar ise insanın uzun süredir sorgulamadan kabul ettiği gerçeklikleri sessizce yerinden oynatır. Erich Fromm’un Sevme Sanatı kitabı tam olarak bu üçüncü kategoriye ait bir eser. İlk bakışta sevgi üzerine yazılmış bir kitap gibi görünse de Fromm, daha ilk sayfalardan itibaren okuru alışılmış düşünme biçiminden uzaklaştırır. Çünkü kitabın merkezinde romantik ilişkilerden çok daha büyük bir soru vardır: İnsan gerçekten sevmeyi biliyor mu? Modern dünyada sevgi çoğu zaman başımıza gelen bir duygu gibi düşünülür. Aşık olmak, doğru kişiyi bulmak, ilişki kurmak, duygusal yakınlık hissetmek… Çoğu insan sevgiyi bu deneyimlerin toplamı olarak görür. Fromm ise tam burada radikal bir itiraz geliştirir. Ona göre insanların temel problemi sevmek değil, sevmenin öğrenilmesi gereken bir sanat olduğunu fark etmemeleridir. Kitabın en güçlü taraflarından biri sevgiyi pasif bir duygu olmaktan çıkarıp aktif bir beceri olarak ele almasıdır. Fromm, tıpkı bir sanatçının yıllarca çalışarak ustalaşması gibi sevginin de disiplin, emek, sabır ve farkındalık gerektirdiğini savunur. Sevgi, kendiliğinden gerçekleşen romantik bir olay değil; insanın geliştirmesi gereken bir kapasitedir. Kitapta dikkat çeken önemli ayrımlardan biri, insanların çoğu zaman sevmeyi değil sevilmeyi önemsemesidir. İnsanlar “Nasıl severim?” sorusundan çok “Nasıl sevilecek biri olurum?” sorusuna yatırım yapmaktadır. Fiziksel görünüm, statü, başarı, toplumsal kabul ya da çekicilik gibi unsurlar, sevginin kendisinin önüne geçmektedir. Fromm burada modern insanın ilişkiler kurarken dahi bir tür görünmez pazarda hareket ettiğini öne sürer. Kitabın belki de en derin bölümü, insanın varoluşsal yalnızlığı üzerine yaptığı analizdir. Fromm’a göre insan kendisinin
Sevme SanatıErich Fromm · Say Yayınları · 20207,8bin okunma
7/10
·144 syf.··
2026 48. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 22:39
Selamlar. Georgi Gospodinov'dan okuduğum ikinci kitap bu öyküleri oldu. Tanıştığım Bahçıvan ve Ölüm kitabını beğensem de bu kitabını ortalama buldum. Belki de benim çok öykülerle haşır neşir olmadığımdandır, bilemiyorum. Öncelikle, Ve Her Şey Aya Büründü 139 sayfa olmasına rağmen bir oturuşta bitirilebilecek kitaplardan. Yazarın kalemi, samimi bir üslupla, doğal bir sohbet havasında kendini gösteriyor. O yüzden zor kitapların ardından rahatlıkla okuyabileceğiniz bir eser. İçerisinde 19 öykü karşılıyor bizi. Ölümün, sevginin, baba özleminin, yalnızlığın, özlemin var olduğu öyküler bunlar. Bu öyküler içerisinde 'Baba Edinme' adlı öyküyü bir çok sevdim. Hikâye, anlatılan duygu, o özlem çok güzel geçti bana. Onun dışında çok da beğendim dediğim bir öykü olmadı maalesef. Özgün bir kalem, farklı bakış açısıyla yazılmış öyküler ve samimi bir üslup seviyorsanız seversiniz bence. Altını çizdiğim, çok beğendiğim cümleler olsa da genel anlamda mutlaka okuyun dediğim bir kitap olmadı benim için. Yine de keyifli okumalar diliyorum.
Edebiyat
Ve Her Şey Aya BüründüGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 2026131 okunma
Bir Çocuğun Kalemiyle İnsanlığın Yüzüne Çarpan Tokat
9/10
··
Beğendi
Bazı kitaplar vardır, okursun ve bitirirsin. Bazıları ise biter ama içinden çıkamazsın. Anne Frank’in Hatıra Defteri benim için tam olarak böyle bir kitap oldu. Kitabı kapattığımda elimde sadece bir günlük yoktu; yarım kalmış bir çocukluk, susturulmuş bir ses, büyümesine izin verilmemiş bir kız çocuğu ve insanlığın en karanlık tarafıyla yüzleşmiş bir kalp vardı. Anne Frank’i okumak, sadece savaş döneminde saklanan Yahudi bir kızın yaşadıklarını öğrenmek değil. Onun odasına, korkularına, hayallerine, öfkelerine, kıskançlıklarına, umutlarına ve çocukça inatlarına misafir olmak demek. Bu yüzden kitap beni çok sarstı. Çünkü Anne bir tarih figürü gibi değil, kanlı canlı bir insan gibi duruyor karşında. Bazen çok zeki, bazen kırılgan, bazen öfkeli, bazen umut dolu, bazen de sadece anlaşılmak isteyen küçücük bir kız. Bu kitabı okurken beni en çok etkileyen şey, Anne’in yaşına rağmen dünyayı anlama biçimi oldu. O küçücük saklanma yerinde, ölüm korkusunun gölgesinde bile kendini, insanları, ailesini, hayatı ve geleceği düşünmeye devam ediyor. Dışarıda savaş var, nefret var, yakalanma ihtimali var; ama Anne’in içinde hâlâ yazma isteği var. Hâlâ güzel şeylere inanma çabası var. Hâlâ bir gün özgürce yaşayacağına dair inancı var. İşte insanı en çok burası yıkıyor. Anne beni ağlattı. Bunu süslü bir cümle olsun diye söylemiyorum. Gerçekten bazı sayfalarda durup nefes almak zorunda kaldım. Çünkü onun yazdıkları sadece acıklı olduğu için değil, çok gerçek olduğu için can yakıyor. Günlüğünde büyük laflar etmeye çalışan biri yok. Kendini kahraman gibi göstermeye çalışan biri yok. Anne bazen annesine kızıyor, bazen babasına sığınıyor, bazen kendini yalnız hissediyor, bazen âşık oluyor, bazen haksızlığa uğradığını düşünüyor. Yani aslında büyüyor. Biz onun büyümesini satır satır
1000Kitap
Anne Frank'ın Hatıra DefteriAnne Frank · Avni İnsel Kitabevi · 19588,9bin okunma
O odanın içinde, o da onun içinde
Puan vermedi·208 syf.··
2026 8. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 22:01
Bahçıvan bahçe yapar, sonra kendisi de bahçenin bir parçası olur. Döngüde bahçe olarak devam eder, filiz, solucan, kök, çiçek…bahçıvanlık bir defaya mahsus. * Ölüm üzerine okuduğum en güzel eserlerden. Ölümü sunuşu ne büyük trajedi, ne de saygıdan dokunulmazlık atfettiğimiz o hâl var satırlarda. Samimiyet sadece, buram buram. Önce babamın, sonra annemin ölümlerini tekrar tekrar yaşayarak okudum. Burnumun direği çok az yerde sızladı ki istediğim bu. Kaybedilenin acısı zaten sadece küllenmiş ateş ve o küllere her fırsatta yelpaze tutulmasına ihtiyacımız yok. * Felsefe ekollerine atıflar var birkaç yerde, özellikle dikkatimi çekti. Stoacılıktan yapısökümcülüğe kavramları serpiştirmesi içeriği zenginleştiriyor. İyi okur olmayan iyi yazar olamaz işte. * Ölüme giden süreç, ölüm, ve sonrası. Tüm yaşamın kâh gülümseyerek, kâh özlemle, biraz isyanla, biraz merakla sorgulanışı…hepsi elde biraz daha tutma çabası aslında. * Komşu topraklar bize. K ültür benziyor. Baba bir Trakya köylüsü olabilir. Günlük yaşam da benziyor, espriler de, ölümden sonra kırkıncı gün gibi ritüeller de. Bulgar siyasi tarihine de dokunuyor arada, komünizmi eleştiriyor. Belene de geçti bir yerde. * Kolay dil, akıp giden sayfalar, dolu satırlar. Bir babayı en güzel ölümsüzleştirme ve en güzel onurlandırma.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma