sen burada misafirsin. ve buradan da diğer bir yere gideceksin. misafir olan kimse, beraberce getiremediği bir şeye kalbini bağlamaz. bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. ve kezâ, bu fânî dünyadan da çıkacaksın. öyle ise, azîz olarak çıkmaya çalış. vücudunu mûcidine fedâ et. mukâbilinde büyük bir fiat alacaksın. çünkü, fedâ etmediğin takdirde, ya bâd-i hevâ zâil olur, gider; veya o'nun malı olduğundan yine o'na rücû eder.
Hem nev-i insanın ekseriyetini teşkil eden ihtiyarlardan ve hastalardan sorunuz. Elbette ekseriyet-i mutlaka ile esefler, hasretler ile “Eyvah gençliğimizi bâd-i heva, belki zararlı zayi ettik. Sakın bizim gibi yapmayınız.” diyecekler.
Breaking Bad'deki olay örgüsünü televizyonunuzu parçalarına ayırarak anlayamazsınız. Keza yaşadığınız acının kökenini de beyninizi parçalarına ayırarak anlayamazsınız. Bunun için televizyonunuzun ya da beyninizin aldığı sinyallere bakmanız gerekir.
"Kalbim
Benim bir ormandı,
İsimsiz, âsûde
Bir büyük orman;
Ve gölgelerde revân
Olan hafî suların aks-i şevk-ı muttaridi
Dağıtırken sükûtu bî-hûde,
Düşünürdüm ki hangi gün, ne zaman,
Ne zaman
Girecektin o kalb-i mes'ûde?
Etmeden zehr-i bâd-ı fasl-ıelem
Reng-i eşcâr u âbı fersûde,
Dolacak mıydı seslerin, bilmem
O tehî sâye-zâr-ı mesdûde?
Sanki hicrâna bir tesellîydi
Şeceristân-ı kalb içinde revân
Olan hafî suların mûsıkî-i nevmîdi."