Kitaplarda bir şeyler olmalıydı, hayal edemeyeceğimiz şeyler, kadının yanan bir evde kalmasını sağlayacak bir şeyler; orada bir şeyler olmalı. Bir hiç için kalmazsın.
Geçende bir mezar gördüm. Yekpâre bir mezar kapağı. Küçücük! Belli ki altında bir çocuk yatıyor. Nasıl, bilsen, gidip kucaklamak, öpmek geldi içimden. Oturdum, okşadım, sevdim taşı. Belli yapan adam aşk ü şevk ile çalışıp yapmış, kendinden çok şey katmış taşa. Kim bilir hangi sevilerle vardı o ustalığa. Öyle bir yalnızlığı var ki Leylâ, binlerce mezarın içinde, irili ufaklı, çiçekli, parmaklıklı mezarların arasında, " Ben buradayım" diyor âdeta. Bir ara çalarlar diye korktum da! Ha, baktım yanında bir köylü türedi, merhabalaştık, mezara tutulduğumu hissetmiş olacak, "Çocuk" dedi. "Ne kadar çok seviyormuş yahu" dedi. Seven kim? Babası mı, anası mı, taşçı ustası mı anlayamadım. Ama o güzellik köylüyü de çarpmıştı. Bense anlamaz sanmıştım! Kimse bunu yapan, büyük bir hayat yaşamış bence. Kıskandım onu.
Sayfa 105 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu