8/10
·64 syf.··
2026 22. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 00:00
Kitap kulübümüzde mayıs ayımızın kitabı seçilen Bir Kadın'ı okudum fakat yorumumu ancak yazabiliyorum. Annie Ernaux'un kalemiyle ilk defa tanıştım. Yazarın annesini anlattığı bu hikaye bana kalırsa gerçek bir edebi şölendi. Tarihi ve felsefi dokundurmaları olan, bir anne ve kızın ilişkisini yad ettiği ve bunu büyük bir dürüstlükle yaptığı okuması son derece keyifli bir kitaptı. Yazar annesini anlatırken çok dürüst, onu eleştiriyor ve hatta bazı kısımlarda ona acıyor gibi. Kitap gerçekten de bir kadının -o kadının- yaşamı. Ben okurken annesini çok sevdim, yer yer ona hayranlık da duydum. Bulunduğu o sığ dünyada kendi başına var olmaya çalışması, kitaplara dokunurken büyük bir hürmetle onları eline alması, diğer insanlara ve hatta kendinden daha üstte olduğunu düşündüğünü insanlara "Ben de burdayım ve varım!" deme şekli beni çok etkiledi. Gerçek bir emekçi ve ailedeki tüm geliri tekeline almış biri. Yazarın bunları anlatırkenki üslubu çok güzel, çok yalın ve okuyanı hiç yormuyor. Kesinlikle yazarın diğer kitaplarını da okurum, buna eminim. Çok beğendiğim birkaç alıntı ile yorumumu sonlandırıyorum. "Elbette, bu kitap ne bir yaşam öyküsü ne de bir roman, belki edebiyat, sosyoloji ve tarih arasında bir şey. Baskıcı bir çevrede doğan ve bu çevreden çıkmak isteyen annemin tarihin bir parçası olması gerekiyordu ki dahil olmamı istediği, kelimeler ve fikirlerle yönetilen dünyada kendimi daha az yalnız, daha az yapay hissedebileyim." "Artık sesini duymayacağım. Olduğum kadını, bir zamanlar olduğum çocukla bir araya getiren onun sesi, sözleri, elleri, tavırları, gülüşü ve yürüyüşüydü. Geldiğim dünyayla aramdaki son bağ da koptu." Son olarak da kitaba 10 üzerinden 8 puan verdiğimi belirtmek isterim.
Bir KadınAnnie Ernaux · Can Yayınları · 20233,854 okunma
Puan vermedi·270 syf.··
2026 11. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 17:28
Zamanda Asılı Kalan Çocukluk: Alex Schulman’ın "17 Haziran" Romanı Üzerine Kişisel Bir Değerlendirme Alex Schulman’ın 17 Haziran romanı, ilk sayfalarından itibaren okuyucuyu içine çeken, gizemini ve temposunu belli bir noktaya kadar çok yüksek tutan, 270 sayfalık son derece akıcı bir eser. Kitabı elime aldığım ilk anlarda, daha 40-45. sayfalardayken bile hissettiğim o saf heyecan ve hayranlıkla, vaktim olsa iki günde bitirebileceğimi düşünerek çevremdeki herkese bu kitabı büyük bir coşkuyla tavsiye etmeye başlamıştım. Bir öğretmenin, çocukluğunun geçtiği eski evinin numarasını şans eseri bulup araması ve hattın ucundaki çocuk benliğiyle konuşmaya başlaması, edebiyatta eşine az rastlanır türden, çok farklı ve sarsıcı bir merak unsuru sundu bana. Yetişkin bir adamın, küçük çocuğun ne zaman üzüleceğini, ne zaman ağlayacağını saati saatine bilip, sırf onun o derin hayal kırıklığını ve acısını bir nebze olsun dindirebilmek için zamandan önce davranıp onu araması, kitabın beni en çok sarsan ve içimi acıtan yönlerinden biriydi. Ortak Hafızanın Nesnesi ve Çözülemeyen Kopukluk Romanın felsefesini sırtlayan en güçlü sembollerden biri, şüphesiz ki müzede sergilenen o eski telefon ve kahramanın onu alıp ablasına göndermesidir. Bu telefon, aslında ortak bir çocukluk hafızasının, paylaşılan acıların ve belki de en çok ablasının içini kemiren o gizli suçluluk duygusunun somut bir nesneye dönüşmüş halidir. Çağdaş dünyada ablası onun normal mesajlarına veya aramalarına muhtemelen yanıt vermeyecekti; aralarında yetişkinliğin getirdiği soğuk duvarlar vardı. Ancak o geçmişe ait nesne, donmuş bir ilişkiyi çözebilen tek anahtar oluyor ve geçmişle yeniden bağlantı kurmalarını sağlıyor. Fakat tüm bu bağ kurma çabasına rağmen, kitabı okurken temeline bir türlü inemediğim, zihnimde çözümsüz
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 2026788 okunma
Reklam
9/10
··
Beğendi
İtalyan yazar Donatella Di Pietrantonio, çağdaş İtalyan edebiyatının dikkat çeken isimlerinden biri. Diş hekimliği eğitimi almasına rağmen yazarlığı seçen yazar, özellikle aile ilişkileri ve aidiyet duygusu üzerine kurduğu hikâyeleriyle tanınıyor. Geri Verilen Kız ile geniş bir okur kitlesine ulaşan yazarın, Türkçede yakında yayımlanacak olan Kırılgan Çağ romanını da şimdiden merak ediyorum. Geri Verilen Kız, yıllarca başka bir aileyle yaşayan genç bir kızın bir gün biyolojik ailesine geri gönderilmesiyle başlıyor. Bir anda alıştığı hayatı geride bırakmak zorunda kalan Arminuta, kendisini yabancısı olduğu bir evde, tanımadığı kardeşleri ve anne babasıyla birlikte buluyor. Roman boyunca yeni hayatına uyum sağlamaya çalışırken hem geçmişiyle hem de ait olduğu yerle ilgili sorularla yüzleşiyor. “Ben Arminuta’ydım, geri verilendim. Konuştuğum dil başka bir dildi ve kime ait olduğumu bilmiyordum.” Geri Verilen Kız, uzun süre aklımda kalan kitaplardan biri oldu. Özellikle Arminuta’nın kız kardeşi Adriana ile kurduğu ilişki romanın en sevdiğim yanlarından biriydi. Hikâyenin sert ve hüzünlü tarafları olsa da iki kardeş arasında zamanla oluşan bağ romana bambaşka bir sıcaklık katmış. Donatella Di Pietrantonio’nun sade anlatımı da bu hikâyeye çok yakışmış. Kısa olmasına rağmen pek çok şey anlatan, bence daha fazla okura ulaşmayı hak eden okunması gereken kitaplardan biri.
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,092 okunma
8/10
·188 syf.··
Beğendi
·
2026 59. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 15:22
“Bir şeyi gerçekten istediğin zaman, bütün evren arzunun gerçekleşmesi için iş birliği yapar.” Paulo Coelho’nun Simyacı adlı eseri, ilk bakışta bir çobanın hazine arayışını anlatan sade bir macera gibi görünse de satır aralarında insanın kendini bulma yolculuğunu anlatan güçlü bir felsefi metindir. Kitap, Endülüslü genç çoban Santiago’nun gördüğü bir rüyanın peşinden gitmesiyle başlar ve okuyucuyu İspanya’dan Mısır piramitlerine, uçsuz bucaksız çöllere uzanan sembollerle dolu bir yolculuğa çıkarır. Eserin en etkileyici yönlerinden biri hiç kuşkusuz çöl tasvirleridir. Çöl, romanda yalnızca bir mekân değildir; adeta yaşayan bir karakter gibidir. Sessizliğiyle düşündüren, zorluklarıyla sınayan ve insanın kendi iç sesini duymasını sağlayan bir öğretmen görevi görür. Santiago’nun yolculuğu ilerledikçe çöl, onun iç dünyasının da bir yansımasına dönüşür. Coelho, çölü kullanarak okuyucuya şu soruyu sordurur: İnsan gerçekten aradığı şeyi dış dünyada mı bulur, yoksa yolculuk boyunca kendi içinde mi keşfeder? Romanın merkezinde yer alan en önemli kavram ise “Kişisel Menkıbe”dir. Coelho’ya göre her insanın dünyaya gelişinde gerçekleştirmesi gereken bir amacı, bir kader çizgisi vardır. Ancak çoğu insan korkularına, alışkanlıklarına veya başkalarının beklentilerine teslim olarak bu yolculuktan vazgeçer. Santiago ise karşısına çıkan tüm engellere rağmen kendi Kişisel Menkıbesinin peşinden gitmeyi seçer. Bu yönüyle eser, okuyucuya hayallerinden vazgeçmemesi gerektiğini hatırlatan güçlü bir motivasyon metni niteliği de taşır. Kitap boyunca sıkça karşılaştığımız bir diğer kavram “Evrenin Ruhu” ya da “Dünya Ruhu”dur. Coelho, tüm varlıkların görünmez bir bağ ile birbirine bağlı olduğunu savunur. Rüzgârın, kumun, güneşin ve insanın aynı bütünün parçaları olduğu düşüncesi eserin temel
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,5bin okunma
Toprağından Sürülenlerin Ahı Nereye Gider?
10/10
·480 syf.··
2026 47. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 14:52
Gazap üzümleri, insanların içinde biriken o çaresiz öfkenin ve adaletsizliğin olgunlaşmasını simgeleyen muhteşem bir eser. Okurken bir insan daha ne kadar çaresiz kalabilir ve daha ne kadar sömürülebilir tek tek sayfaların duvarına yaslanan ruhumda hissettim. "Ölüyor diyorum size, açlıktan ölüyor!" feryadı bolluk içindeki Kaliforniya topraklarında çocukların yetersiz beslenmeden ve açlıktan ölmesi, insanlığın en büyük utancı olarak kelimelere yansırken her satırda daha da hüzne boğan çaresizliği yaşatıyor ve asıl utanması gereken zenginlerin para para diye adaletsizliğin dibine vurmaya devam etmesi beni daha da kızdırıyordu. Peki ya zamanımıza bakınca yok mu, örnekleri? Gazze'deki insanlık krizi, Yemen'deki kıtlık, sokak hayvanları veya bireysel bir dram hangisinin yanında dimdik durabildik! Ben dahil, hiçbirimiz... Kitaptan bir cümle daha var ki onları en iyi bu cümle izah ediyor: "Aç insanların gözlerinde büyüyen bir gazap var. İnsanların ruhlarında gazap üzümleri olgunlaşıyor, ağırlaşıyor, bağ bozumu için ağırlaşıyor" .... Ben bu kitaba ikinci başlık desem aç insanların gazabı derdim, sanırım. Toprahından sürülen bu insanların ahı nereye gider? Lütfen en azından küçük bir adım atalım ve yakınlarımızda olan muhtaçlara el uzatalım. Birikim yspmalıyım diyorsunuz ya... Hayır! Ayetlerde bile apaçık belirtiliyor. Allah rızkımızın fazlasını yetimlere ve öksüzlere sahip çıkalım diye veriyor. İhtiyacınızdan fazlasını ayırmak ahirette boynunuza dolanacak diyor.. Bizlere gerçeği sunan bu ve bunun gibi kitaplar daha da arttırılmalı. Okumak yerine filmini izlemek isteyen arkadaşlara da linkini bırakıyorum. Lütfen izleyin ya da okıyun. En önemlisi bizim gibi bizden farkı olmayan bakınca etten kemikten ama bir avuç topraktan yaratılan çaresizlere sahip çıkalım. (Kitabın Türkçe
Gazap ÜzümleriJohn Steinbeck · Remzi Kitabevi · 201445,6bin okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 37. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 14:02
Kitap boyunca bir hikâye aradım; onu ancak Despina Anne ve Ebubekir Efendi’nin satırlarında bulabildim. Kitab-ı Aşk benim için beklediğim yerden açılmadı. Adından dolayı beni içine çeken, karakterleriyle bağ kurduracak bir hikâye bekliyordum; fakat kitap boyunca daha çok aşkın düşüncesi ve anlamı anlatıldı. Bu yüzden okurken zaman zaman uzak kaldım. Ancak son sayfalarda Despina Anne ve Ebubekir Efendi’nin hikâyesiyle birlikte aradığım duyguyu hissettim. Belki de kitap boyunca peşinden gittiğim o ‘hikâye’, en sona saklanmıştı. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey büyük bir aşk değil; geç kalmış bir duygu ve buruk bir güzellik oldu.
Duygu ve Düşünce
Kitâb-ı Aşkİskender Pala · Alfa Yayıncılık · 20126,7bin okunma
Reklam
Reklam