Bilgi, kuramsal paradigmadır; yani, yapılması gereken şey ve nedeni.
Beceri, nasıl yapılacağıdır.
Arzu ise, motivasyondur; yani yapma isteği.
Bir şeyi yaşantımızda alışkanlık haline getirmek istiyorsak, üçüne de sahip olmamız gerekir.
Hadiste Hz. Peygamber (sav):"Hızır, bembeyaz çorak toprağa oturur, kalktığında hemen dalgalanan yeşillikler çıkardı, işte bundan dolayı kendisi Hızır(yeşil) diye isimlendirilmiştir." buyurmuştur.
Hz. Peygamber(sas.) hayâyı, bir insanın hayatta oluşunun göstergesi olarak vasıflandırmıştır. Eğer bir insan çok pervasız, tamamen gayr-i ahlaki bir yaşantı içerisine girmişse aslında o hayatını kaybetmiştir. Böylece hayâsını kaybeden hayatını kaybetmiş demektir.
Dolayısıyla hayâ, hayattır...
Söz de tıpkı insan gibidir. Nitekim "Üslûbu beyan ayniyle insan." denmiştir.
"Güzel sözün misali güzel bir ağaç gibidir. Bu ağacın kökü sağlam, dalları göğe uzanmıştır. Meyvesi her zaman yenir. Mevsimi geçmez.
Çirkin söz ise kötü bir ağaç gibidir. Köksüz ve kararsızdır. Meyvesi olmaz olsa da yenmez." (14/İbrahim,24).
Mu'minun suresi, gerçek müminleri tarif ederken "Onlar ki boş ve beyhude sözlerden yüz çevirirler." diye devam eder. Furkan suresinde de "Onlar ki boş ve beyhude bir söze uğradıklarında 'selam' der geçerler. Oraya takılıp kalmazlar." denilmektedir.