Nietzsche'yi, Camus'yü, Kierkegaard'ı, Habermas'ı, Schopenhauer'i, Bakunin'i, Hakkı Yeten'i, Süleyman Seba'yı iyi biliyordum ama bir türlü iş bulamıyordum.
Kapitalist toplumlarda devlet ne kadar "demokratik" olurlarsa olsun, son çözümlemede burjuva / sermaye
devletidir. İndirgenmiş devlet; ordu, polis, adliye ve hapishanelerdir. Rejimin niteliği ne olursa olsun esası budur.
Schmidt ve van der Walt, Stirner'in “egoizm” derken neyi kastettiğini sorgulamazlar, ancak Stirner'in düşüncesini "erdem" ve "hak" gibi reddettiği terimlerle de tanımlarlar (Schmidt ve van der Walt 2009: 36, 52). Bununla birlikte, Bakunin ve Kropotkin'e ilişkin açıklamalarından, Stirner ile onların “geniş anarşist geleneği" arasında belirli temas noktaları olabileceği anlaşılmaktadır. Stirner'in egoist birliği, Bakunin'in sözleriyle “ortak çıkarların, özlemlerin ve eğilimlerin özgür federasyonu" olarak tanımlanabilir (aktaran Schmidt ve van der Walt 2009: 48). Aynı şekilde, Stirner'in düşüncesiyle Bakunin'in "eşitlik ve kolektif emek yasa tarafından değil, gerçeklerin gücü tarafından zorunlu kılınan" çağrısı arasında da bir çelişki yoktur. Stirner'in en belirgin şekilde ayrıldığı noktalar birey ve toplum arasındaki ilişki ve ahlakın rolüdür.
Marx'ın sahte halk devleti tasarısı da dahil bütün devletçi sistemler halkın, halk adına düşünen, halka rağmen davranan bir grup eğitimli ve ayrıcalıklı azınlık tarafından yönetilmesinden başka bir şey değildir.
İki ihtimal var: Ya burjuvazi emekçi kitleleri eskiden olduğu gibi süngü, kırbaç veya sopa zoruyla (Tanrının ilahi buyrukları ve bilimin akılcı önerileri doğrultusunda tabii ki) çalıştırmak için hoşnutsuz halkı baskı altında tutmaya ve emeğini köle eştirmeye devam etmek ve bunu şu an için olanaklı kılan, devletin askeri diktatörlük veya imparatorluk biçiminde restorasyo nu yoluna gitmek zorundadır, ya da işçiler yüzyıllardır süren bu nefret edilesi boyunduruğu eninde sonunda fırlatıp atacaklar ve onun temelini teşkil eden burjuva uygarlığını toptan yıkıp geçeceklerdir; bu da sosyal devrimin zaferi ve devlet egemenliğine dayalı bütün bir sistemin yok olması demektir.
İnsan soyunun özgürlüğü, eşitliği ve kardeşliği... Bugün artık bu büyük sözler, sık sık boş nakaratlar olarak kullanılıyor.
Oysa ilk kez dile getirilirlerken insanların yüreklerini kabartı şyor, içlerini ısıtıyorlardı; o günün bütün devrimci şarkılarında dilden dile dolaşıyorlardı.