• Aslında bir etkinlikle başladı her şey. Sevgili arkadaşım Roquentin ‘in açtığı ileti ile. Sabahattin Ali kampı yapmışlardı ve paylaştıkları bilgiler doğrultusunda, öldürüldüğünde yazarın çantasından çıkan Modeste Mignon ve Yevgeni Onegin adlı iki eser ile ilgili konuşulmuş. Bunun üzerine de Sabahattin Ali’nin bir bildiği vardır diyerekten bu eserleri okuma etkinliğine davet etti bizleri Elifçim. İyi ki de etmiş.

    Sürekli kitaplar üzerine araştırmalar ve listeler yapan birisi olarak bu kitabı görmemiş ve duymamış olmak beni hem üzdü hem de şaşırttı. Çok uzun yıllar öncesini saymazsak, Balzac’a ilk başladığım kitap sayabilirim Modeste Mignon’u. Tam bir klasik. Her şeyi ile belli bir ağırlığı olan, okunması gereken bir eser. İlk sayfalarında biraz kafanız karışıyor; kim kimdi, ne söylemişti, bunu hangisi yapmıştı vs klasiklerin o ağırlığını ve ilerleme zorluğunu hissediyorsunuz biraz ama sabrederseniz bunun karşılığını alacağınızdan emin olabilirsiniz.

    Kısa bir şekilde bahsedersek; asıl adı Honore Balssa olan yazar daha sonra değiştirip Balzac yapmış ve ‘de’ ön takısını da eklemiş. Köy kökenli bir ailenin çocuğu. Hayatı boyunca edebiyata ilgi duymuş ve bunun için asıl alanı olan hukuğu bir kenara itmiştir. Aşırı dozda kahve içerek geceleri sabahlara kadar eserlerini yazmak için uğraşıyormuş. Zenginlik ve ün hayranlığıyla hayatını sürdürmüş ve aşk hayatına da bu hırsları üzerine yön vermiş. Hayatına giren tüm kadınlar kendisinden yaşça büyük ve zenginler. Maddi sıkıntılarını da genellikle bu sayede aşıyor.

    Eserin bir çok kısmından otobiyografik ögeler taşıdığını yazarı biraz tanıyorsak anlayabiliriz. Canalis ve Balzac’ın ün ve zenginliğe olan düşkünlüğü, Modeste’in ablası Bettina’nın yaşadıklarının çok benzerini yazarın kız kardeşinin de yaşamış olması, Modeste ile La Briere’nin mektuplaşarak aşık olması ile Balzac’ın son aşkı Eveline Hanska ile de 15 yıl boyunca mektuplaşması gibi. Eserin başında da Polonyalı bu kadına ithaf yazısı vardır.

    Güzeller güzeli, asaleti ve zekası ile herkesi büyüleyen Modeste.. Edebi yanı ağır basan, şairane ruhlu bir insanla birliktelik kurmak ister. Okuduğu kitabın şairine mektup yazarak hayranlığını belirtmeye karar verir. Peki bu yazar sizce Modeste’in umduğu gibi birisi midir? Yazdığı şiirlerde yansıttığı hisler gerçek karakteri midir? Bir çok kişiden hayranlık mektupları alan Canalis bu mektubu dikkate almaz ve sekreteri La Briere Modeste’ye cevap yazar. Yazdıkları ile mest olur karakterimiz. Tabii olunmayacak gibi de değil. La Briere’nin mektuplarındaki içten ve güzel sözler benim bile kalbimi kazanmadı değil. Bir oyun gibi başlayan hikaye aşka dönüşürse ne olur dersiniz? Neler olmuyor ki.. Düellolar, atışmalar, egoların çarpışması, kibir, gurur… Bir pembe diziye dönüşüyor biraz ama daha farklı ve biraz daha asil bir şekilde. Tam da bu kısımlarda işte hikaye sizi kendisine iyice çekiyor. Ama yalan üzerine kurulan bir ilişki tabii bir takım sıkıntılara yol açıyor. Peki kim bu aşk savaşının galibi? İşte bu tatlı, bol çekişmeli, kimi zaman kibrin kimi zaman gerçek aşkın masum dünyasının, dostluğun, güvenin vb bir çok duygunun güzel çıkarımlar ve diyaloglar halinde yansımasını okuyacaksınız. Saflığın egoların beslenmesiyle nasıl kurnazlık ve ukalalığa dönüştüğüne, aşkın hem tatlı hem acı taraflarına tanık olacaksınız.

    Yer yer Fransa ile ilgili yergiler, döneminin özellikleri, siyaset üzerine atıflar, Napoleon ile ilgili bir takım sözlere de rastlayacaksanız. Yani bu kitapta ne ararsanız var! Modeste’in kitaplara olan düşkünlüğü üzerinden eserlerle ilgili bilgiler, karakterlerin konuşmalarından mitolojik bir çok ögeler de bilgilerinize yenilerini ekliyor. Balzac’ın büyük gözlem yeteneği, empatisiyle kadınlar üzerine yaptığı değerlendirmeler de onun ustalığını gözler önüne seriyor. Ne desek az belki de. Sanırım boşuna ‘romanın Shakespeare’i ’ olarak anılmamış.
    Okunmalı, okutmalı bu eseri. Yaşatmalı.
    Teşekkürler Balzac.
  • “Kahve mideye iner ve ondan sonra her şey harekete geçer: Düşünceler, tıpkı savaş meydanındaki büyük bir ordunun taburları gibi birbiri ardı sıra gelir; savaş başlar. Hatıralar, savaş düzeni alan askerlerin önünde ilerleyen bir bayraktar gibi koşar adım saldırıya geçerler.”
  • Wirginia Wolf; manik-depresif teşhisi konulmuş,bir keresinde manik anında 48 saat konuşmuştu, yazılarını ayakta yazan yazar kibirliydi. Yahudiler konusunda ırkçı tutum sergilemiş, aşkı bir kadında bulmuş ama yalnızca kocası ile mutlu olabilmişti. Ceplerine koyduğu çakıl taşları ile evinin yakınındaki ırmağa girmiş ve intihar etmiştir.

    Oscar Wilde; Annesinin isteği nedeniyle çocukken kız elbiseleri giyerdi. Zekası ile ünlenmiş, yazdıklarından dolayı ahlaksızlıkla, bir erkekle yakın arkadaşlığından dolayı eşcinsellikle suçlanıp iki yıl hapis yatmış.

    Shakespeare; Veba salgını sırasında doğmuş,18 yaşında evlenmiş, bu evlilikten iki tane ikiz yani dört çocuğu olmuş ancak ailesi ile aynı şehirde pek yaşamamıştır. Doğumgünü kutlaması sırasında aldığı aşırı alkol nedeniyle komaya girip ölmüştür.

    Bertolt Brecht; Nazi karşıtı, oyunları ve kitapları yasaklanmış yazar ülkesinde vatandaşlıktan çıkarılmış ve kalp krizinden ölmüştür.

    Halil Cibran; Lübnanlı yazarın Beyrut'ta kitapları yakılmış, maruni kilisesince afaroz edilmiştir. New York'ta yalnız ve yoksul ölmüştür. Yaşarken onu kabul etmeyen Beyrut cenazesini almıştır.

    Herman Hesse; İkinci Dünya Savaşı yıllarında Almanya'dan İsviçre'ye kaçmış, ülkesinde vatan haini ilan edilmiştir. Gençliğinde intihara teşebbüs edip bir süre akıl hastanesinde yatmıştır.

    Sergey Yesenin; Rus şair, mürekkep bulamayınca kolunu kesmiş burdan akan kanla şiirini yazmıştır. O gece kendini asıp ölmüştür.

    Orhan Veli; belediyenin açtığı çukura düşmüş, beyin kanaması geçirdiğinin farkına varmamış. İki gün sonra hastaneye kaldırılmış ve hayata gözlerini yummuş.

    Albert Camus; karısı ve sevgilisi arasında yaşadığı tutku ve bağlılık bocalamalarını Fransa ve Cezayir arasında da yaşamıştır. Plajı ve güneşi çok seven yazar arkadaşının kullandığı arabada kaza geçirip ölmüştür.

    Maksim Gorki;çocukken büyükbabasından acımasızca dayaklar yemiş, yoksulluk çekmiş, annesinin yeni eşine bıçakla saldırmış, çok işte çalışmış, 19 yaşında kalbine tabanca dayayıp ölmek istemiş ama kurşun ciğerini delince ömür boyu sürecek bir vereme yol açmıştır. Lenin ile dostluk kurmuş, tabutu Stalin tarafından taşınmış bu yazar 68 yaşında ölmüştür.

    Cesare Pavese; faşistlere karşı çıktığı için hapse atılmış,ödül kazandığı yıl ilaç içip intihar etmiştir.

    Charles Bukowski; yıllarca babasından ustura kayışıyla dayak yemiş, lise yıllarında aylarca vücudunun her yanını kaplayan yaralar yüzünden tedavi görmüş ve sargılarla yaşamıştır. Alkolü ve kadınları çok seven yazar kanserden ölmüştür. Son sözlerinden biri "yaşamayı denedim,pişman değilim ama siz denemeyin" olmuştur.

    Rimbaut; şizofrendi. Şiirde sembolizmin atası kabul edilir. Çocukken saçlarını uzatan annesi onu bir kız gibi yetiştirmiştir. Defalarca evden kaçmıştır. 16 yaşında kaçtığı Paris'te bir grup askerin tecavüzüne uğramıştır.Daha sonra Paul Verlaine ile eşcinsel, kavga gürültü dolu bir ilişki yaşayacak ve onun genç karısından ayrılmasına neden olacaktır. Sonra ailesinin yanına döner, ahırda karanlıkta yaşar ve yazar...Dizinde çıkan bir tümör nedeniyle bir bacağı kesilir, birkaç ay sonra ölür.

    Romain Gary;annesi eşyalarını satarak ya da el falı bakarak büyüttüğü oğlunun ileride büyük bir yazar olacağına inanıyordu.İkinci Dünya Savaşı'nda pilottu, sonra diplomat oldu. İkinci eşi bir oyuncuydu kendisini aldattı ve terketti, kısa bir süre sonra da intihar etti. Gary onun intiharından bir yıl sonra silahla yaşamına son verdi.

    Franz Kafka;anlayışsız, süreklı bağıran bir baba ve sessiz bir annenin çocuğuydu. Babasının zoruyla hukuk okudu. 41 yaşında yıllarca çektiği ciğer hastalığından öldü. Mektupları ve kitaplığına gestapo el koydu..

    Cevat Şakir,köklü bir ailenin çocuğuydu. Kaza olduğu söylenen bir silah patlamasıyla babasını öldürdü. 7 yıl hapis yattı, vereme yakalanınca serbest bırakıldı. Yazdığı bir yazı nedeniyle Bodrum'a sürgüne gönderildi. Yıllar sonra kemik kanserinden öldü.

    Tezer Özlü; mutlu bir aile yaşamı olan yazar bazen ruhsal bunalımlar yaşardı. Bazı bunlaım anlarında elektroşok tedavisi bile görmüştür.Kanserden bir memesi alındı ama genç yaşta öldü.

    Puşkin; eşinin sevgilisi olmakla itham ettiği Anthes ile girdiği düelloda vurulup üç gün sonra ölmüştür.

    Tolstoy'un 13 çocuğu vardı. 48 yıllık karısına bir gün "son günlerimi sükunet içinde geçirmek istiyorum" notunu bırakıp ve evi terk ettiğinde 82 yaşındadır. Bir tren istasyonunda donarak ölür.

    Charles Dickens'ın en fazla vakit geçirdiği yer kimsesizler morguymuş.

    Balzac günde 50 fincan kahve içer, içmediğindeyse kahve çekirdeği çiğnermiş. Yazı yazarken kafasına kalınca bir atkı bağlar ayaklarını bir leğen suyun içinde tutarmış.
  • *Walt Whitman eşcinseldi. En büyük aşkı ABD Başkanı Abraham Lincoln’dü. Şiir yazmadığı veya Abraham Lincoln’e duyduğu aşkı anlatmadığı zamanlarda banyo küvetinde içki içerek bağıra bağıra şarkılar söylerdi.
    *Shakespeare yazdıklarından kazandığından daha fazla geliri tefecilik yaparak kazanıyordu.
    *Karanlık hikâyelerin ustası Edgar Allan Poe‘nun karanlıktan çok içkiyle başı dertteydi. Ömrü boyunca alacaklılarından bir adım önde, alkoliklikten bir adım gerideydi.
    *Dünyanın en tanınmış yazarlarından, Büyük Umutlar’ın yazarı Charles Dickens dünyanın belki de en tuhaf uyku alışkanlığına sahipti. Yatarken yüzü mutlaka kuzey kutbuna bakacak şekilde uzanırdı. Bu tercihini açıklarken ‘yerküre elektrik akımları, pozitif ve negatif elektrik’ gibi şeyler söylemişti. En fazla vakit geçirdiği yer de kimsesizler morguydu.
    *Sivil İtaatsizlik teorisini ortaya atan Henry David Thoreau nadiren banyo yapar, saçlarını neredeyse hiç taramaz, yamalı giysiler giyerdi. Thoreau aynı zamanda ilk üzümlü ekmeği yaptı.
    *Balzac öldüğünde 51 yaşındaydı ama arkasında onlarca ölümsüz eser bırakmıştı. Günde yaklaşık 50 fincan kahve içtiği söylenen Balzac, kahve yapacak birisi olmadığında kahve çekirdeklerini çiğnerdi.
    *Tolstoy’un 13 çocuğu vardı. 48 yıllık evliliğinin ardından karısına “Benim yaşımdaki insanların sıkça yaptıkları bir şeyi yapıyorum. Son günlerimi tek başıma ve sükunet içinde geçirebilmek için dünyadan vazgeçiyorum,” yazan bir not bırakarak evini terk ettiğinde 82 yaşındaydı. Birkaç gün sonra bir tren istasyonunda donarak öldü.
    *Tolstoy, çağdaşı İvan Turgenyev’i düelloya davet etti. Hatta tabancalar bile geldi ama araya giren hatırlı dostlar sayesinde düello yapılmadı. Bu olayın ardından ikili uzun yıllar boyunca hiç görüşmedi.
    *Alice Harikalar Diyarında’nın yazarı Lewis Carroll bir matematik dehasıydı. Kelime üretmekte üstüne yoktu. Halen İngilizcede onun uydurduğu onlarca kelime kullanılmaktadır. Kütüphanelerde kitapların daha kolay bulunabilmesi için kitap adını cildin sırtına yazma fikrini hayata geçirdi. Scrabble kelime oyununun ilk örneğini yaptı. En sevdiği ulaşım aracı kendi icat ettiği üç tekerlekli bisikletti.
    *Mark Twain bugün bildiğimiz anlamda stand-up gösterilerini dünyada ilk kez uygulayan kişidir. Yazarlıktan kazandığı parayı farklı alanlarda değerlendirmeye çalıştı ama halka yutturulmaya çalışılan icatlara para yatırdığı için hep iflas etti. Halbuki evine telefon taktıran ilk insanlardan bir tanesi olmasına ragmen telefona yatırım yapma imkânı varken yapmadı. Ünlü mühendis ve mucit Nikola Tesla’yla yakın arkadaştı. Daktiloyla yazılmış olarak yayınevine teslim edilen ilk kitap Mark Twain’in 1883 tarihli Mississippi’de Yaşam kitabıdır. Kendi geliştirdiği bir diyeti vardı. ‘Azıcık aç kalmanın ortalama bir hastaya, dünyanın en iyi ilacından ya da doktorundan daha büyük yarar’ sağlayacağını düşünmekteydi. İzleyicilerin arasında Kraliçe 1. Elizabeth olduğu halde Mark Twain, yellenmek üzerine uzun bir konuşma yaptı.
    *İrlanda asıllı yazar Oscar Wilde, ABD ziyareti sırasında gördüğü “Piyanisti vurmayın. Elinden geleni yapıyor” yazısının hayatı boyunca gördüğü tek mantıklı sanat eleştirisi olduğunu söyledi. Wilde’ın Hemingway’le en büyük ortak özelliği ikisinin de çocuklukları boyunca annelerinin isteği üzerine kız kıyafetleri giymesidir.
    *Jack London tam bir kitap kurduydu. Şahsi kütüphanesinde 15 bin kitap vardı. John Baryelcorn isimli eseri adsız alkolikler birliğinin okuma listesinde yer alır. London beş yaşında içkiye başladı, 40 yaşında öldü. O kadar çok içiyordu ki, bu yüzden başına sayısız kaza geldi. Bir seferinde Oakland Rıhtımı’nda tökezleyerek denize düştü ve kendini San Francisco Körfezi’nde buldu.
    *Virginia Woolf konuşmayı çok severdi. Bir seferinde 48 saat aralıksız konuşmuştu. Bütün eserlerini ressam olan kız kardeşinin çalışma biçimden ilham alarak, ayakta durarak yazmıştır.
    *James Joyce ve Marcel Proust bir kez bir araya geldi. İkilinin buluşması büyük bir merak konusuydu. Her iki yazarın da yaşı ilerlemişti. Bir parkta tesadüfen yan yana gelmiş iki ihtiyar gibi hastalıklarından bahsettiler. Bir müddet sonra biraz sıkılarak da olsa birbirlerinin kitaplarını okumadıklarını itiraf ettiler.
    *Franz Kafka, et yemeyi cinayetle bir tutuyordu. Vasiyetinde yakın arkadaşı Brod’dan Yargı, Ocakçı, Dönüşüm, Ceza Sömürgesi ve Köy Doktoru hariçbütün eserlerini yakmasını istedi. Arkadaşı Max Brod onun vasiyetini yerine getirmeyerek Kafka’nın yazarlık kariyerine büyük katkı sağladı.
    *T.S. Eliot ağırbaşlı görünümüne rağmen eşek şakalarına, ses çıkaran yastıklara ve patlayan purolara bayılırdı.
    *Agatha Christie, 1926 yılında 36 yaşındayken ortadan kayboldu. Yerel polis, halk ve istihbaratçılar her yerde onu aradı. 10 gün sonra sahte bir kimlikle bir otelde bulundu. Soranlara ne olduğunu hatırlamadığını söyledi. Gerçekte ne olduğu ise bir sır olarak kaldı.
    *Ernest Hemingway, kendisi hakkında ağır bir yazı yazan eleştirmeni ilk karşılaştığı yerde tutup yere devirdi. Bir yazarın eleştirmene karşı en sert hareketi bu oldu...
    (Daha fazlası için; Robert Schnakenberg-Büyük Yazarların Gizli Hayatları kitabını okuyabilirsiniz.)
  • Biraz uzun ama mutlaka okuyun çok güzel bir yazı...

    Tolstoy’un 13 çocuğu vardı. 48 yıllık evliliğinin ardından karısına Benim yaşımdaki insanların sıkça yaptıkları bir şeyi yapıyorum. Son günlerimi tek başıma ve sükûnet içinde geçirebilmek için dünyadan vazgeçiyorum, yazan bir not bırakarak evini terk ettiğinde 82 yaşındaydı. Birkaç gün sonra bir tren istasyonunda donarak öldü.

    Arthur Rimbaut; şizofrendi. şiirde sembolizmin atası kabul edilir. Çocukken saçlarını uzatan annesi onu bir kız gibi yetiştirmiştir. Defalarca evden kaçmıştır. 16 yaşında kaçtığı paris'te bir grup askerin tecavüzüne uğramıştır. Daha sonra paul verlaine ile eşcinsel bir hayat yaşar. Kavga ve gürültü dolu bir ilişki yaşayacak ve onun genç karısından ayrılmasına neden olacaktır. Sonra ailesinin yanına döner, ahırda karanlıkta yaşar ve mum ışığında yazar. Dizinde çıkan bir tümör nedeniyle bir bacağı kesilir, birkaç ay sonra ölür.

    Oscar Wilde; annesinin isteği nedeniyle çocukken kız elbiseleri giyerdi. Zekası ile ünlenmiş bir yazardır. bir erkekle yakın arkadaşlığından dolayı eşcinsellikle suçlanıp iki yıl hapis yatmış.

    Wirginia Wolf; manik-depresif teşhisi konulmuş, bir keresinde manik-depresif anında 48 saat konuşmuştu, yazılarını ayakta yazan yazar kibirliydi. Yahudiler konusunda, ırkçı tutum sergilemiş, aşkı bir kadında bulmuş eşcinsel olmuş ama yalnızca kocası ile mutlu olabilmişti. Ceplerine koyduğu çakıl taşları ile evinin yakınındaki ırmağa atlamış ve intihar etmiştir.

    T.S. Eliot ağırbaşlı görünümüne rağmen eşek şakalarına, ses çıkaran yastıklara ve patlayan purolara bayılırdı.

    Franz Kafka, vasiyetinde yakın arkadaşı Max Brod’dan -Yargı, Ocakçı, Dönüşüm, Ceza Sömürgesi ve Köy Doktoru hariç bütün eserlerini yakmasını istedi. Arkadaşı Max Brod onun vasiyetini yerine getirmeyerek Kafka’nın yazarlık kariyerine büyük katkı sağladı.

    Jack London tam bir kitap kurduydu. Şahsi kütüphanesinde 15 bin kitap vardı.

    Balzac öldüğünde 51 yaşındaydı ama arkasında onlarca ölümsüz eser bırakmıştı. Günde yaklaşık 50 fincan kahve içtiği söylenen Balzac, kahve yapacak birisi olmadığında kahve çekirdeklerini çiğnerdi.

    Jean Jacques Rousseau spankofili (şaplakseverlik) denen bir alışkanlığa sahipti. İtiraflar adlı eserinde belirttiğine göre şaplak atmak, vücutta acı uyandırmak onu cinsel olarak uyarıyordu. Beş çocuk yapmış, beşini de sokağa bırakmıştır.

    Diyojen topluma açık yerlerde mastrübasyon yapmaktaydı.

    Crates de eşiyle halk arasında cinsel ilişkide bulunmakla bilinirdi.

    Gilbert Ryle ise cinsel ilişkiden kaçınmış, Immanuel Kant’ın da gönül işleriyle hiç alakası olmamıştır.

    Jean Paul Sarte’ın bir gözü kördür. ve nobel edebiyat ödülünü reddetmiştir.

    Kierkegaard, Foucault, Feyerabend, David Hume, Kurt Gödel, Adam Smith, Friedrich Nietzsche zihinsel rahatsızlıkları olan bazı filozoflardır. Rahatsızlık derken, pskiyatrik ve fizyolojik durumlardan söz ediyoruz. Kurt Gödel, öldürüleceği korkusuyla bir şey yememiş ve açlıktan ölmüştür. Friedrich Nietzsche zihinsel çöküş yaşamış,10 yıl boyunca bakıma muhtaç olmuş ve ardından ölmüştür.

    Kubizm akımının temelini atan ve başlatan İspanyol ressam Pablo Picasso, ünlü olmadığı ve maddi sıkıntı içinde olduğu gençlik yıllarında yaptığı resimleri yakarak ısınırdı.

    Franz Kafka - Veremden öldü ve vücudu Prag-Straschintz'de yakıldı.

    Jack London, Amerikalı Yazar aşırı doz morfin alarak 40 yaşındayken öldü.

    Tolstoy, İvan Turgenyev’i, düelloya davet etti. Hatta tabancalar bile geldi. ama araya giren hatırlı dostlar sayesinde düello yapılmadı. Bu olayın ardından ikili uzun yıllar boyunca hiç görüşmedi.

    Franz Kafka et yemeyi cinayetle bir tutuyordu.

    Balzac, baş ucunda yanan bir mum olmadan hiç bir şey yazmazmış.

    Shakespeare, yazdığı kitap gelirlerinden daha fazla geliri tefecilik yaparak kazanıyordu.

    Frıedrıch Schiller, yazarken masasında mutlaka ama mutlaka çürük bir elma bulundururdu.

    Dickens, sıkı bir hayvanseverdi. “Grip” adlı kuzgununa öyle düşkündü ki öldüğünde gömmemiş, doldurtup çerçevelettirerek duvarına asmıştı.

    Ernest Hemingway, silahları, kadınları ve içkiyi severdi. Bu anlamda tipik bir amerikalıydı. Av tüfeğiyle vurduğu son şey ise kendisiydi.

    Stefan Zweig, yaşamındaki düş kırıklıkları ve içine düştüğü bunalımlar nedeniyle 1942’de Rio de Janeiro’da, karısı Lotte ile birlikte intihar etti.

    Sylvia Plath, mahzun bakışlı güzel yüzlü kara bahtlı şair. oda -Wirginia Wolf, gibi manik-depresif hastalık ile tanınan sanatçıların en ünlülerindendir. Ted hughes ile evlilik yapmıştır. Kafasını gaz sobasına sokarak kendini öldürmüştür.

    Margues Sade, kitaplarının çoğunu akıl hastanesinde yazmıştır. Sadizm kavramı isminden türetilmiştir.
    Nietzsche, Rilke, Freud, aynı kadına aşık olmuşlardır.
    Dostoyevski, iflah olmaz bir kumarbazdı. aynı zamanda homofobikti.

    Bukowski, bir restaurantta bulaşıkçılık yapmıştır. bir çok kez babasının kemerli dayaklarına maruz kalmıştır.

    Cesare Pavese, kadınlardan yana hiç yüzü gülmemiştir. bir otel odasında intihar etmiştir.

    Fernando Pessoa,nın gerçek ismi Fernando Pessoa değildir.

    -Alıntı