Öykü ve denemelerden oluşan kitap ikinci Dünya Savaşı sonrası Japonya’nın toplumsal ve kültürel değerlerine ilişkin aslında bir eleştiri aynı zamanda. Eser, savaş sonrası Japon toplumunun değişen yüzü üzerinden, bireyin gerçek kimliğine ulaşabilmek için alışılmış değerleri sorgulaması, zayıflıklarıyla yüzleşmesi ve yaşamını daha sahici temeller üzerine kurması gerektiğini anlatıyor.
Savaş ve Bir Kadın öyküsünü okurken özellikle çok şey düşündüm. Bir adam ve eski bir hayat kadınının savaş sırasındaki yakınlaşması üzerinden, zihinlerinin içinde olmak güzel bir deneyim oldu. Aslında yaşadıkları an onlar için sadece yıkılmış bir ülke ve geçici bir zaman dilimi iken, kalplerinden neler geçti kim bilir… dışarıdan bakılırsa iki farklı insan ama belki de en zor durumlarda insanı birbirine bağlayan korkularıdır.
Denemeler kısmında ise eleştirdiği konular ilgimi çekti. Özellikle Kırmızı Başlıklı Kız masalı için yazdıkları düşündürüyor. Dinlediğimiz hikayeler ya da masallar bizde ne tür etkiler bırakıyor aslında biz fark etmesek de bilinmez ama yazarın düşünceleri üzerinden farklı bir bakış açısı oluşuyor isteriz istemez üzerinizde.
Kitabı okurken aslında savaş sonrası bir toplumun değerleri ve ahlaki bakış açısı üzerine olan etkilerini de görmek mümkün. Aynı zamanda yazarın Japon kültürüne olan düşüncelerini okumak da güzeldi.
“Beni azarlayacak bir annem olmadığı gibi bana kızacak bir eşim de olmamasına karşın evime döndüğümde, kimseye hesap vermemin gerekmediği bu hayatta bile, kesinlikle özgür hissetmiyorum. Edebiyatın da tam olarak buradan doğduğunu düşünüyorum.”
Büyük beklentilerle başladığınız bir kitapta aradığınızı
bulamadığınız oldu mu hiç?...
Yazarın Bahçıvan ve Ölüm’ünü okuyup çok sevdikten sonra, bu kitaba doğal olarak dağlar kadar büyük bir beklentiyle başlamıştım. Ama dürüst olmam gerekirse, Ve Her Şey Aya Büründü o beklentimi pek karşılayamadı.
Malum, bu bir öykü kitabı ve her öykünün ruhu birbirinden çok farklı. İçlerinde "İşte bu" dediğim öyküler oldu evet, ama genel bütüne baktığımda bana hitap etmeyen, içine giremediğim, hatta anlamakta zorlandığım öyküler çoğunluktaydı...
Yine de Georgi Gospodinov’un kalemini seviyorum ama maalesef favorim bu kitap olmadı..
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Pir Sultan’ın hayatı ile başlayan bu kitap, devamında seçme şiirler ile devam ediyor. Pir Sultan’ın halk edebiyatındaki otoritesi tartışmasız büyüktür. Gel gelelim şiirlerde bazı hatalar vardı:
İlk olarak bazı yazım yanlışları vardı. Yazım yanlışından kasıt “den”in “dne” şeklinde yazılması gibi hatalar. Bu hatalar bir elin parmağını geçmemesi bir yana, ciddi anlamda rahatsız edici geldi bana.
İkincisi ise bir bölümün eksikliği. Zaten şiiri okurken “daha bu kelimeyi söylemedi, nasıl buna geçti” şeklinde düşünüyorsunuz.
Pir Sultan AbdalAbdülbaki Gölpınarlı · Varlık Yayınları · 1995179 okunma
𝐊ü𝐥𝐥𝐞𝐫𝐢𝐦𝐝𝐞𝐧 𝐃𝐨ğ𝐚𝐫𝐤𝐞𝐧 | Funda Uçuk Er
Bazı kitaplar biter ama etkisi uzun süre sizinle kalır. Küllerimden Doğarken, son sayfasını kapattığımda içimde tam da böyle bir iz bıraktı.
Melal, Sadberk ve Asuman… Her biri geçmişlerinden taşıdıkları yüklerle yaşamaya çalışan, kırılmış ama tamamen vazgeçmemiş karakterler. Hayat onları kimi zaman aynı yolda buluştururken kimi zaman farklı yönlere savuruyor. Yaşadıkları olaylar, aldıkları kararlar ve yüzleştikleri gerçekler yalnızca hikâyeyi değil, karakterlerin ruhlarını da şekillendiriyor.
Roman boyunca sevginin iyileştirici gücünü, geçmişin insanın peşini bırakmayan gölgelerini ve yeniden başlayabilmenin ne kadar büyük bir cesaret gerektirdiğini okuyoruz. Karakterlerin yaşadığı değişim öyle doğal ilerliyor ki bir noktadan sonra onları okuduğunuzu değil, yanlarında yürüdüğünüzü hissediyorsunuz.
Bu hikâye bana, bazen en büyük savaşın başkalarıyla değil, insanın kendi içinde verdiği savaş olduğunu hatırlattı. Ve bazen yeniden doğmak; her şey yoluna girdiğinde değil, her şey dağıldığında başlıyor.
Kimi insanlar yaralarını saklar, kimi insanlar yaralarıyla yaşamayı öğrenir. Ama en güçlüleri, yaralarından yeniden bir hayat kurabilenlerdir.
“Küllerinden doğmak” belki de insanın kendine yeniden inanmayı öğrenmesidir.
İlk kitabı okurken de çok etkilenmemiştim, bu yüzden ikinci kitaba büyük bir beklentiyle başlamadım. Açıkçası bu kitap benim için biraz zoraki bir okuma oldu. Hikâyenin devamında karakterlerle yeniden buluşmak güzeldi belki ama ne yazık ki olaylar beni içine çekmeyi başaramadı.
Karakterlerin yaşadıkları duygular sık sık tekrar ediyormuş gibi hissettirdi. Bazı sahnelerde ilerleme görmek isterken aynı çatışmaların etrafında dönüp durduk. Bu da okuma sürecini benim için oldukça yavaşlattı. Merak duygusunu canlı tutacak sürprizler veya güçlü kırılma noktaları bekledim ama beklediğim etkiyi alamadım.
Kitabın kötü olduğunu söyleyemem çünkü seveni mutlaka olacaktır. Özellikle ilk kitaba bağlanan okurlar devam kitabından daha fazla keyif alabilir. Ancak ben karakterlerle yeterince bağ kuramadığım için onların yaşadığı duygular bana geçmedi.
Aldığım kitabı okumak istediğim için sonuna kadar okudum ama bitirdiğimde aklımda kalan güçlü bir duygu ya da unutamayacağım bir sahne olmadı. Benim için ne yazık ki ortalama bir Wattpad hikâyesinin ötesine geçemeyen, okunup bitirildikten sonra da çok iz bırakmayan bir kitap oldu.
cok sıkıcı geldi bana ama hani ders almak isteyene güzel ben kafadan sallama okuyorum kitapları hic ders alma gayem yok ki napim kisilik yani bence 150 oldu bu arada
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,5bin okunma