Orhan Kemal ve Mahmut Makal Hk
Bereketli Topraklar, nefis bir roman, biliyorsunuz. Fakat karanlık dehşetli. İnsana müthiş bir ümitsizlik veriyor. Halbuki ben Türk milletinin hiç de ümitsiz bir durumda olduğuna kani değilim. Türk milletinin geleceğinin çok güzel olduğuna kaniyim. Ve bu güzel geleceği de, bugün yaşayan insanların yapacağına kaniyim. Türk köylüsü içinde, Türk işçisi içinde, Türk esnafı, sanatkarı içinde, Türk aydını içinde mükemmel insanların varlığına kaniyim. Onun için şu bereketli topraklarda, bütün o havalide ya şayan köylüler içinde gayet eminim ki, memleketini dehşetli seven ve büyük insan olan köylüler de vardır, insanlar da var dır. Onlar yok kitapta. Onun için biraz karanlık. Aşağı yukarı Mahmut Makal'ın kitapları gibi. Her ikisinin de içine biraz da ha aydınlık komasını isterdim doğrusu. Mahmut Makal hakkında gayet kısa bir şey söylemek istiyorum. Yazdıklarını gayet beğeniyorum, doğruyu yazıyor. Fakat bana öyle geliyor ki, bir eksik tarafı var bütün bu doğrunun. Yani köyü bir parça ümitsiz görüyor gibi geliyor bana. Halbu ki bizatihi kendisinin bu köyün içinde çıkmış olması, bunları yaşamış olması köyün aydınlık tarafı. Ve bana öyle geliyor ki, belki Mahmut Makal'ın köyünde bir ikinci Mahmut Makal yok ama, yakınlardaki köylerde, biraz daha uzaklardaki köylerde bir sürü Mahmut Makal var. Hepsi belki Mahmut Makal gibi yazı yazmıyor, okuyamamış, fakat bizim Türk köylüsünün için deki bu aydınlık unsurları da herhalde vermek lazım."
Sayfa 282
Zafer, kedilerle fareler arasındaki oyunun bir mizanseniydi, bana rol yoktu bu oyunda. Birinin dediği gibi, ben olduğum zaman o yoktu orada, o olduğu zamansa ben gitmiş oluyordum artık.
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
ağlamamayı dayatıyordum; sen, o en büyük ağ­lamayı uzattın bana. eğilip aldım ...odalardan çıkıyordum,uykulardan, şubatlardan ve kitaplardan. uygun adım yürüyordum en dağlı dumanlara. yeryüzü öyle ağırdı ki omuzlarımda. yoksa düş ölür; düş ölürse sevda düşer; yanım ağlama...
Sayfa 24·Kitabı okuyor
Şiir
“Sanki ansızın koparıldım gençliğimden ve bazen bu dünyada doksan yıldır yaşıyormuşum gibi geliyor bana...”
Zamanı ölçmeye yarayan bütün o sonradan uydurulmuş alet edavat oldum olası güvenilmez gelmiştir bana. Saat neye göre saattir mesela? Neden bir saat 120 dakika, bir gün on iki saat değildir?
Alıntı
Bir keresinde, bir ustanın, kahvaltısından arttırdığı bir parça ekmeği nasıl gizlice bana verdiğini anımsıyorum. O gün beni gözyaşlarına boğan, verilen bir parça ekmek değildi. Ekmeğin yanı sıra bu insanın bana verdiği insanca “bir şey”di: Armağana eşlik eden sözler ve bakışlar...