Belki de, diye düşündü Hayalet, hayat bundan ibarettir. Düzene dönüşmek için debelenen bir kaostan. Barış yapmaya çalışan şiddetten. Belki de bazı kötü eylemler yol haritası olmayan iyi niyetlerdi. O basınç birike birike patlamaya neden olmuştu ve Dougie şimdi son sürat giden o arabada bir zamanlar göz kulak olduğu kardeşiyle birlikte ayağını gazdan çekmeden gidiyor, içindeki her şeyi boşaltması lazımmış gibi saniyede on sözcük sıralıyor, konudan konuya atlıyordu. "Uçan daire sireni gibi! Uzaylıların 9 Numaralı Planı. Beraber gitmiştik, hatırlıyor musun, Wilbo? Senin Charlie de vardı. Güzel bir gündü. Fabrikada işe girmiştim. Hatırladın mı?"
Gece sisliydi, sisin arasından ay ışığı gizemli bir şekilde sızıyordu. "Evet, yarın, yarın!" diye düşünüyordu. "Yarın belki, her şey bitecek benim için; bütün bu anılar yok olacak, bütün bu anıların artık benim için hiçbir anlamı kalmayacak. Yarın belki, hatta kesin, bunu hissediyorum, neler yapabileceğimi göstermeye, sonunda, ilk kez, fırsat bulacağım." Savaşı, onun kaybedilişini, savaşın bir noktaya toplanışını, bütün komutanların şaşkınlığını aklından geçirdi. İşte o mutlu an, o kadar uzun zamandır beklediği Toulon, sonunda, kendini ona gösteriyor. Düşüncelerini hem Kutuzov'a, hem Weierother'e, hem de imparatorlara, açık, kesin olarak söylüyor. Hepsi onun düşüncelerinin dogrulu karşısında saşıp kalıyor, ama hiç kimse bunları gerçekleştirmeye yanaşmıyor ve işte o bir alay, bir tümen alıyor, planına kimsenin karışmamasını şart koşuyor, tümenini kesin sonuç alacağı noktaya sürüyor ve zaferi tek başına kazanıyor. " İyi ama ya ölüm ve acılar?" diye başka bir ses soruyor. Ama prens Andrey bu sese yanıt vermiyor, başarılarına devam ediyor: " İkinci çarpışmanın planı yalnız kendisi tarafından yapılıyor. Kutuzov'un yanında ordu mülhakı unvanı taşıyor ama bütün işleri tek başına yapıyor. Sonraki savaşı tek başına kendi kazanmış. Kutuzov değiştiriliyor, kendisi tayin ediliyor... "Peki, ya sonra?" diye öteki ses tekrar soruyor. " Peki, ya sonra, eğer bütün bunları yapmadan önce ön kere yaralanmaz, ölmez yahut aldatılmazsam, bütün bunlardan sonra ne olacak?" "Eh, sonra..." diye Prens Andrey kendi kendine yanıt veriyor, "Ne olacağını bilmiyorum, bilmek istemiyorum, bilemem de; ama bunu istiyorsam, şan, şeref istiyorsam, ünlü olmak, herkesin sevgilisi olmak istiyorsam, bunu istediğim için, yalnız bunu istiyorum, yalnız bunun için yaşıyorum diye, suçlu değilim. Evet, bir bunun
Sayfa 392·Kitabı okuyor
Reklam
Bir defasında gene dedem Hersek Ahmet Paşa'yı rüyada gördüm. Bana dedi ki: "Bu cihanda kimse kendi isteğiyle büyük adam olmadı. Kişi hâline kalsa hep düz ve kolay yolları tutar. Amma ki ün almak alnına yazılmışsa hayatın cilvesi ne yapar eder, onu çala kamçı sarp dağlara saldırır. Nasıl? İstanbul'da oturup karaborsacılara kübik villalar yapmak, havadan paralar, ucuz şöhretler kazanmak hoşuna gider mi? Şimdi davran bakalım hak yolunda hizmete." Soğuktan titreyerek uyanıyor, pipomu tâzeliyorum. Edirne Konservatuvarı için bir mermer antre ve basık kāideli bir Tamiris heykeli düşünmüştüm. Gün doğuncaya kadar çalıştım, planı bitirdim. Rûhumdan yumuşak bir sükün fışkırdı. Canzi'nin sevgi ile, içlilikle titreyen dudaklarını alnımda, şefkatli gözlerini gözlerimde, elini elimde buldum. Eserimi adım adım ileri götürdükçe günahımı ödediğimi, sevdiğimin küskün rûhuyla barış kurduğumu duyuyorum.
Sayfa 51·Kitabı okudu
Bu yazıyı iyi okuyup anlayan kendini kurtarır
Mobbing Bank Türk Fırtınası Kitabı Şer Tufanı Anadolu da Başlattı Sonra Enkarne Olan Fışkırdı Kendini seçilmiş enkarne olmuş olarak örgütlü kötülük olarak beni seçeceksiniz diyen çıktı. Önce partisiz yönetim diye ben seçilmiş geldim dedi. Bugün parti kurmuş örgütlü kötülüğü büyütme peşine düşmüş. Anıtgömüt içinde dijital hile ile görüntüsünü Atatürk görüntüsüne dönüştürerek Atatürk canlandı dedi. Adını beton şirk aracılığıyla inşaatların tepesine yazdılar. Öteki mezhebe yakın bir de isim seçildi. Yazdığı kitabın kapağı kendini ele verdi. Şirkin bayrağını üzerine kapak yaptı. Yol ve köprü sözleşmeleri ile ilgili hukuki bir sorun yaşandığında İngiliz mahkemeleri yetkilidir diye yapılan inaat beton çıbanlar üzerine o isim yazıldı. Karanlık sicil kaydını tutmaya devam ettim. Görüntülü firne ve bozgunculuk ağı sosyal medya da ise rezonans uzmanı, astronomi bilgini uzman yağdı edeta. Küresel çetenin planını gökyüzünün doğal planına paralel yapay plan yaygarasına alet olup şarlatanlık yaptılar. Bunu da bildiniz, yarın ne olacak diye dijital tanrıyı kabul ettirmek isteyen kötülüğe hizmet ettiler. Geçen gün birisi uçak ile gelip ayağının tozu ile e-alış veriş yapanların çok kazanacağını söyledi. Bir başkası saldırıya uğrayan İran'ın yanında olanları anlamıyorum dedi. Tümü birdenbire pıtrak gibi ortaya çıktı. Muhittin İbni Arabi bile konuşmaya başladı. Muhittin İbni Arabi geçen gün bir videoda başlık aynen şöyle Allah sizinle konuşmak istiyor diye atılmış. Allah kim? Dijital tanrıyı dayatan yeryüzü çetesi!
Hayata Dair
İsrail'de yaşarken İsrail'in liberal günlük gazetesi Haaretz'de gözlemlerimi sunduğum bir makale yayınladım. Başlık kabaca şöyleydi: "Barışa Hazırlanmak İsrail' in Görevidir': Bu makale, şimdiye dek yaptığım ve yüzde yüz doğru çıkan tek öngörümü içerir. 1971 'de İsrail toplumuna, İsraillilerin ruhuna, vicdanlarına, ahlaklarına, etiklerine ve benzeri şeylere ne olacağını öngörmek belli bir içgörü ve biraz cesaret gerektiriyordu. Batı hala İsrail'in Altı Gün Savaşı'ndaki zaferini kutluyordu: Küçük bir ülke büyük ve güçlü ülkelere karşı savaşmış ve galip gelmişti. Goliath'ı yenen Davud gibi. İnsancıl işgal diye bir şeyin olmadığını ve İsrail'in Filistin topraklarındaki işgalinin diğer tarihsel işgal örneklerinden çok da ayrılmadığını yazmıştım. Tüm işgaller ahlaka aykırı, acımasız ve vicdansızcaydı. İşgalden zarar görenler sadece zapt edilen halklar değildir. İşgalciler de zarar görür. İşgal onları ahlaken küçültür ve uzun vadede zayıflatır. Ayrıca ulusun orduyu değil ordunun ulusu yöneteceğini söyleyerek İsraillilerin ruh haliyle İsrail'in hakim sınıflarının askerileşeceğini öngörmüştüm. Tam olarak yaşanan da budur; hem de hiç öngörmeye cesaret edemediğim oranda. Bugün İsrailli yurttaşların yüzde seksenine yakınının tek bildiği şey savaştır. Savaş onların doğal yaşam alanıdır. İsraillilerin çoğunluğu barışı istemiyor diye düşünüyorum. Bir sebebi toplumsal yaşamın sorunlarını barış zamanlarında nasıl çözeceklerini yani sorunların bombalar atarak ve evler yakarak çözülemeyeceği zamanlarda nasıl ortadan kaldırılacağını unutmuş olmaları. İnsanların hiçbir zaman zorlu problemlere nasıl alternatif çözümler bulacağını, şiddet içermeyen çözümler bulacağını öğrenme fırsatı olmadı. Şiddet kanlarında var. Dünyayı görme biçimleri bu. İsrail kendisini çıkmaz bir yola soktu. Başka
1000Kitap
Sayfa 646 Piyer yaptıklarından tatmin olmadığını hissetmeye başlamıştı. Masonluk, en azından burada gördüğü masonluk ona bazen sadece dış görünüşten ibaretmiş gibi geliyordu. Masonluğun kendisinden şüphe etmeyi aklına bile getirmiyordu, ama Rus masonluğunun yanlış bir yola girdiğinden ve başlıca ilkelerinden saptığından kuşkulanıyordu. Bu yüzden tarikatın yüksek sırlarına erebilmek için yılın sonuna doğru yurt dışına çıktı. Piyer 1809 yazında Peterburg'a döndü. Bizim masonlarımız, yurt dışındaki masonlarla yaptıkları yazışmalar sonucunda, Bezuhov'un yüksek mevkideki pek çok kişinin güvenini kazandığını, pek çok sırra erdiğini, daha yüksek bir mertebeye ulaştığını ve geriye, Rusya'daki masonluğun yararına olabilecek şeylerle döndüğünü öğrenmişlerdi. Peterburg masonlarının hepsi onu görmeye geldi, teveccühünü kazanmaya çalıştı; hepsine sanki bir şeyler gizliyor, bir şeyler hazırlıyor gibi geliyordu. İkinci derece bir locada, törenli bir toplantı yapılmasına karar verildi. Piyer bu toplantıda tarikatın en yüksek rütbeli liderleri tarafından Peterburglu kardeşlere tebliğ edilenleri bildireceğini vaat etmişti. Toplantı eksiksiz katılımla gerçekleşmişti. Âdet olmuş törenlerden sonra Piyer ayağa kalktı ve konuşmasına başladı. Elinde yazılı bir konuşma metni, kızararak, kekeleyerek, “Aziz kardeşlerim,” diye başladı, “sırlarımıza locamızın gizliliği içinde sadık kalmak yeterli değil. Harekete geçmek zorundayız... harekete geçmek. Biz uyku halindeyiz, oysa harekete geçmeliyiz.” Piyer defterini aldı ve okumaya başladı. “Saf hakikati yaymak ve faziletin zafere ulaşmasını sağlamak için,” diye okuyordu, “insanları önyargılardan kurtarmalı, ilkeleri zamanın ruhuna uygun bir şekilde yaymalı, gençliğin eğitimini üstlenmeli, en akıllı insanlarla kopmaz bağlar kurmalı, batıl inançların,
Sayfa 646 - Savaş ve Barış 1·Kitabı okudu
Reklam
Reklam