Bir aydının "Aydını" nasıl tanımladığı hakkında bir kaç bölümden oluşan konferans ve söyleşiler derlemesi bir kitap aslında. Celal Şengör ve İlber Ortaylı'nın söyleşi ve deneme kitaplarına çok benzer akıcı bir anlatıma sahip. Aydın kimdir? Toplumdaki yeri nedir? Yazarlar aydın mıdır? gibi sorulara net cevapların verildiği ve günümüz aydınları ile 20.yy aydınlarını kıyaslayabileceğimiz, kendimize bir yol haritası çizerek aslında kitap okuma serüvenine yol verebileceğimiz kitaplardan. Herkese değil, hastasına tavsiye edilir.
Yeri gelmişken söylemeden edemeyeceğim! Daha sohbetin ilk cümlelerinde söylenen şeylerle bile sevgiyi anlatabilen bir kitap olmuş, gerçekten muhteşem. Ve inanır mısınız kitap yüzyıllar önce yazılmış?
Şölen - DostlukPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20195,2bin okunma
Güzel bir söyleşi kitabıydı. Sorulan sorular çok yerinde ve her gencin hayatında sorması gereken sorular olmuş, İlber Ortaylı'nın cevapları ve sorulara karşı bakış acısı gerçekten her zaman ki gibi mükemmel 25 yaşından önce herkesin okuması dileği ile :)
Düşünemeden okumayı sevmiyorum ve bu kitap okurken beni yeterince düşündürdü. Bir çok noktada kendi eksiklerimi, toplumdaki kusurların bir çoğunun kendi karakterimde de olduğunu anladım. Daha önce okuduğum Sokrates, Platon, Mevlana, Yunus emre gibi bir çok düşünür iler aynı noktalara değinmelerine ve bir birinden bağımsız zamanlarda yaşamalarına rağmen ortak akıl ile düşünebilmeleri beni pozitif etkiledi diyebilirim. Anın çok gerisinde de yazılmış olsa kitap içerisinde yer alan "Sürekli şimdi var olan her şeyin bizden önce de var olduğunu ve gelecekte de var olacağını düşün...Bu gördüğün sahnelerde yalnızca oyuncular farklı." cümlesi aslında anın şu an olduğunu ve gerçekten bir çok şeyin değişmemiş fakat insanlığın sürekli değişmesi gerektiğini anlamamı sağladı. Son zamanlarda siyasi konulara pek girmemeyi tercih etsem de bir düşünceler Roma'nın "Beş iyi İmparator" olarak adlandırılan bir imparatorun düşünceleri olduğundan okurken aklıma kendi yönetimimiz ve aralarındaki uçurumlar gelmedi diyemem açıkçası, daha sonra tekrar okuyacağım kitaplar arasına giren 4. güzel kitap oldu. :)
Şimdi, uzun zamandır okumak istediğim bir kitabı incelemeye geldi sıra...
Malum kitabımızın aslında başına gelmeyen kalmamış diyebilirim önce onlardan bahsedeyim, kitap ilk basımından sonra ahlaka uygun görülmediğinden dolayı defalarca kez sansürlenerek tekrar basılıyor, yani şu an okuduğumuz kitap yeterince törpülenmiş diyebiliriz ama bu haliyle bile çoğu romandan daha argo bir dille yazılmış diyebilirim ama bunu ben sorun etmedim. Kitap ilginçtir ki 1978 yılında Amerika'da liselerde ders olarak okutulmaya başlanıyor, tabi tekrar bir şey olmaya dursun bu seferde komünizm propagandası yapıyor denilerek kitap tekrar yasaklanıyor. :) yani daha kitap daha basılalı 30 yıl kadar bir süre geçmiş olmasına rağmen ülkede en çok okunan ve en çok yasağa maruz kalmış kitap haline geliyor :)
şimdi kitabın 200 sayfa olmasına bakmayın aslında kitap okuduğum en akıcı kitaplardan biriydi, bunun sebebi günlük konuşma dilinde yazılması yada Holden'ın samimi tavrından kaynaklanmış olabilir. Ana karakterimiz Holden'ın okuldan atılması ve sonrasında gelen 3 günde yaşadığı şeyleri bize anlatmasından ibaret kitap, peki ama ne anlatıyor bu Holden? Kitabın öyle hiç karakter incelemesine, Holden şöyle güzel insan, böyle samimi güzellemeleri falan yapmayacağım inceleme adı altında zaten herkes bunlardan bahsetmiş gelin ben size; Kitap ne anlatmak istemiş ondan bahsedeyim...
Yaşanılan çevrenin ne kadar sığ düşünceli insanlar tarafından işgal edildiğinden, yaşadığı yıllarda insanların mutsuz ve siyah beyaz bir dünyada yaşadıklarından bahsediyor kitap, düşüncelerin ne kadar bastırıldığından, iletişimlerin ne kadar bozuk olduğundan, hatta benim görüşüm insanların duyduklarını anlamalarında bile bir problem olduğunu anlatıyor yazar. Ee haliyle böyle bir ortamda yaşayan ve bu insanlara maruz kalarak