Kitap, Türkiye’nin fiilen savaşın dışında kaldığı ancak savaşın bütün yükünü hissettiği II. Dünya Savaşı yıllarında askeri sağlık teşkilatının nasıl çalıştığını ayrıntılı biçimde anlatıyor. O dönemde milyonlarca insanın hayatını kaybettiği bir savaş sürerken, Türkiye olası bir çatışmaya karşı sürekli hazırlık hâlindeydi. Bu hazırlığın en kritik unsurlarından biri de sağlık hizmetleriydi.
Eserde sadece hastaneler, sağlık birlikleri veya tıbbi malzemeler anlatılmıyor; aynı zamanda dönemin salgın hastalıklarla mücadelesi, koruyucu hekimlik uygulamaları, seyyar sağlık teşkilatları ve askeri sağlık personelinin fedakârlıkları da detaylı şekilde ele alınıyor. Özellikle bulaşıcı hastalıkların önlenmesine yönelik çalışmaların anlatıldığı bölümler dikkat çekici.
Bir askeri hekim olarak kitabın en etkileyici tarafı, dönemin sağlık personelinin imkânsızlıklar içerisindeki mücadelesini gözler önüne sermesi oldu. Bugün modern cihazlar, gelişmiş görüntüleme sistemleri ve güçlü lojistik desteklerle görev yapıyoruz. Ancak bu kitabı okurken, sınırlı imkânlarla binlerce askerin sağlığını korumaya çalışan meslektaşlarımızın verdiği mücadeleye saygı duymamak mümkün değil.
Eser akademik bir çalışma olmasına rağmen kuru bir tarih anlatımınla okuyucuyla buluşmamış aksine arşiv belgeleri, istatistikler ve o dönemin uygulamarına da yer vermiştir.
Kitabı bitirdikten sonra günümüzde sıkça tartışılan bir konu da geldi: askerî hastanelerin kapatılması. Sahada görev yapmış bir askeri hekim olarak, askerî tıbbın yıllar içinde oluşturduğu kurumsal hafızanın ve operasyonel tecrübenin son derece kıymetli olduğunu düşünüyorum. Savaş cerrahisi, harp şartlarında tıbbi tahliye, kimyasal-biyolojik tehditlere hazırlık ve askerî personelin özel sağlık ihtiyaçları, sivil sağlık sisteminden farklı bir