Jestler üzerinden bir oyuncu tanınmaz ama bir karakter tanınır. Luis Enrique kaybetmeyi hazmedemediği için sabrı taşıp çileden çıkar. Genç İngiliz Owen, Arjantin'e karşı penaltısını attıktan sonra, daha hiçbir şey belli olmamasına ve maçın en gergin anı olmasına rağmen, galibiyet elde edilmişçesine mutlu bir şekilde koşmaya başladı: En ufak başarı veya detaydan duyduğu heyecanı ve masumiyetini hâlâ koruyor. En sevimsiz futbolcu ise Fransız Dugarry gibi görünüyor, neyse ki yedek kulübesinde kalacak: Golünü attıktan sonra hıyar gibi davrandı, dilini çıkarıp kollarıyla spiraller çizdi; onun başka bir katlanılmaz özelliğini hatırladım: Barça'nın üç sıfır kaybetmekte olduğu bir maçta sahaya alaycı bir şekilde gülerek çıktı, sanki kendi takımı değilmiş gibi; ben culé olsam kulüpten atılmasını talep ederdim. Mesleğinin sembolik yükümlülüğünü anlamayan veya kabul etmeyen bir futbolcu, o meslekte olmayı hak etmiyordur. 3-0 mağlupken kimse asla gülmemeli.
BAŞARI TOPLUMU yasaklar getiren -meli/malı’yı uygulayan disiplin toplumunun aksine, becerebilmek anlamına gelen -ebilir/abilir yardımcı fiilinin egemenliği altındadır.
'Kültürümüzü muasır medeniyet seviyesi üstüne çıkaracağız,' derken samimiydi. Vaktiyle Erzurum'da, Sivas'ta ve Ankara'da konuştuğu gibi geleceği başka bir zirveden temaşa ediyordu. Atatürk devrimini gerçek yapan bu sonsuz güven duygusudur, bu başarı azmi ve inancıdır. Bu yolda tabiatıyla çatışmalar, geçici hayal kırıklıkları olacaktır, fakat sonunda Türk milleti medeniyetin ön safında ilerleyen, yaratan bir millet haline gelecektir. Atatürkçülük budur, buna inanmaktır.