Puan vermedi
Eylemsizliğin ve hiçbir yere tam olarak ait olamamanın en rafine ve keskin hali burada yer alır. Dünya, kendi gürültülü başarı hikayelerini ve yapay neşelerini çoğaltırken bu metin, onlardan usulca geri çekilip yalnızca izlemeyi seçen zihnin iç ritmini açığa çıkarıyor. “Huzursuzluğun Kitabı” dış dünyanın iddiasından öte iç dünyanın dağınık ve durmaksızın kendi üzerine kapanan labirentini anlatır. Kendini hayattan eksiltmeyi, varlığını azaltarak derinleşmeyi göze alanlar için suskunluğun içinde bile bitmeyen bir düşünce akışının defteridir.
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 201714,5bin okunma
Franz Kafka - Dönüşüm
Puan vermedi·128 syf.··
2026 39. kitabı
Gregor Samsa ailesi için çalışan bir memurdur. Sevmediği bir işte tüm bunalım ve sıkıntılarına rağmen ailesinin maddi yükünü çekebilmek için çalışmaktadır. Gregor bir sabah haşere olarak uyanır. Odasının kapısına gelenleri içeriye almaz ve kendisini odasına kapatır. Haşere metaforu bir bireyin kendisine ve çevresine yabancılaşmasını temsil eder. Bu yabancılaşma onun çevresi ve ailesi tarafından bir böcek olarak algılanmasına nedne olmaya başlar. Toplumlar ve diğer memurlar başkalaşmış insanı sevmezler. Uyanış ve yerini yadırgama sizi diğerlerinin gözünde bir böceğe çevirir. Ailesinin gözünde para getirdiği ve çalıştığı süreçte sevilen biriyken işini kaybettiğinde ailesinin gözünde fazlalık bir böcek haline gelir. Burada çarpık aile ilişkilerinin bir eleştirisini görüyoruz. Aile başarı için her şeydir. Ancak Gregor Samsa ailesinin gözünde bir haşere olmuştur. Bunlar Gregor'un suçluluk psikolojisine girmesine ve kendini yetersiz görmesine neden olmuştur. Gregor Samsa, Baba ve Patron figürleri altında ezilmektedir. Modern aile sorunları, ekonomik sorunlar yaşayan gençlerin hemen hepsinin öyküsünü işler Kafka.
Alıntı
DönüşümFranz Kafka · Ayrıntı Yayınları · 2015267,7bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·256 syf.··
2026 31. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 05:25
Eser şu soruları sorar • Insan özgürlük olmadan mutlu olabilir mi? • Düzen mi daha degerlidir, özgürlük ü? • Aşk insanı neden değiştirir? • İnsanı insan yapan şey akıl mı, ruh mu? Sembolik olarak İntegral: * Aklın ve matematiğin mutlak egemenliğini, * Bireyselliğin yok edilmesini, * Devletin insan üzerindeki tam kontrolünü, * “Mutluluk için özgürlüğün feda edilmesi” fikrini temsil eder. Roman, D-503’ün tuttuğu bir tür günlükten oluşur. Ancak bu günlük sıradan bir insanın duygu ve düşüncelerini anlattığı bir günlük değildir. D-503, bu metinleri İntegral’in gelecekte ulaşacağı uygarlıklara Tek Devlet’i tanıtmak amacıyla yazmaktadır. Tek Devlet her şeyi formüllere indirmek ister. Ama insan ruhunda her zaman bir “X”, yani hesaplanamayan bir taraf vardır. Biz romanındaki başlıca karakterler şunlardır: D-503 * Romanın anlatıcısıdır. * İntegral uzay gemisinin baş mühendisidir. * Başlangıçta Tek Devlet’in düzenine gönülden bağlıdır. * Roman boyunca büyük bir iç dönüşüm yaşar. I-330 * Gizemli, cesur ve sıra dışı bir kadındır. * D-503’ün hayatını altüst eder. * Kurallara meydan okur ve özgürlüğü temsil eder. O-90
BizYevgeni İvanoviç Zamyatin · Can Yayınları · 202311,9bin okunma
Spoiler içerebilir!
9/10
·464 syf.··
2026 37. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 00:00
Martin Eden, insanın hayallerine ulaşma mücadelesini ve bunun bedelini anlatan etkileyici bir roman. Denizci olan Martin, sevdiği kadına layık olabilmek için kendini geliştiriyor, yıllarca emek veriyor, okuyup yazıyor ve sonunda ünlü bir yazar oluyor. Ancak en zor zamanlarında yanında olmayan insanların, başarıya ulaştığında ona değer vermeye başlaması onda büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor. Çünkü değişen şeyin kendisi değil, insanların ona bakışı olduğunu fark ediyor. Yoksulluk ve yalnızlık içinde mücadele ederken görmezden gelinen Martin, ün, şöhret ve paraya kavuştuğunda bir anda herkes tarafından değerli görülmeye başlanıyor. Daha önce eserlerine ve fikirlerine ilgi göstermeyen insanlar, başarılı olduktan sonra ona saygı duymaya ve yakınlık göstermeye çalışıyor. Bu durum Martin'in insanlara ve topluma olan bakışını derinden etkiliyor. Bu yüzden roman sadece bir başarı hikâyesi değil; aynı zamanda insan ilişkilerini, toplumun değer yargılarını ve hayatın anlamını sorgulatan hüzünlü bir eser. Bana göre romanın en etkileyici yanı, insanların çoğu zaman kişinin karakterine ve emeğine değil, sahip olduğu başarıya ve statüye değer verdiğini göstermesi. Bu yönüyle Martin Eden, okuduktan sonra uzun süre üzerine düşündüren ve insanda iz bırakan bir roman.
Duygu ve Düşünce
Martin EdenJack London · Engin Yayıncılık · 1994134,8bin okunma
Gir içeri, kır dizini, dön önüne kız Sıdıka ...
Puan vermedi·224 syf.··
2026 93. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 19:18
Sıdıka 'yı bitirdim. Çok güzeldi. Dizisini de zamanında çok severek izlerdim ve dizide karakterlerin neredeyse birebir aktarılmış olduğunu görmek ayrıca hoşuma gitti. Okurken aklımda sürekli Fyodor Dostoyevski 'nin Yeraltından Notlar kitabında geçen şu sözü yankılandı durdu: "Aşırı bilinç bir hastalıktır; gerçek, eksiksiz bilinç ise düpedüz bir hastalıktır." Ah Sıdıka... Senin kadar çok bilmek, her şeyi bu kadar derinden görmek hayatı ne yazık ki kolaylaştırmıyor. Bir de üzerine böyle bir ailede doğmuş olmak... Tam bir lanet. Senin gibi biriyle gercekten tanısmak ve hatta sana sarılmak isterdim Sıdıka. Atilla Atalay nin yarattığı bu karakter başına bir başarı. Hem komik, hem zeki, hem hazır cevap hem de fazlasıyla bilinçli. Normalde bu kadar düşünen karakterler sıkıcı olabilirdi ama Sıdıka tam tersi. En ciddi konuları bile öyle eğlenceli, öyle kendine has bir dille anlatıyor ki bir yandan kahkaha atarken bir yandan da durup düşünüyorsunuz. İşte onu özel yapan da bu sanırım.
Edebiyat
SıdıkaAtilla Atalay · İletişim Yayınları · 20081,040 okunma
Puan vermedi·504 syf.··
Beğendi
·
2026 39. kitabı
Dışarıdan bakıldığında kusursuz bir hayatın içinde yaşayan bir adam görüyoruz. İyi bir işi, yüksek statüsü, lüks tüketim alışkanlıkları ve toplumun başarı olarak tanımladığı her şey elinde. Fakat yüzeydeki parlaklık arttıkça altında saklanan karanlık da büyüyor. Bir noktadan sonra yaşananların gerçek mi yoksa zihinsel bir çöküşün yansıması mı olduğu bile belirsizleşiyor. Bu belirsizlik, anlatılanları bir suç hikâyesinden çıkarıp modern insanın ruhuna tutulmuş rahatsız edici bir aynaya dönüştürüyor. İlginç olan, burada kimsenin birbirini gerçekten tanımaması. İnsanlar sürekli aynı masalarda oturuyor, aynı markaları giyiyor, aynı mekânlara gidiyor ama birbirlerini karıştırıp duruyorlar. İsimler yüzlerden, yüzler kişiliklerden ayrılıyor. Sanki herkes bir insan olmaktan çıkıp yürüyen bir kartvizite dönüşmüş. Böyle bir dünyada kaybolan şey hayat değil, kimlik oluyor. Çünkü herkesin birbirine benzediği yerde kimse gerçekten var olamıyor. Paranın ve statünün burada bir başarı sembolü olmaktan çok bir dil gibi kullanıldığı görülüyor. İnsanlar duygularını değil, sahip oldukları şeyleri konuşturuyorlar. Bir saat, bir takım elbise ya da bir kartvizit karakterden daha önemli hâle geliyor. Trajik olan da bu zaten. Eşyaların değer kazandığı yerde insanların değeri düşmeye başlıyor. Ruhun yerini markalar aldığında geriye iyi giyinmiş boşluklar kalıyor. Daha derinde ise görünmez bir açlık dolaşıyor. Ne kadar tüketirse tüketsin doymayan bir açlık. Daha fazla para, daha fazla güç, daha fazla heyecan... Fakat hiçbir şey eksik olan parçayı tamamlamıyor. Çünkü boşluk dışarıdan doldurulabilecek bir şey değil. Modern dünyanın büyük yanılgılarından biri de bu; insanın içindeki eksikliği yeni şeyler satın alarak kapatabileceğine inanması. Oysa bazı boşluklar alışveriş torbalarına sığmayacak
Amerikan SapığıBret Easton Ellis · İthaki Yayınları · 2022335 okunma