Lacivert Taşı Fevkalade bir giriş bölümü.. Ayna Sevinç Çokum Hanımın üslubu öylesine nahif, öylesine güzel ki, okurken çocukluğunuzda uykuya dalmak üzereyken dinlediğiniz o masalları andırıyor.. İyi romanların yeri gerçekten bir başka.. Bu toplumun en başat vasıflarından biri olan hikaye anlatıcılığı iyi ve kudretli bir yazarın elinde çok başka derinliklere kulaç atıyor.. Eseri okuyanlar benimle benzer hisleri paylaşırlar mi bilmiyorum ama güzel bir roman arayanlara Lacivert Taşı eserini gönül huzuruyla tavsiye edebilirim..
Ankara'da Kimsesiz Olmak
Neşeli olunca ne sırıtıyor bu diye azarlanan, dertli olunca sabah akşam her derdine koştuğu insanlar tarafından "bizim de derdimiz var" diye ağzını açmadan susturulan, sırtında yüküyle yokuşları çıkarken otomobili ulaşım aracı olarak değil piyasa yapma aleti olarak görenler tarafından kahkahalarla alay edilen, kendisi hayata tutunma çabası verirken gömleğindeki ufak bir lekeden, pantolununun dizindeki bir sökükten ötürü "Kendini saldın" nutukları dinleyen, aynı tarz saçlı sokak çeteleri tarafından ortak hedef ve kolay av ilan edilen, sağcısıyla solcusuyla ülkesinin türlü partizanları tarafından bir tanecik oy kime gerek diyerek hep karşı kamptan gösterilen, camide bile kendi halinde tesbih çekmesi yadırganan, kafede kendi halinde bir bardak çay içmeye "çabaladığında" Dörderli sekizerli Z kuşağı kalabalıkları tarafından uzaylıymış gibi bakılan ve her an her türlü iftiranın atılması için en başat hedef seçilen garibanın hikayesi "Ankara'da Kimsesiz Olmak"tır. Aman siz siz olun Ankara'da her şey olun ama sakın kimsesiz olmayın!
Doktor MBC'den Hayata Dair Dostça Tavsiyeler
Reklam
Tozludur saçlarım, saçlarımdan, Devrilmiş sarayların dumanları savrulur. Yüzüm yanıktır, Yüreğime bir karanfil sokuludur Ve partizanca darbelerin dünyaya ilen şavkı Benim göğsüme göğsüme vurup durur. Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum Bahar da sürgülenir içime katranlar da Hem koşarak yarattığım sevgiler vardır Hem körlenmiş sevgilerin acısıyla koştururum. Beni sular, Kocaman taşları parçalayarak hatırlıyor dağlarda Ve beni hatırlatıyor çeltik tarlalarında aynı sular, Umutlu sakinlikleri Lohusalıklarıyla. Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum Kökten dallara yürüyen sular gibi Yürürüm kömür ocaklarına, çapalanan tütüne Yürürüm hüzün ve ağrılar çarelenir Dağların esmer ve yaban telaşından kurtula diye Torna tezgahlarında demir. Yürürüm çünkü ölümdür yürünülmeyen Yürürüm yürüyüşümdür yeryüzünün halleri Kanla dolar pazuları tarladakinin Hızar gürültüsü içinde türkülenir bir öteki Gökleri göğsümden aşırtarak yürürüm Yağlı kasketimin kıyısında nar çiçekleri. Aynı adam Ekim günlerinden beri gümbür, gümbür gelirim
Bursa: Bir Gönül Yerleşimi
İstanbul’un yoran keşmekeşinden ve ruhu kuşatan hızından sıyrılıp, kökleri kadim bir vakara dayanan Bursa’ya doğru bir istikamet değişikliği içindeyim. Halihazırda bir ayağım orada olsa da, son iki yıldır zihnimde ve gönlümde kesinleşen bu niyet, inşaallah bu yıl nihayete erecek ve hayatımın merkezini Yeşil Bursa’nın o sükunetli iklimine taşıyacağım. Artık İstanbul benim için ana durak değil, sadece ara sıra uğradığım bir uğrak yeri olacak; vaktimin ve enerjimin büyük kısmını ise hayalini kurduğum o dingin yaşamın inşasına adayacağım. Bu değişim, sadece bir mekan değişikliği değil, aynı zamanda ruhun kendi aslına rücu edeceği bir manevi inziva sürecidir. Bursa’nın o manevi gölgesinde, her bir köşesi ilimle ve hikmetle bezeli, devasa bir kütüphanemin merkezde olduğu yeni bir eve ve yeni bir hayat tasavvur ediyorum. Gönlümdeki arzu; dış dünyanın gürültüsünden ve modern zamanların kokuşmuş sığlığından adım adım uzaklaşarak, vaktimi klasik metinlerin, derin mütalaaların ve kalbi bir uyanışın içinde eritmektir. Kurmak istediğim aileyi de bu huzur ikliminde, ilmin ve edebin başat olduğu bir yuva sıcaklığında planlıyorum. Saye Hanım'ın bu evde doğmasını hayal ediyorum. Dünyevi hırslardan el etek çekip, eşyanın hakikatine odaklanacağımız bu yeni dönemde, Bursa benim için sadece bir şehir değil; ilme adanmış bir ömrün, sükunete ermiş bir kalbin ve vakarla örülmüş bir geleceğin sığınağı olacaktır. Mevla nasip ederse, hayatımın bu yeni safhası, kendimi dünyadan yavaş yavaş soyutlayıp hakiki manada bulma yolculuğumun durağı olacaktır. Duam bu yöndedir, Allah hakkımda en iyisini bilen ve kaderimi evirip çevirendir.
Duygu ve Düşünce
Yaşıma ithaf
Annem, otuz iki yıl önce bugün dünyaya getirdi beni. Otuz iki kez döndüm güneşin çevresinde, üç yüz seksen dört kez ay dolandı etrafımda.Kendim olma yolunda ne güneşin ışığının sırlarına erebildim, ne de ayın karanlığının gizemini çözebildim.Ama şunu biliyorum:Allah’ın benim için yazdığı yazgıdan hiç pişman olmadım.Sana öğütler vermeyeceğim, Zübeyde. Çünkü öğütler çoğu zaman ruhu bulanıklaştıran gölgelerdir.Ben sadece yürüdüğün yollarda sana eşlik edeceğim.Zamanın sahnesinde oynanan bu tragedyada sessiz ama sadık bir eşlikçi olacağım.Tabiata üflenen o taze nefesi gördüm sen doğarken:taşın, toprağın,börtünün böceğin yeniden dirilişini…Bir basübadelmevt…bir diriliş. Baharları gördüm. Ömrüm de bahar gibi açan insanları gördüm.Ve solanları…Tabiata baktım. İnsanın da buna boyun eğişi işte asıl tefekkür burada başlıyor. Çünkü bir insanın bir başka insan için biricik oluşu…tek ve eşsiz oluşu… Nasıl zuhur eder? Nasıl vücut bulur?Bunu öğrendin sonra bir insanda yok olmayı,toprak olmayı öğrendin. Değiştin…Değişeceksin.Bu seni korkutmasın çünkü öyle kışlar gördün ki yaz ayında başlayan…Her zamankinden uzun ve sert geçeceğini düşündüğün kışlar.Bak Zübeyde yeni bir deneyimin oldu bir sorun çözüldüğü an şimdiye kadar sana ıstırap veren şeyler ahmakça ve boş geliyor,eğer çözüm bulmazsan hayatın bunları toplamı oluyor.Geçmişin katılaşmış toprağında takılıp kalmak 21.yüzyıl insanın başat hastalığıdır.Hemde kendine yönelmiş bir saldırganlığın izlerini taşır.İnsan bu çağda kendine şiddet uygular,kendini sömürür.Çünkü bu an insan ötekini geçmek veya yenmekle değil mücadelesi kendine dönüktür.Ama gölgesinde kim geçmek ister ki ?İnsanlar bu çağda kendinden yorulmuş,kendiyle olan savaşından bitap düşmüş.Herkes kendisinin efendisi olmam yolunda ilerliyor.Çünkü sürekli artan beklentiler için
Bakmasa daha iyi
Hayvancılığımızı geliştirmek yerine ithalat ile etiketleri terbiye etme yolunu seçiyoruz. Bakanlık, ata tohumu sattırmıyor ki İsrail’in hibrit tohumu satılsın. Gıda enflasyonunun başat sebebi; bakanlık…
Reklam
Reklam