8/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2026 78. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 15:37
DAĞLARDA KOŞAN KADIN-YÜKO TSUŞIMA,264 sayfa Dağlarda Koşan Kadın 1970 Japonya’sında 🪭modern toplumun dayattığı şekillere , anneliğin gerektirdiği kalıplara ve yalnızlığa karşı sessiz,kararlı ve devasa bir başkaldırının romanıdır. 21 yaşındaki bekar bir anne olan Takiko’nun hikayesini anlatır .Evlilik dışı bir çocuk dünyaya getiren Takiko, hem muhafazakar ve baskıcı ailesiyle hem de 1970'lerin sonu Japon toplumunun acımasız ahlak normlarıyla mücadele etmek zorunda kalır.Alkolik ve işsiz bir baba,evin geçimine katkıda bulunmak için gece gündüz dikiş diken bir anne ve liseye giden erkek kardeşiyle aynı küçücük evi paylaşmak zorunda olan Takiko…Şimdi bir de minik erkek bebeği Akira ile bu evde yaşamak zorundadır kendi başına bir eve çıkacak kadar para kazanana kadar… Takiko, ne ailesinden ne de çocuğunun babasından destek görür; tamamen yalnızdır. Zaten bir gecelik ilişkinin meyvesidir bebeği,adamın haberi bile yoktur. Kitap kahramanı dik başlı,fevri hareketlerde bulunan,kendi ayakları üzerinde durmaya,parasını kazanmaya çalışan ,yaşı çok küçük olmasına rağmen aile baskısına karşı gelen bir karakter. Takiko'nun ailesi ise toplumun küçük bir modelidir. Özellikle şiddete meyilli babası ve kızını korumak yerine elalem ne der korkusuyla hareket eden annesi, Takiko’nun kaçmak istediği o basık-boğucu dünyanın kendisidir adeta. Dağlarda Koşan Kadın ,sadece bir kadının hayatta kalma mücadelesi değil; bireyin, toplumun çizdiği sınırların dışına çıkıp kendi sınırlarını keşfetme hikayesidir. Buradaki dağ,kişinin kendisini,gücünü tanımasını sembolize eder. Yazarın hayatını incelediğimizde Dağlarda Koşan Kadın kitabının kendi yaşam öyküsünden kesitler sunduğunu,ünlü yazar Osamu Dazai’in kızı olduğunu görüyoruz.Yani yazarın hayatı da bekar bir anne olarak geçmiş,eşinden boşanıp iki
Dağlarda Koşan KadınYūko Tsushima · Jaguar Kitap · 202544 okunma
Bizim toplumun sefih erkeklerinin okuması şart olan kitap
6/10
·210 syf.·
2026 9. kitabı
Sıkıldım ama kazançlı bir kitap. Yu Hua adındaki yazarımız çin asıllı bir dişçi ama diş hekimliğini çok kısa süre sürdürmüş.Bırakmasının gerekçesi ise “insanların ağzına bakmaktan rahatsız olmasıymış mdmfmm Esere gelecek olursak: Hiç akıcı değil.Rüzgar esse patır patır birileri ölüyor. Beğenmediğimi söylemek istiyorum.Herkeste göre göre büyük merakla başlamıştım,anlamsız popüler edilen abartı kitaplardan biri.Çin’in yoksulluk günlerine ışık tutan,ortalama bir eser.Bu segmentte o kadar çok kitap var ki buna benzer bir iki kitap okumuş okurları çok fazla etkileyeceğini düşünmüyorum.İçeriğin haricinde edebi olarak da ortalama; basit bir dil ve olay örgüsü kullanılmış. ilerledikçe açılmasını bekledim ama boğucu hava kitabın tamamına hakim,durmadan basık bir dram "hadi ağla" diye okuyucunun üstüne çullanıyor. bundan duygusal olarak etkileniyoruz elbet ama bu çok iyi bir eserden etkilenmekle aynı şey değil.Bu kalitesiz de olsa bir korku filminden korkmak gibi, yoğun duygulara hitap eder ama estetik yoktur.
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,7bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
8/10
·311 syf.··
2026 30. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 23:59
Yakup Kadri Karaosmanoğlu ( 1889, Kahire- 1974, Ankara) Eser Yayın Tarihi 1928 Yakup Kadri ;Türk edebiyatının önemli romancılarındandır. * Kadro Hareketi içinde yer almıştır. * Romanlarında toplumdaki değişimleri, ahlaki çözülmeleri ve tarihî olayların insanlar üzerindeki etkilerini işler. * Gözlem gücü yüksek, eleştirel ve gerçekçi bir anlatıma sahiptir. Roman, İstanbul’un İstanbul’un İşgali yıllarındaki ortamını anlatır. İşgal güçleriyle yakın ilişkiler kuran, Batı hayranlığı içinde ahlaki değerlerini kaybetmiş bir çevre tasvir edilir . Başkahraman Necdet’in yaşadığı hayal kırıklıkları ve dönemin yozlaşmış sosyal hayatı üzerinden işgal altındaki İstanbul tasvir edilir. * Bir milletin yalnızca askerî değil, ahlaki ve manevi olarak da işgal edilebileceği düşüncesi işlenir. * Kişisel çıkarlar uğruna millî ve ahlaki değerlerden uzaklaşmanın toplumda çöküşe yol açtığı vurgulanır. * İşgal dönemindeki yozlaşmaya karşı millî bilinç ve karakter sahibi olmanın önemi anlatılır. Eser Tevrat’tan bir ayetle açılıyor. Yakup Kadri’nin Sodom ve Gomore romanının adı da doğrudan bu kıssaya gönderme yapar. Romanda işgal altındaki İstanbul’un ahlaki ve toplumsal çöküşünü, Sodom ve Gomora’nın yozlaşmışlığına benzeterek anlatır. Bu yüzden kitabın başındaki bu ayet, romanın ana temasını özetleyen bir epigraf niteliğindedir. Sodom ve Gomore’nin en güçlü sembollerinden biri o “mabet” odasıdır. Yakup Kadri odayı özellikle: * Yarı karanlık, * Basık tavanlı, * Renkli camlı, * Kemerli pencereli, * Mihrabı andıran oymalı bir girintisi olan bir mekân olarak tasvir eder. Burası eskiden bir aile mescididir. Yani bir zamanlar dua edilen, kutsal sayılan bir yer. Fakat işgal yıllarında aynı mekânın içinde içki içilir, dedikodular yapılır, flörtler yaşanır ve ahlaki sınırların silikleştiği
Sodom ve GomoreYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 20246,7bin okunma
Puan vermedi·704 syf.··
2026 20. kitabı
Suç ve Ceza, ilk bakışta bir cinayetin hikâyesi gibi duruyor; ama derine indikçe bir zihnin kendi bodrum katına kilitlenmesini anlatıyor. Raskolnikov baltayı yalnızca yaşlı tefeciye kaldırmaz; merhametine, sıradanlığını kabul edemeyen gururuna ve kendini seçilmiş sanan kibirli tarafına da indirir. Asıl kırılma, kan döküldüğü anda değil, bundan önce başlar: Bir fikrin, kendini kanıtlamak için başka bir cana ihtiyaç duymasıyla. Bu yüzden ortada sadece yerde yatan iki beden yoktur; düşüncenin ortasında açılmış, kapanmayan karanlık bir çukur vardır. En çarpıcı taraf, cezanın dışarıdan değil içeriden başlamasıdır. Mahkeme henüz kurulmamıştır, polis kesin sonuca ulaşmamıştır, deliller bile pusludur; ama genç adamın ruhu çoktan sorgu odasına alınmıştır. Petersburg sokakları burada sıradan bir şehir değil, çatlamış bir bilincin haritası gibidir. Dar odalar, basık tavanlar, pis kokular, kalabalık caddeler, yoksullukla çürümüş yüzler… Hepsi iç dünyanın dışarı sızmış hâlidir. Sanki bütün şehir, kaçmaya çalışan bir vicdanın etrafına örülmüş karanlık bir labirenttir. Bence kahramanın en büyük trajedisi kötü olması değil, kendini olağanüstü sanacak kadar yaralı olmasıdır. O, büyük kişilerin yasaların üstüne çıkabileceğine inanır; fakat ilk adımda fark eder ki üstün olmak başka, ruhunu kaybetmek bambaşka bir şeydir. Teorisi kâğıt üzerinde keskindir, ama kan kokusuna dayanamaz. Aklı eylemini savunur, bedeni hastalanır; dili susar, bakışları ihbar eder; gururu dik durmaya çalışır, içindeki ses onu kemirir. Böylece cinayet, felsefi bir deneme olmaktan çıkar; ete bulaşan ve ruhta iltihaplanan bir yaraya dönüşür. Finalde asıl mesele “katil yakalanacak mı?” sorusu değildir. Daha derindeki soru şudur: Kendi karanlığından geri dönmek mümkün mü? Sonya burada yalnızca merhametin ya da
Alıntı
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,5bin okunma
"Yaban çölde bir feryattır. "
10/10
·262 syf.··
2026 91. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 22:18
Roman, anı biçiminde yazılmıştır. Yazarımız romanını Kurtuluş Savaşı sıralarında Porsuk çayı kıyısında bir Anadolu köyüne yerleşen Ahmet Celal'in anı defteri olarak sunmuştur. Kurtuluş Savaşından sonra harp malulü, bir kolunu kaybetmiş subay , Ferit Celal Paşanın oğlu, Ahmet Celal'in Orta Anadolu'daki bir köyde yaşadığı bir kaç yılını anlatmaktadır. Malül olduktan sonra İstanbul'da kalmayıp eri Mehmet Ali'nin teklifi ile onun köyü olan, Orta Anadolu yaylasında bulunan çorak, çıplak bir köye ayak bastığı gün Mehmet Ali diğer köylülerden biri olup onlara karışıyor, Ahmet Celal ise onlar için sadece bir "Yaban" oluyor . O bir kaç senesi bu kurak, katı, kaybolmuş köy ile bir avuç insanı ve basık bir yer odasında geçiyor. Ekmeğini toprağın zorluklarına rağmen lokma lokma topraktan çıkaran insanlara adalet, aşk, şefkat ve samimiyet gibi medeniyet unsurlarından bahsetmek o insanları ihtiyaç ve amaçlarının, inançlarının dışında bir aleme götürmek istemek, başka bir hayatın varlığını öğretmeye çalışmak sadece bir husumet doğurur. Bazen kalıp dışına çıkmak zor olmasada insan içinde yaşadığı hayatı, değişmemeyi, daha kolay olanı tercih eder. Yaban okuyucuyu kesinlikle bir köye gerçekten sokmayı başarmıştır. Köylüyü ruhuyla, hayata bakışıyla, hayat felsefesi ile canlanmış bulabiliyoruz. Başarı budur. Okuyucuyu ikiye bölmüş enfes bir roman. Bir kısmı köylünün aşağılandığını, hep eksik taraflarını vurguladığını , gerçeklikten uzak,taraflı bir eser olduğunu savunmuş. Bir kısmı ise oradaki hayatın gerçekten bu şekilde olduğunu, geri kalmış, cahil bir grubu oluşturduğunu savunmuş. İkisini de haklı bulduğum bir eser oldu. Köylüyü aydın kesimin eksik, desteksiz, eğitimsiz bıraktığı için bu şekilde yaşamaya mecbur bıraktığını ve onlarında değişim, gelişim, daha iyi bir hayat için emek
1000Kitap
YabanYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 199854,6bin okunma
Baltanın Altında Kalan Sadece Bir Yaşlı Kadın mıydı?
10/10
·704 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
"İnsan mıyım, yoksa titreyen bir yaratık mı?" Dostoyevski bu eseriyle, suçun sadece yasalar önündeki bir ihlal değil, ruhun kendi içinde verdiği o korkunç savaş olduğunu kanıtlar. Raskolnikov, bir "üstün insan" teorisiyle yola çıkarken, aslında kendi vicdanının ne kadar "insan" olduğunu unutmuştur. Baltayı indirdiği an, sadece tefeci kadını değil, kendi huzurunu da sonsuza dek öldürür. İnceleme Notları: • Raskolnikov’un Paradoksu: Bir yanda yoksul bir öğrenci, diğer yanda "Napoleon" olma arzusuyla yanıp tutuşan bir teorisyen. Raskolnikov, hepimizin içindeki o "dünyayı kurtarmak için küçük bir kötülük yapılabilir mi?" sorusunun vücut bulmuş halidir. • Sonia: Saf Sevginin Gücü: Hayatın en kirli sularında yüzmek zorunda kalıp ruhunu tertemiz tutabilen Sonia, Raskolnikov'un tek kurtuluşudur. Kitabın kalbi, o ünlü İncil okuma sahnesinde ve Sibirya steplerindeki kabulleniştedir. • Psikolojik Bir Otopsi: Porfiri Petroviç ile Raskolnikov arasındaki o kedi-fare oyunu, dünya edebiyat tarihinin en iyi sorgulama sahneleridir. Dostoyevski bize şunu söyler: En iyi dedektif, insanın kendi vicdanıdır. “Her şey insanın elindedir ama insan sırf korkaklığı yüzünden çok şeyi kaçırır.” Sonuç: Suç ve Ceza, okunduktan sonra kenara bırakılacak bir kitap değil; hayat boyu taşınacak bir muhakemedir. Raskolnikov’un odasındaki o basık tavanlar gibi, suç da insanın ruhunu daraltır. Ta ki hakikat itiraf edilene kadar.
1000Kitap
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,5bin okunma