8/10
·461 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
merhabalar bugun kliseler klisesi bir kitapla geldim. okumaya basladiginiz an oyyyyy hos geldin ask romani 101 diye dusunmeye basliyorsunuz. kitap o kadar akici ki yazarimiz bir paragraf betimlemeye bile tenezzul etmemis. 400 sayfalik kitaba da cerezlik diyebilecegimi dusunmezdim ama gercekten oyle. bir kere basladiniz mi bitirmeden birakamiyorsunuz ki salina salina okumama ragmen iki gunde bitti. reading slump icin mukemmel bir kurtarici olur ama kitabi sevme sebebim bunlar degil. kitabi bitirdigimde ne kadar da duymaya ihtiyacim olan seyleri okudum diye dusundum. tuhaf bir inanisim var. kitapligimda bir suru kitap olmasina ragmen sectigim siradaki kitabimi tesadufen sectigimi hic dusunmem; hep o kitabin o donemime, o gunume denk gelmesi gerektigine, ona ihtiyacim oldugu icin elimin ona gittigine inanirim. bu hissim beni hic yaniltmadi hatta okudugum bazi kitaplarda icine dustugum spesifik durumlar bu dusuncemi besledi ve okumayi benim icin oldugundan daha eglenceli bir hale getirdi. bazen bir klasikten kapamayacaginiz dersi bir roman size kazandirabilir o yuzden her telden kitap okunmasi gerektigini sonuna kadar savunacagim. onun disinda kitapta, kitap okuyan karakterlerin olmasi cok hosuma gitti. bu daha once denk gelmedigim bir seydi. bahsi gecen birkac kitabi benim de okumus olmam ayri yukseltti. populer kitaplardan birbirine alinti firlatan karakterlerden bahsetmiyorum tabii o hala tuylerimi diken diken eden bir durum. ve kitap o kadar basit bir dille yazilmis ki ingilizcesini alsam cok rahat okuyabilecegimi hissettim. bunun yaninda cevirinin iyi olmadigini soylemem lazim asiri motamot bir ceviri olmus hani okurken bunu da bu kadar direkt cevirmezsin dedim. baska yayin basti mi bilmiyorum ama ben ingilizcesini okuyun derim. tam filmi cekilecek kitap bu arada
Yüz KarasıBrittainy C. Cherry · Martı Yayınları · 20243,337 okunma
Herkesin bir derdi var durur içerisinde...
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 12:32
Bir aile ne kadar sır barındırabilir bünyesinde ya da insanoğlu ne kadar sırrı sırtlanabilir. Sonsuza kadar saklanabilir mi sır dediğimiz? Şermin Yaşar yalın sade ve içine okuyucuyu alan diliyle döktürmüş yine. Seviyorum ben bu kadının tarzını. Anne, baba, çocuklar... Hepsinin ayrı bir hikayesi ayrı bir derdi var kendince. "insan böyle bir șey. Nerede, hangi yaşta olursa olsun, kabuğunu kırıp içine baksan içi cılk yara. Yarasız, dertsiz, Sırsız insan yok da, işte kimisi üstünü iyi örtüyor." derken Volkan Konak'ın eşsiz yorumuyla "herkesin bir derdi var durur içerisinde" şarkısı geçiyor zihnimden sonra istemsizce dudaklarıma dökülüyor. Bir müddet Ethem'i, Mürüvvet'i, Kazım'ı,Sevgi'yi, Emin'i Nurten'i, Ekrem'i, Hülyayı düşünüyorum ayrı ayrı. Herkesin derdi olur da bu kadar dert bir araya gelir mi hiç diyorum gelirse böyle olur işte. Kendileri anlatıyorlar kendi ağızlarından yaşadıkları ruhsal gelgitleri aile bireyleri. Aile olmak demek sadece aynı çatı altında bulunmak değil aileyi tamamlayan çatı sevgi bence bir arada tutan koruyan kollayan. Eksik oldu mu ne yaparsan yap çökmeye mahkum. Sevgi iskeletini de anne baba oluşturur el ele tutuşarak birinden biri bıraktığı anda elini yıkım başlıyor. Zamanla da enkaz oluveriyor yapı. Ne zaman enkaza döndü aile bilinmez belki Mürüvvet Anne nin Ethem i sadece kabullenip sevmediğinde "Al buna bak ve sus" dediklerinde sadece susmayı tercih ettiğinde belki de. Kazım Baba nın karısına yüklediği sorumlulukla belki de ve belki de Karşısına alıp Mürüvvet i konuşmadıkça kabullendikçe bu sessizliği... Fazlasıyla içimizden bizden birileri karakterler. Belki yaşanmış ya da yaşanması oldukça olası. Hiç küsmedik mi biz de hayata kabullendiğimiz için içinde bulunduğumuz durumu çekip gidemediğimiz için tıpkı Mürüvvet gibi. Kazım gibi
1000Kitap
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,4bin okunma
Reklam
Sesi hayati ve hafif. Korkacak bir şey yok.
10/10
·208 syf.·
2026 10. kitabı
Merhaba 1000Kitap, 21 Haziran’da, Babalar Günü’nde bitirdim. Bu tesadüf bile kitabın etkisini benim için daha da artırdı. Kitabın son sayfasını kapattıktan kısa bir süre sonra babamı aradım. Babalar Günü’nü kutladım, hediyesini alıp almadığını sordum. Sesindeki o heyecanı, o çocuksu sevinci duyunca uzun süre düşündüm. İnsan bazen anne-babasını hep olduğu gibi kalacak sanıyor. Oysa zaman sessizce geçiyor ve bazı anların değeri, yaşanırken tam olarak anlaşılamıyor. Bu kitap bana en çok sevdiklerime daha sık sarılma isteği verdi. Onların varlığının kıymetini biraz daha derinden hissettirdi. Ama aynı zamanda insanın içinde başka bir kapıyı da aralıyor. Çünkü aile dediğimiz şey yalnızca sevgiyle değil, bazen yaralarla da örülü. Bizi büyüten ellerin bıraktığı izler de var, bizi hayata bağlayan sıcaklığı da. Hangisi daha ağır basıyor, hangisi daha galip geliyor sanırım bunun cevabı herkeste farklı. Bir anne olarak kitabı okurken kendimden de parçalar buldum. Çocuklarımın bana topladığı birkaç papatyanın beni nasıl mutlu ettiğini düşündüm. Çocuklardan gelen küçücük şeylerin bile insanın kalbinde nasıl kocaman bir yer açabildiğini yeniden fark ettim. Sonra babamın aldığı o küçük hediyeyi düşündüm. Belki de sevgi, çoğu zaman büyük sözlerde değil, böyle küçük ama unutulmaz anlarda saklı. Georgi Gospodinov, ölümün kaçınılmazlığına bakarken hayatın kıymetini hatırlatmayı başarıyor. Kitap boyunca hüzün hep yanı başınızda yürüyor ama bu karanlık bir hüzün değil daha çok insanı sevdiklerine yaklaştıran, onları biraz daha sıkı tutmaya çağıran bir hüzün. Özellikle babasını kaybetmiş okurların bu kitabı çok daha farklı bir yerden hissedeceğini düşünüyorum. Bu vesileyle hayatta olmayan tüm babalara Allah’tan rahmet diliyorum. Kitap bittiğinde geriye şu duygu kaldı içimde: Bir gün
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,5bin okunma
Çukurova'dan Yükselen Bir Destan
10/10
·639 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 11:49
İnce Memed serisinin son kitabını da bitirdikten sonra birkaç söz söylemek istedim. İnce Memed, her kitabında bizi Çukurova'nın köylerine götürüyor. Her köyde başka bir zalim ağa, bey ya da güç sahibinin zulmüne boyun eğmek zorunda kalmış insanlarla karşılaşıyoruz. Serinin belli başlı karakterleri kitaplar boyunca yeniden karşımıza çıkıyor; bu yüzden hikâyeler birbirinden kopuk değil, aksine aynı coğrafyanın ve aynı mücadelenin farklı yüzlerini anlatıyor. Özellikle kitaplar arasındaki geçişlerin ve olay örgüsünün bu kadar sağlam kurulmuş olması, seriyi benim gözümde daha da değerli kıldı. İnce Memed bir roman olsa da bana göre aynı zamanda bir tarih, bir sosyoloji ve bir toplum kitabı. Sayfalar arasında ilerledikçe Yaşar Kemal bize yalnızca bir hikâye anlatmıyor; cesareti, zulmü, kitlelerin hafızasını, acıyı, hüznü, sevinci, sabrı ve metaneti de gösteriyor. Ama bence bütün bunların merkezinde tek bir mesele var: Ezilenlerle ezenlerin yüzyıllardır süren ve hâlâ sona ermeyen mücadelesi. Belki de İnce Memed'in bugün hâlâ okunmasının nedeni budur. Çünkü değişen isimlere, değişen zamanlara rağmen o mücadele hiç bitmedi. Bir diğer nokta da kitabın akıcılığıydı. Dört kitap boyunca neredeyse hiç kopmadan, merakımı kaybetmeden okudum. Yaşar Kemal'in dili, betimlemeleri ve insan ruhunu anlatış biçimi beni her zaman etkiledi. İnce Memed serisi benim için yalnızca bir roman serisi değil, uzun süre hafızamdan silinmeyecek, dönüp dönüp hatırlayacağım bir okuma yolculuğu oldu.
İnceleme
İnce Memed 4Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202121,5bin okunma
Olmamış.
4/10
·496 syf.··
2026 18. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 10:51
Yani emek var evet… Asssla emeğe saygısızlık etmek istemem ama kitap baştan aşağı OLMAMIŞ. Bir kere ellerinde müthiş bir konu var, arka kapağı okuyunca “Vaaay inanılmaz duruyor” diyorsunuz ama o konu nasıl hiç edilir onu da görüyorsunuz. Yazarın yazarlıkla uzaktan yakından alakası olduğunu düsünmüyorum. Oturmuş da aklına eseni karalamış sanki. Hiç beğenmedim. O kadar akmadı ki okumakta zorlandım. Kitabın bir bölümünde de çok fazla cinsellik var. Fakat bu sağlıklı bir ilişki değil. Sapkınlıklarla dolu. Yani koca koca adamların ortaokullu kızlara hayran olmasını veya liseli kızların bir kız arkadaşlarını “prens” diye idealleştirmelerini okuyorsunuz ve ne alaka diye sorup duruyorsunuz. Sürekli tekrara düşmesi de bayıyor. Bir cinayetler dizisi var ama asla bunun üzerinde durulmuyor. Sanki ortada ölen 3 insan yokmuş gibi yemekler, seks ve katilin ne kadar seksi bir kadın olduğu konuşulup duruluyor. Kitabın sonlarına doğru da Ortadoğulu, kimyon kokan bir kadın tasviri var. Evet baya böyle anlatılıyor. Kendisi Türk’müş. Tam bir komedi… Ortadoğu söylemi bile politik ama yazarımızın bunu bildiğinden şüpheliyim. Gercekten konunun güzelliğine yani bir kadın katil ve 3 kurbanı konusunun hatrına 4 puan veriyorum ama anlatım çok kötü ya. Hani yazar cidden anlatmak istemiş de anlatamamış gibi. O kadar yavaş ki her şey… Hiç heyecanlanmıyorsunuz, asla heyecan yok. Bolca bel altı, bolca yemek var. Karakterlerin derinliğine inme çabası bile zayıftı. Karakterlerin sadece yan karakter kalmayıp hepsine hikaye yazılmasını takdir ediyorum ama asıl meselemiz olan katilin derinliği çok az. Asla zeki, sizi şaşırtacak bir katil karakteri yok. Olayı anlatan gazeteci de asla öyle biri değil. Şaşırtmayacak yani sizi. Hiçbir olaya “Aaaa nasıl?” Diye heyecan duyamayacaksınız. Hele polisiye
TereyağıAsako Yuzuki · İthaki Yayınları · 2025430 okunma
TOKYO'DA AŞK°
10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
46 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 00:22
"Bir daha hiçbir öykü, dünyada ondan başka öykü yokmuş gibi anlatılmayacak." J. Berger amca böyle demiş bu roman için. Abartmış mı derseniz, cevabım kesinlikle hayır olur. Çok yerinde bir cümle. Berger ile tamamen aynı fikirdeyim. Arundhati Roy aktivist bir Hintli. Bu yüzden bu kitabın içinde Hindistan, İngilizler, küresel işler, iç dinamikler, tutmayan dengeler, inançlar, kast sistemi yani ne ararsanız var. Bollywood tarzı bir aşk da var; acılı, baharatlı, köri soslu, her sayfada tazelenen bir lezzet içeriyor. Dil şiirsel ama karmaşık, yormuyor desem yalan olur. Hesse ve Woolf arasında gidip gelen bir dil. Bilnç akışına çok yakın bir tarz. Zaman algınızı yitirip sayfalar arasında gidip gelerek bulmaya çalışıyorsunuz. Büyük öykülerin büyüsü, bir büyüsü olmamasıdır diyor bir cümle. Büyük öyküler, dinlemiş olduğunuz halde yeniden dinlemek istediğiniz öykülerdir diye ekliyor başka bir cümle de. Kurgu arttıkça gerçeklik azalır ya, onlar heyecanlarla ve şaşırtıcı sonlarla gözünüzü boyamazlar, beklenmedik şeylerle şaşırtmazlar. İçinde yaşadığınız ev kadar tanıdıktır size. Ya da sevgilinizin teninin kokusu kadar. Nasıl bittiklerini bilirsiniz, ama yine de bilmiyormuş gibi kulak verirsiniz. Tıpkı, bir gün öleceğinizi bilmenize karşın hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamanız gibi. Büyük öykülerde kimin yaşayacağını, kimin öleceğini, kimin aşkı bulacağını, kimin bulamayacağını bilirsiniz. Ama yine de yeniden bilmek istersiniz. Onların gizemi ve büyüsü budur işte. Zengin Hindu ailenin kızıyla toplumun en alt kesiminden bir işçinin yasak aşkı kötü bitmiş arkadaşlar. Küçük şeyler, acı veren büyük şeylere dönüşmüş. Bu öykü, sıfırı tüketmiş bir sirkin becerikli soytarısı gibi. En masum iki kişi bu kitabın içinde öldü. Çünkü havaya zıplarken üzerine düşebilecekleri bir ağ da
Edebiyat
Küçük Şeylerin TanrısıArundhati Roy · Can Yayınları · 20201,755 okunma
Reklam
Reklam