1000Kitap Logosu

Başlangıç

258 syf.
·
7 günde
·
10/10 puan
Beyaz Diş öyle bir yerde duruyor ki benim için, incelememde ne kadar övgü dolu cümle kullanırsam kullanayım yine de bu kitabı layık olduğu şekilde anlatamayacakmışım gibi hissediyorum. Jack London'ı isim olarak hep romanlarıyla tanırdım. İlk okuduğum kitabıyla, yani Uçurum İnsanları'yla beraber Jack London'ın romanlarında şahit olduğumuzdan tamamen farklı bir yönünü, gazeteci kimliğini tanıma fırsatı bulmuştum. Uçurum İnsanları, romanlarıyla tanışmadan önce Jack London'ın kişiliğine, dünyaya bakış açısına dair genel bir fikir edinmem açısından güzel bir başlangıç olmuştu. Sonrasında romanlarıyla tanıştım ve daha okuduğum ilk romanıyla kişiliğine duyduğum saygının yanına, kalemine duyduğum büyük bir hayranlık da eklenmiş oldu. Öyle düşünüyorum ki, aslında Beyaz Diş'te de Jack London'ın gazeteciliğinin getirdiklerine şahit oluyoruz. Şüphesiz ki vahşi doğayı, oranın bir parçası olan hayvanların, kurtların duygularını, düşüncelerini bu derece başarılı bir şekilde aktarmak, bizlerden tamamen farklı bir türe karşı bu kadar yüksek seviyede bir empati kurabilmek için, tam da iyi bir gazeteciden bekleneceği gibi oldukça gelişmiş bir gözlem yeteneğine sahip olmak gerekir. Jack London bunu o kadar başarılı bir şekilde yapıyor ki, bu kitabı okumasak belki de hayatımız boyunca hiç yaşayamayacağımız türden bir deneyim yaşatıyor bizlere: Bir insan olarak sahip olduğumuz vicdanı, prensipleri, doğruları-yanlışları tamamen bir kenara bırakıp, kendi türümüze, nesnelere, iklimlere, en kısa tabiriyle bütün dünyaya bir kurdun gözleriyle bakıyor, onun içgüdüleriyle hissediyor, onun duygularıyla değerlendiriyoruz. Bu benim için o kadar eşsiz bir deneyimdi ki, kitabı bitirdiğimde kendime kendime "Bu kitabı Jack London'dan başkası yazamazdı" diye düşünmeden edemedim. Değinmeden geçersem haksızlık yapmış gibi hissedeceğim; Beyaz Diş'i okuyup benimle benzer duyguları paylaştıysanız London'ın bir başka şaheseri olan "Adem'den Önce"yi de mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
Beyaz Diş
8.7/10
· 48,2bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
2
243 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Öğretmenim, Lütfen Bu Kitabı Okur Musun - Kitap Yorumu
"Karanlığa sürekli sitem eden biri olmaktansa, bir mum yakmayı tercih etmek daha insanca değil mi? Unutmayın, binlerce kilometrelik bir yol bile bir adımla başlar. Bu adımı atan siz olun. Yaptıklarınız sadece bir tek öğrencinin başarı şansını artırıyorsa dahi denemeye değer." (s. 48) Eğitim ve öğretimin şart olduğu bir dünyada öğretmenlik mesleğini gerçekleştiren çeşitli insanlarla karşılaşmışızdır hatta kimimiz bu yolda adım atmaya karar vermiştir. Ortaöğretim, lise ve üniversite programlarının akademik başarıyla bitirilmesi sonucu öğretmen olmak isteyen herkesin doğru yolda ilerlediği düşünülmektedir. Büyük resme bakmaya karar verdiğimizde öğretmenlik mesleği aslında herkesin hayatında yer eden bir konuma sahipken onun eğitimini ve görevini sadece akademik açıdan değerlendirmek ne kadar doğrudur? Günümüzde öğretmenlik mesleği gerçekten işlevini yerine getiriyor mu yoksa sadece sunulan müfredatın tamamlanmasını esas alarak bilgi öğretmeye mi odaklanıyor? Hasan Yılmaz, iki bölümden oluşan bu kitabında öğretmen adaylarına ve mesleğini yapmakta olanlara hitap ederek tecrübelerini aktarmakta ve tavsiyeler vermektedir. Giriş bölümünde öncelikle aktarmak istediklerini, kitabın yazılış amacını söylemektedir. 1. bölüm olan “Öğretmen Günahları” bölümünde ise öğretmenlerin genelde yanlış yaptığı konuları 30 alt başlıkta ele alıp öğütlerini sunarken kitabın “Öğretmenler İçin Kişisel Gelişim Yöntemleri” adlı 2. Bölümünde 60 tane alt başlık altında ilk bölüme kıyasla daha fazla tavsiyeye yönelerek eksikleri ve yanlışları telafi etmek için görüşlerini öne sürmektedir. Bir öğretmen adayı olarak okuduğum kitaplar ve gözlemlerim doğrultusunda öğretmenliğin bir toplumun oluşmasında çok büyük etkisi olduğunu fark ettim zamanla. Sonra da aslında genel olarak bu mesleği uygulamada yanlış yöntemlere başvurulduğunu, öğretmenliğin bilişsel boyutundan önce duygusal kısmının dikkate alınması gerektiğini düşünmeye başladım. Özellikle ilkokul ve ortaokul yıllarımda öğretmenlerin sözcüklerinin üzerimde olumlu, olumsuz çok büyük etkisi olduğunun farkına vardığımda bu konuya daha çok önem vermeye başladım. Yazarla bu konuda paralel düşüncelerimizin olması beni oldukça mutlu etti ve anlatmaya çalıştığı değerlerle dikkatini kendisine kolayca çekti. Düşünceleri yanı sıra tavsiyelerini de göz önüne alırsak yazarın faydalı konulara değindiğini düşünmekteyim. Öncelikle bir insan olarak öğrencilere nasıl davranmamız gerektiğini, onların dikkati çekmede ve olumlu bir etki bırakmada sunduğu önerileri okurken altını çizdiğim ve notlar aldığım çok kısım oldu. Yazarın eğitim sistemine yönelik eleştiri yapması da ilgi çekiciydi ki yabancı dil, edebiyat ve sanat alanında başarı gösteren bir öğrenci olarak eğitim hayatımın büyük kısmında yeteneklerimin göz ardı edilip başarısız görülmemin ne kadar yanlış bir algı olduğunu bir kez daha anlamış oldum. Yazarın anlatım biçimine de değinmek gerekirse beklediğimin aksine daha fazla kitleye hitap edebilecek akıcı ve sade bir üslupla karşılaştım. Bölümlerin kısa olması da çabuk okunmasında etken. Ayrıca kitap içine eklenen öyküler çok güzel seçilmiş ve konuya dikkat çekicilik sağlamıştı. Yazarın bazı konular üstüne tekrar tekrar durması aslında kasıtlı olarak başvurduğu bir yöntem ve bu beni çok rahatsız etmedi. Bu konuda pek kaynak okumuşluğum da olmadığı için belki bana başlangıç için güzel ve farklı gelmiş olabilir. Bunun aksine, çok fazla eğitim kitabı okumuş kişiler için bazı söylemler klişe gelebilir ve bilgiler kendini tekrar ediyor gibi gözükebilir. Bu kitabı öğretmen ve öğretmen adayı dışındaki bireylerin de okumasını tavsiye ederim her ne kadar hedef kitle belli olsa da çünkü insanlık olarak da tecrübe katabilecek ve belki hayatın bir döneminde işe yarayacak düşüncelere yer verdiğini düşünüyorum.
Öğretmenim, Lütfen Bu Kitabı Okur Musun!..
Okuyacaklarıma Ekle
1
80 syf.
·
6/10 puan
Sine Ergün'ün öyküde kullandığı "büyülü geçiş" tekniği farkını getiren özelliklerinden biri. Hikaye anlatılırken bir geçiş oluyor ve başlangıç ile bitiş arasında inanılmaz bir değişim oluşuyor. Bu geçişi anlamamak ise ilgi çekici bir durum oluşturuyor. Buna benzer bir "büyülü gerçeklik" ise Kopuk romanında yer alıyor. Duvar metaforuna yüklenen geri dönüş hikayesi gayet oturaklı duruyor. Anımsama konusundaki aktarılanlar da yerli yerinde. Fakat karakterin geri dönüş hikayesine kendimi veremedim. Çok havada kalmış geldi (ki bilinçli bir seçim muhtelemen). Asıl anlatılmak isteneni vermeyi tercih etmiş yazar.
Kopuk
7.0/10
· 24 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
2
152 syf.
·
5 günde
Güzel bir hikayesi vardı. Biraz özet şeklinde kitaptan bahsedeyim. Palmiye Kulübe tatile giden bir aile ve bu ailenin çocuğu Philip'in aslında günlüğüne yazmış olduğu bir hikayedir. Philip gittiği tatilde karşılaştığı çocuk işçilerden etkilenmiştir ve bu durum aslında çok hoşuna gitmemiştir. Oradaki çocuklara bir hediye dahi olsa bir şey vermek onları mutlu etmek istemektedir. Birgün telefonunu bir güzelleştirme uzmanına hediye etmek istemiş fakat istediği sonucu alamamış hatta utanıp sıkılmıştır. Güzelleştirme uzmanları aslında Palmiye Kulübün mavi elbiseli temizlik görevlileridir. Sadece temizlik değil gelen konuklara yardımcı olan hemen her şeyle ilgilenen çocuklardır. Philip bu gerçekle karşılaştığında adaletsizliğin farkına varır. Bir sonraki tatilde de yine aynı yere giderler ve yine aynı kızla Anuka ile karşılaşır ve yine ona telefonunu vermek ister. Hikaye yine böyle başlasa da artık orada çalışan çocukların dünyasının daha derinlerine iner. Anuka ve iki kardeşi birlikte yaşamaktadır ve ebeveynsiz olmaları aslında çocukluk yıllarının çalışarak geçmesine neden olmuştur. Susan adındaki şefleri Anuka ve diğer çalışan çocuklara çok sert davranmaktadır ve en ufak hatalarında işten çıkarmaktadır. Valencia ve Tommie işten çıkarılmış ve Valencia aslında Anuka'nın kardeşine bakarken çıkarılmıştır. Anuka'da bu duruma karşı gelip Palmiye Kulüpteki tüm çocukları toplar ve bu adaletsizlik karşısında Susan'a iyi bir ders vermek ister. Tüm çocuklar artık gülmez ve son derece ciddi bir şekilde otelde kalabalığa karışırlar ve sonrasında adaletsizliği dile getirip işten çıkarılan iki çocuğun tekrar işe alınmasını isterler. Yetişkinler de durumun farkına varırlar onların da baskısıyla çocuklar işlerine geri dönerler. Adaletsizlik sonrasında çocuklar büyük bir cesaretle adaletsizliğe karşı gelmelerini güzel bir hikayesiydi.
Harika Bir Başlangıç
Okuyacaklarıma Ekle
384 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
nefes alarak boğulmak adına
Daniel Quenn zaten başlangıç olarak İsmail kitabını eleğinizde barındırarak okumanız gereken bir yazardır zannımca. B'nin hikayesi en başta masumiyeti yitik bir kurgu olduğundan haberdar ediyor okuru ( İsmail'in okurları hak verecektir) bununla kalmıyor tren yolculuğu ve vagon çıkmazı içinde hissettiriyor. Gidişatın haberdarısınız ama bir o kadar istikametinize yabancı. B'nin hikayesini okumak için doktrinler ananeler ve hatta annelerin bizzat kendinden bir nebze dahi olsa arınmış yahut buna hazırlıklı olmalısınız . Böylelikle aklınızın ücra köşelerine metnin imitasyon dünyasından nemalar katabilirsiniz. Ben sevdim , hatta şuan son kitabını okurken bu kitap denli kısraklıktan mahrum oluşuna gaflandım bile henüz ortasındayken... İyi okumalar dilerim.
B'nin Hikayesi
8.4/10
· 31 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
2