Yabancı ~
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 08:28
“Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum” cümlesiyle çarpıcı bir başlangıç yapıyor yazar. Ve şu cümle ; “Annemi elbette çok severdim; ama bu bir şey ifade etmezdi ki. Sağlıklı bütün insanlar, sevdiklerinin ölümünü az çok arzu etmiştir.” bizi ilginç bir hikayenin beklediğinin habercisiydi Hikaye de kahramanın asıl adını yazmadı yazar ama soyadı vardı. Kendine ve topluma yabancılaşmış bir adamın hikayesi. Hayatı sorgulyan ve anlamsız bulan kahraman sırf topluma ve kendine yabancılaşmasından dolayı yargılanır ve idam edilir Mahkemede şöyle bir cümlesi vardır; “Bu işin benim dışımda görülüyor gibi bir hali vardı. Her şey, ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu, kaderim bana sorulmadan tayin olunuyordu ... İyi düşününce söylenecek bir şeyim olmadığını anlamaktaydım. Kendi kendimi seyrediyormuş gibi bir hisse kapıldım.” Bu düşünce ,yabancılaşma kavramını ne kadar benimsediğini anlatıyor... Ve idam kararını duyunca Camus kahramanına şunları söyletir; "Herkes bilir ki, hayat yaşamak zahmetine değmeyen bir şeydir, aslında otuz ya da yetmiş yaşında ölmenin önemli olmadığını bilmez değildim, çünkü her iki halde de gayet tabii olarak başka erkekler ve kadınlar yine yaşayacaklar ve bu binlerce yıl devam edecektir... İnsan madem ki ölecektir, bunun nasıl ve ne zaman olacağının önemi yoktur" Kitap boyunca dünyanın boş ve manasız olduğu vurgulanıyor...Hayat yaşamaya değmez... Yabancı’yı okurken, bütün olağan dışılığına rağmen öykünün doğallığı, kahramanın ölümü kabullenişindeki doğallık ,hiç telaş etmemesi insanı rahatsız ediyor... Kitap , derinlik sevenler için♡
Psikoloji
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
9/10
·224 syf.··
2019 1020. kitabı
·
Sıdıka’yı zaten az çok bilen biri olarak kitaba başlarken neyle karşılaşacağımı tahmin ediyordum ama yine de kahkaha atarak okudum. Atilla Atalay’ın o kendine has mizahı, kelime oyunları ve absürt durumları burada da tam dozunda. Günlük hayatın sıradanlığını alıp öyle bir ti’ye alıyor ki, hem eğleniyorsun hem de “gerçekten de böyleyiz” diye düşünmeden edemiyorsun. Sıdıka karakteri yine sivri zekâlı, lafını sakınmayan ve çevresine ince ince ayar veren haliyle çok tanıdık. Özellikle aile içi diyaloglar bana fazlasıyla bizden geldi. Yer yer abartı var ama zaten işin eğlencesi de burada. Mizahı bazen çok ince, bazen de direkt yüzüne çarpıyor. Ancak bazı bölümlerde espriler üst üste gelince etkisi biraz azalmış gibi hissettim. Aynı tempoda ilerleyen metin bir noktadan sonra tekrar hissi yaratabiliyor. Yine de dili o kadar akıcı ki kitap su gibi akıp gidiyor. Genel olarak kafa dağıtmak, gülmek ve biraz da kendimize dışarıdan bakmak için çok keyifli bir kitaptı. Sıdıka’yı sevenler için zaten garanti; tanışmayanlar için de güzel bir başlangıç olabilir. Mizahın dozu yüksek, bol diyaloglu ve eğlenceli bir okuma deneyimi.
SıdıkaAtilla Atalay · İletişim Yayınları · 20081,040 okunma
Reklam
Puan vermedi·224 syf.··
2026 109. kitabı
Bugün sizlere güçlü bir karakteri barındıran bir kitapla geldim. Vedat Ali Bayrak ’ın Kaderin Sessiz Düğümleri romanı, ilk sayfalarından itibaren okuyucuyu derin bir sorgulamanın ve Ege’nin sonsuz maviliklerinin içine çeken, son derece sürükleyici bir yapıt. Hayatın en ağır yüzüyle henüz doğmadan tanışan, babasız, sevgisiz ve şiddet dolu bir çocukluğun gölgesinde büyüyen Tolga, yaşadığı büyük kayıplara rağmen mücadeleyi hiç bırakmayan, hayata yenik başlamış ama pes etmemiş çok güçlü bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Yıllarca büyük emeklerle kurduğu şirketini satıp rekabet dolu piyasadan kaçarak Göcek’te bir yelkenliyle yeni bir başlangıç yapmak istemesi, aslında onun ruhundaki dinginlik arayışının bir sembolü gibi. Deniz, marina hayatı, kahve kokusu ve sessizliğin huzuru arasında geçmişin izlerini silmeye çalışırken, Marmaris’te ve ardından Rodos’ta yollarının kesiştiği gizemli, kızıl saçlı Rana ise hikayenin asıl kırılma noktasını oluşturuyor. Rana da tıpkı Tolga gibi geçmişi derin yaralarla dolu bir kadın ve bu iki kırık ruhun bir teknede bir araya gelmesiyle birlikte kitap, basit bir deniz hikayesi olmaktan tamamen sıyrılarak kader, vicdan, kaçış ve aşk ekseninde dönen psikolojik bir derinlik kazanıyor. Yazarın akıcı ve güçlü dili sayesinde karakterlerin iç dünyasındaki fırtınaları o kadar yoğun hissediyorsunuz ki okurken kendinizi adeta o teknede, rüzgarın ve dalgaların arasında buluyorsunuz. Tolga ve Rana arasındaki yakınlaşmanın taşıdığı o hüzünlü ve gizemli hava, okuyucuya “İnsan geçmişini gerçekten geride bırakabilir mi?” sorusunu çok derinden sorgulatıyor. Tam her şey sakinleşti, huzur bulundu derken Rana’nın geçmişinden gelen karanlık bir gölgenin, eski eşinin onları Rodos’ta bulmasıyla sakin başlayan bu ada yolculuğu, Yunan adaları arasında tehlike ve sırlarla
Kaderin Sessiz DüğümleriVedat Ali Bayrak · İkinci Adam Yayınları · 20263 okunma
Bir İmparatorluğun Gün Batımında: Atatürk’ün Anlattıkları
Puan vermedi·120 syf.··
2026 62. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 17:01
selamlar herkese! Bugün Falih Rıfkı Atay’ın Mustafa Kemal’in Ağzından Vahdettin kitabından bahsedeceğim sizlere. 🫯 Bu kitap, Atatürk’ün Falih Rıfkı Atay’a anlattığı hatıralardan oluşuyor. Daha önce Milli Mücadele’nin başlangıç sürecini farklı kaynaklardan okumuştum ancak bu eser, olayları doğrudan Mustafa Kemal’in bakış açısından görmek açısından oldukça etkileyiciydi. Kitabın kalbini tek bir soru oluşturuyor aslında: Samsun’a giden o vapurun kaptan köşkünde sadece Mustafa Kemal mi vardı, yoksa o gemiyi bir şekilde Vahdettin mi yüzdürdü? Yıllardır tartışılan “Vahdettin bir vatan haini miydi, yoksa çaresiz bir hükümdar mıydı?” sorusuna burada başkalarının yorumlarıyla değil, Mustafa Kemal’in o günkü düşünceleri, endişeleri ve kararlılığı üzerinden yaklaşma fırsatı buluyoruz. Kitapta beni en çok etkileyen bölümler Almanya seyahati sırasında geçen vagon sohbetleri oldu. Mustafa Kemal’in olayları değerlendirme biçimini, dönemin siyasi atmosferini nasıl okuduğunu ve geleceğe dair yaptığı tespitleri görmek gerçekten dikkat çekiciydi. Bir yanda Osmanlı Devleti’nin son yılları, diğer yanda ise henüz şekillenmekte olan yeni bir gelecek var. Bu yönüyle kitap yalnızca tarihî olayları anlatmıyor; aynı zamanda farklı dünya görüşlerinin karşılaşmasına da tanıklık etmemizi sağlıyor. Kitabı okurken, Falih Rıfkı’nın Atatürk’ün cümlelerini aktarırken kullandığı o sade ama sarsıcı dili özellikle takip etmenizi öneririm. Yazarın, Atatürk’ün zihnindeki o berraklığı okura geçirme becerisi, eseri klasik bir biyografiden öteye taşıyıp, adeta bir "tarihi tanıklık" belgesine dönüştürüyor. Özellikle işgal altındaki İstanbul’un atmosferi, saray çevresindeki belirsizlik ve dönemin umutsuzluğu başarılı bir şekilde aktarılmış. Sayfalar ilerledikçe kendinizi yalnızca bir olayın değil, bir
1000Kitap
Atatürk’ün Bana Anlattıkları: Mustafa Kemal’in Ağzından VahdettinFalih Rıfkı Atay · Pozitif Yayınları · 20231,242 okunma
7/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 00:00
“Aşktan Önce”, sinirbilim temelli ilişki anlatısını popüler bir dille kurduğu, “aşkın romantik bir kader değil, biyolojik bir süreç olduğu” fikrine dayanan bir kitap. Neden âşık oluyoruz ve âşık olurken bedenimizde neler oluyor da kendimizi kaybediyoruz? gibi sorulara cevaplar veriliyor. Kitabın en belirgin iddiası, aşkın, sanıldığı gibi “kişisel bir mucize” değil, beynin belirli kimyasal ve sinirsel mekanizmalarının ürettiği güçlü bir algı durumu olduğu. Metnin bazı bölümlerindeki yoğun metaforik dil; örneğin, karşılaşma anında “beyne fırlayan fotonlar”, “eksiklik hissi”, “iki kişilik bir bedende tek kalma” gibi ifadeler aslında bir tür bilimsel romantizm kuruyor. Yazarlar, özellikle aşkın başlangıç evresini (arzu, çekim, bağlanma) biyolojik bir çerçeveye yerleştirerek okura, “Yaşadığın şey gizemli değil, anlaşılabilir.” düşüncesini yerleştiriyor. Bununla birlikte, aşkı yalnızca nörokimyasal süreçlere indirgemek, deneyimin biricikliğinin değerini düşürüyor. Yani “Neden bu kişi?” sorusu biyolojiyle kısmen açıklansa bile anlam düzeyi tamamen ortadan kalkmıyor. Kitap bu anlam katmanını zaman zaman arka plana itiyor. Bu da metni bilimsel açıklama ile duygusal deneyim arasında bırakıyor. Eser, karmaşık bir alanı (aşk + beyin) sadeleştirerek okunabilir bir anlatıya dönüştürmüş. Özellikle, “Neden aynı ilişki döngülerini tekrar ediyoruz?” sorusuna bilimsel bir açıklama arayanlar için işlevsel bir giriş metni. Kitapta beni rahatsız eden şeylerden biri, araştırmalara "güzel" denmesi oldu. "Güzel araştırma" ne demek? Açıklayıcı mı, aydınlatıcı mı, yenilikçi mi, devrimci mi? "Çirkin araştırma" da olur mu? Kelimeler...
Aşktan ÖnceSerkan Karaismailoğlu · Ortapia Yayınları · 2026256 okunma
Soyang-ri’nin Kitap Mutfağı
6/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 00:31
Seoul’un karmaşasından kaçıp küçük bir köye sığınan Yujin’in, eski bir evi kitap mutfağına dönüştürmesi ve burayı hem kafe hem konaklama yeri yapması fikri baştan sona çok çekici geldi. Tarçınlı kurabiyelerin kokusu, pencereden görünen dağ manzarası, ateş böcekleriyle dolu yaz geceleri ve raflardaki kitaplar… Okurken gerçekten o köydeymişim gibi hissettim, huzur doldu içime. Yujin’in kendi yaralarını da yanına alıp bu mekânı kurması ve farklı hayatlardan konukların burada kısa süreliğine de olsa kendilerine gelmesi güzel işlenmiş. Her konuğun kendi hikâyesiyle gelip, mutfakta sohbet ederken veya kitapların arasında gezinirken bir nebze iyileşmesi, küçük mutlulukların gücünü hatırlatıyor. Özellikle mevsim değişimlerini ve doğayla iç içe geçen günlük ritüelleri anlatan kısımlar çok akıcı ve sıcacık. Fakat tam 6 puan vermemin sebebi var: Hikâye yer yer fazla “her şey yoluna girecek” moduna giriyor, karakterlerin dönüşümleri biraz hızlı ve yüzeysel kalıyor. Benzer “kitap kafe + iyileşme” temalı romanları sevenler için de yeterince yeni bir tat sunmuyor maalesef. Tempo oldukça yavaş, bu da bazı bölümlerde sayfaları çevirirken “acaba bir şey olacak mı” dedirtti. Yine de eğer hayatın gürültüsünden bunaldığınız bir dönemdeseniz, yeni başlangıç hayalleri kuruyorsanız veya sadece birkaç saatliğine sakin bir köşeye kaçmak istiyorsanız keyifle okuyacağınız bir kitap. Okuduktan sonra insanın içi ısınıyor, kitaplara ve küçük ritüellere olan sevgisi tazeleniyor. Özellikle sonbahar-kış aylarında battaniye altında okumak için biçilmiş kaftan. Kısaca: Büyük bir edebi başyapıt değil ama samimi, sıcak ve iyi niyetli bir mola kitabı. Ben okuduğuma memnun oldum, ara sıra o mutfağın ve köyün havası aklıma geliyor hâlâ. Kim Jee-Hye’ye teşekkürler. İyi okumalar dilerim.
1000Kitap
Soyang-ri'nin Kitap MutfağıKim Jee-Hye · Athica Yayınları · 2025654 okunma
Reklam
Reklam