Onur Akkuş

Onur Akkuş
@bathory2
null
Afyon kocatepe üniversitesi
İstanbul
16 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
İnsan DNA'sı bir milyar nükleotid uzunluğunda bir merdivendir. Nükleotidlerin aklın alamayacağı kadar çok sayıda bileşim olasılığı vardır. Fakat bu bir anlam ifade etmez,çünkü yararlı bir işlev görmeyen protein sentezlerine yol açar. Yalnızca çok kısıtlı sayıda nükleik asit molekülleri bizimki gibi karmaşık hayat şekilleri vücuda getirmeye yetmektedir. Buna rağmen bile, nükleik asitlerin yararlı biçimde biraraya getirilmiş yolları şaşırtıcı derecede çoktur; belki de evrendeki tüm elektron ve protonların sayısından daha çoktur. Bu noktadan hareket ederek dünyaya getirilebilecek insan sayısının şimdiye dek yaşamış insan sayısından çok daha fazla olduğu söylenebilir. İnsan türünün kaynak potansiyeli büyüktür. Nükleik asitleri şimdiye kadarki herhangi bir insandakinden daha iyi çalışmaları için biraraya getirmenin çeşitli yolları olmalıdır. Neyse ki, başka tür bir insan meydana getirmek için nükleotidleri değişik bileşimlere kavuşturma bilgisinden yoksunuz. İleride nükleotidleri istediğimiz biçimde biraraya getirerek arzu edilen nitelikleri yaratmak mümkün olabilir... Düşündürücü ve ürkütücü bir proje!
Reklam
Yerküremizin uygun ısıya sahip olmasının ve su, atmosfer, oksijen vb. bulundurmasının yaşam için çok elverişli bir ortam yarattığı yolunda yorumlara zaman zaman rastlarız.Böyle düşünmek, birazcık nedenlerle sonuçları karıştırmak oluyor. Biz dünyalılar, yerkürenin çevre koşullarına uyuyoruz, çünkü burada yetişmiş bulunuyoruz. Daha önceki yaşam şekilleri çevre koşullarına uyamadıklarından yok olup gittiler. Biz, koşullara iyi ayak uyduran organizmaların vârisleriyiz. Çevre koşulları daha değişik bir dünyada gelişen organizmalar, hiç kuşkusuz o dünyanın türküsünü söyleyeceklerdir.
Mısır’ın Büyük İskender’den sonraki Yunan Kralları öğrenim sorununu ciddiye alırlardı. Yüzyıllar boyu bilimsel araştırmaya destek oldular ve kitaplıkta çağın en büyük beyinleri için çalışma ortamı hazırladılar.İskenderiye kitaplığında her konu için ayrılan on geniş hol bulunuyordu. Botanik bahçesi,hayvanat bahçesi, kadavra inceleme odası,rasathanesi vardı. Dinlenme saatlerinde açık tartışmaların yapıldığı büyük yemek salonunu suların aktığı çeşmeler süslemekteydi.Kitaplığın kalbi, kitap koleksiyonuna ayrılan bölümüydü. Koleksiyon uzmanları dünyanın birçok kültür ve diline ait kitapları tararlardı. Yabancı ülkelere adam gönderip kitaplıklardaki kitapları toptan satın alırlardı.İskenderiye’ye demirleyen yabancı gemiler kaçak eşya için değil, acaba kitap mı kaçırıyorlar diye aranıp taranırlardı. Her biri elle yazılmış papirüs tomarı olmak üzere kitaplıkta o zamanlar yarım milyon kitap bulunduğu sanılıyor. Bazen papirüs tomarlarının kopya edilmek üzere alındığı da olurdu. Bütün bu kitaplara acaba ne oldu? Bunları yaratan klasik uygarlık yok oldu ve kitaplık kasten tahrip edildi. Bu eserlerden yalnızca küçük bir bölümü kalmıştır. Bazılarının da insanın içini burkan bölük pörçük parçaları. Günümüze kalan bu bölük pörçük parçalar bile insan zihnini uyarıcı ne denli zengin bilgiler taşıyor, bir bilseniz!Örneğin, kitaplığın raflarından birinde bulunduğunu bildiğimiz Sisam’lı astronomi bilgini Aristarkus’un kitabında, yerküremizin gezegenlerden bir tanesi olduğuna ve onlar gibi Güneş’in etrafında döndüğüne ve yıldızların çok uzaklarda olduklarına değiniliyordu. Bu ifadelerin hepsi de doğru olduğu halde, sözü edilen gerçeklerin yeniden bulunması için ikibin yıl beklemek zorunda kalınmış oldu.Aristarkus’un bu eserinin kaybına duyduğumuz üzüntüyü, daha başka konulardaki kayıplar

Onur Akkuş

, bir kitap okudu
7/10
·300 syf.·
304 günde okudu
·
2021 1. kitabı
Öğrencilerin ilgisini canlı tutmak da sanal öğretmenler için çok daha kolaydı çünkü OASIS'te sınıflar holodekler gibiydi.Öğretmenler,okul sınırlarından çıkmadan,öğrencilerini her gün sanal yolculuklara ve saha araştırmalarına götürebiliyordu.O sabahki Dünya Tarihi dersinde Bay Avenovich bağımsız bir simülasyon yükleyerek,Tutmosis gömütünün MS 1923 yılında Mısır'da arkeologlar tarafından keşfine tanık olmamızı sağladı(bir gün önce aynı yeri MÖ 1334 yılında ziyaret ederek bütün ihtişamıyla Tutankamon İmparatorluğu'ndan dolaşmıştık). Biyoloji dersinde,insan kalbinin içinde yolculuğa çıkarak bu organın nasıl kan pompaladığını gördük.Tıpkı Fantastic Voyage adındaki şu eski filmdeki gibi.
Sayfa 65·Kitabı okudu
Reklam