Ne zaman bir kitap açıp okusan,bir ağaç gülümser ölümden sonra yaşam olduğunu bilen.Serkan Karaismailoğlu.
Sabahattin Ali’nin dediği gibi :Herkese içindeki iyilik kadar iyi bir hayat dilerim.
****MUTSUZ MUSUN****
Pascal'ın çok sevdiğim bir sözü var, diyor ki ;
"Mutsuzluğun tek nedeni, insanın tek başına odasında nasıl oturacağını bilememesidir."
Oysa, hepimizin bir masada, bir odada sessizce oturup düşünebilmeyi, okumayı, hayal kurmayı, gönlümüzden bir şeyler geçirmeyi başarması gerekir. Ancak bu şekilde zihnimiz duvarları aşabilir.
Peki modern insan ne durumda ?
Modern insan dirsek mesafesi denilen mesafeden daha uzağa cep telefonunu koyamıyor. Sabah kalkınca cep telefonu elinde, günde 15 er dakikalık gelen ataklarla sürekli kontrol ediyor veya zaten sürekli elinde.
Allah aşkına bunun her yarım saat sigara içme isteği duyan insandan farkı ne ? Beyinde sigara içince haz veren kısım ile dijital aletleri kullandığımızda haz alan kısım aynı. Kişi bir uyuşturucu müptelasına acırken kendisinin farkında nasıl olamıyor. Uyuşmuş dijital bir bağımlılık mahkumu olan bu insan kendisini ben normalim diye nasıl kandırabiliyor.
Gerçekten çok ilginç !
Modern çağın en büyük vebası, her şeyin hızlandırılmış olması ve insanların yavaşlığa tahammül edemeyişi. Çünkü abimiz işini bitirip evde gidip atomu parçalayacak veya kitap okuyacak vs.
Yani bu tahammülsüz bu sabırsız insan yığını evine mermi hızında ulaşınca öldüreceği vakit ile karşı karşıya kaldığında da eyvah ben ne yapacağım telaşına düşüyor. Hemen telefonuna sarılıyor veya tv, eğlence, müzik.
Var mı başka şansı ? Kitap okumak darlıyor, zahmetli iş, üstüne birde ağır bir yemek, ardından meyve ve yüksek şekerli gıdalar ile kan şekerini de çıkarınca beynen ve zihnen uyuşmuş bir zombiye dönüşüyor.
Bu insan bir an önce sokaktan evine hızlıca gitme sebebi ise , onu evde bekleyen dijital uyuşturucular " tv, müzik, cep telefonu" veya gıdasal uyuşturucu "şeker", şekerin bağımlılığını konuşmamıza gerek bile yok.
Şimdi
Eceli gelmeden ölmek nedir bilir misin? Hayatının anlamını kaybedenler ve şu veya bu şekilde yerine koyamayanlar, yaşarken ölü gibi olurlar, bazıları sessiz sedasız intihar eder.
Hiç evlenmemiş ve çocuğu olmayan Franz Kafka, Berlin'de bir parkta yürürken, çok sevdiği oyuncak bebeğini kaybettiği için ağlayan küçük bir kız çocuğuyla tanışır.
Kafka, çocukla birlikte bebeği uzun süre arar ve başarısız olur.
Ertesi gün onunla, bebeğini aramak için yeniden buluşmak istediğini söyler.
Fakat yine bebeği bulamazlar.
Kafka, kıza bebek tarafından yazılmış bir mektup verir.
Mektupta "Lütfen ağlama, dünyayı görmek için bir geziye çıktım. Sana maceralarım hakkında yazacağım", diyordu.
Böylece, Kafka'nın yaşamının sonuna kadar devam edecek bir hikâye başlar.
Kafka, küçük kızla her buluşmasında bebeğin maceralarının yazılmış olduğu mektupları okur ve akabinde çocuğun çok mutlu olduğunu görür.
Kafka, Berlin'e dönmeden önce oyuncak dükkanına uğrar ve bir tane bebek satın alır. Daha sonra kız çocuğu ile buluşmaya gider.
Bebeği çocuğa uzatır.
"Ama hiç bebeğime benzemiyor," der kız.
Kafka, bebeğin yazdığı bir başka mektubu çocuğa verir:
Mektupta
“Seyahatlerim beni değiştirdi." yazmaktadır.
Küçük kız yeni bebeği kucaklar ve onunla mutlu bir şekilde evine gider.
Bir yıl sonra Kafka ölür.
Yıllar sonra, bir yetişkin olan kız, bebeğin içinde bir mektup bulur.
Mektupta şöyle yazmaktadır:
"Sevdiğin her şey muhtemelen kaybolacak, ama sonunda sevgi başka bir şekilde geri dönecek."
İmza
Franz Kafka.
Müşteriyi kazıklamanın "Ticari Zeka",
Halkı kandırmanın "Siyasi Zeka",
Ambulans arkasına takılmanın "Pratik Zeka",
Şike yaparak kazanmanın "Sportif Zeka",
Niyeti suistimal etmenin "Kıvrak Zeka" olarak algılandığı bir ülkenin zekâya değil, ahlaka ihtiyacı vardır.