Ne zaman bir kitap açıp okusan,bir ağaç gülümser ölümden sonra yaşam olduğunu bilen.Serkan Karaismailoğlu.
Sabahattin Ali’nin dediği gibi :Herkese içindeki iyilik kadar iyi bir hayat dilerim.
Mesele şu ki dünya da dışa dönüklerin dünyası. Dışa dönük ve bahsettiğim diğer özelliklerdeki insanların sesi her yerde daha çok çıkıyor, bu insanlar olumsuz fikirlerini daha az düşünerek ve daha kolaylıkla, daha sert ve kırıcı biçimde dile getiriyorlar. İçedönük, nazik, hassas kimseler, bu tavırdan ve bulunmak zorunda kaldıkları ortamları bu tavrın ele geçirmiş olmasından, bu kişilerin baskınlığından çok çekmiş oluyorlar genellikle. Bu nedenle de üzerinde durduğum şeyler, yalnız ve anlaşılmamış hissettikleri bir dünyada duygudaşlık hissi veriyor onlara. Bahsettiğim tarz problemler onlara daha yakın, bunları daha kolay anlıyorlar. Bu gibi kişilik özelliklerinden ne kadar uzaktaysanız o kadar da uzak olacak bu kitapta anlattığım türde problemler size, erteleme yaşasanız bile.
Winnicott,Öfkelenmeyen çocuğun, ebeveynine dair umudunu kaybetmiş çocuk olduğunu vurgular. Çocuk kendi iradesinin ebeveynin iradesine dokunamayacağını, ebeveyni değiştiremeyeceğini bilir. Bu yüzden” kötü davranış” dediğimiz şeyi de gösteremez. Çaresizce ve umutsuzlukla boyun eğmekmektedir. Maalesef bizim” iyi çocuk” dediğimiz çocuktur bu.
Birleştirerek algılamak da ilahi bir lütuftur. Elimizdeki kalemi atom altı dünyasıyla birlikte bütün detaylarıyla görüyor olsaydık ,bir harf dahi yazamazdık. Bir ormana bakarken tek tek bütün ağaçları görüyor olmak, nasıl bir azap olurdu? Bir kumsala baktığımızda, kum taneleri, kumsal bütünlüğü içerisinde değil, birer
birer kum taneleri şeklinde algılanıyor olsaydı, kimse kumsala yaklaşmazdı. Denizi damlalar halinde, dağı kayalar halinde, ışığı fotonlar halinde görmeyip, birer bütünlük olarak algılamamız ne büyük nimettir.Hele karşımızdaki insanları bir bütünlük içerisinde değil de, organlar, hücreler ve parçalar halinde algılıyor olsaydık, kimse kimseye yaklaşmazdı.
“Çok ender durumlar bir yana, mutluluk yalnızca uygun koşulların bir araya gelmesiyle olgun bir meyve gibi kucağa düşmez, çabayla erişilebilir. Bunun için kitaba “Mutlu Olma Sanatı “adını verdim. Zira sakınılabilir ya da sakınılamaz bunca dertle, bunca hastalık ve psikolojik karışıklıkla, bunca didinme, yoksulluk ve kötü niyetle dolu bir dünyada mutlu olmak isteyen her kadın ve erkek, her insana ayrı ayrı saldıran bir sürü mutsuzluk nedenini alt etmenin yolunu bulmak zorundadır. Bazı ender durumlarda çaba harcamaya gerek duyulmayabilir.
İnsanların çoğu varlıklı değildir; birçoğu iyi huylu olarak doğmamıştır; çoğu, sakin ve düzenli bir yaşamı dayanılmaz derecede sıkıcı bulan, bir dalda durmayan kişiliğe sahiptir; sağlık, hiç kimsenin kesin olarak güvenemeyeceği bir nimettir; evlilikse her zaman mutluluk kaynağı olmamaktadır. Bütün bu nedenlerden dolayı mutluluk,kadınların ve erkeklerin çoğu için tanrıların bir lütfü değil, bir başarıdır ve mutlu olmak büyük bir çaba gerektirir.”