Ne menem bir şey şu merak? Yaşamamız bakımından hiçmi hiç önem taşımayan; zorunluluğu, yararca getirisi bulunmayan; sırf öğrenme, bilgilenme ihtirasını tatmine yönelik, şiddetli, karşı konmaz bir iştiyâk.
Bahse konu kılmış olduğum zâtı anlama bâbından şöyle bir düşünce denemesine girişsek: Bizden biri çıkmış olup da, ne bileyim, Güney Amerikanın Bolivyasında, Paraguayında, Perusunda Aymara ile Keçuva dillerini ve bunları konuşan halkları merak edip irdelemiş; Asyada, sözgelişi Buhutanla ilgilenmiş; hadi, Buhutandan, Aymaradan geçtik de, hiç olmazsa, eski (Göktürk ile Uygur) tarihimizi, dilimizi merak edip incelemiş olsa?.. İki bin yıla yakın tarihimizde merak sâikiyle yollara revân olmuş kaç gezginimiz, kâşifimiz ile mucidimizi sayabiliriz? Cahilliğim mazur görüle; aklıma Evliyâ Çelebimiz dışında kimse gelmiyor.
Merak, beşerlikte çakılıkalmış gelişigüzel adama değil, aklın doğrudan beslediği, yönetip yönlendirdiği, yönettiği tutku mesâbesinde üstüninsana mahsüs duygudur. Bunun akılla arkalanmamış, salt duygu düzeyinde kalmış çeşidi tecessüstür. Merak nice yüce ve soylu duyguysa, tecessüs de onca bayağı, hayvani-beşeri duygusallıklardandır. Sokak kapısı önünde toplaşıp çene çalan mahalle kadınları ile semt kahvânesinde tavlaya zar atan erkeklerin dedikodularına malzeme sağlar kaynaktır.