Kafka'nın en sevdiğim kitabına bir inceleme yapmalıydım, şimdi buradayım.
Okuduğum günden bu güne; kitabı her gördüğümde, ismi her geçtiğinde, arkadaşlarım "bu kitap nasıl?" diye sorduğunda bir gülümseme oluşuyor yüzümde. Bende kalıcı izler bıraktığını ifade edebilirim.
Kafka okumaya bu kitapla başlamıştım ve Babaya Mektup tan sonra Franz Kafka nın yasak aşkına yazdığı Milena'ya Mektuplar ı, kardeşine ve ailesine yazdığı Ottla'ya ve Aileye Mektuplar ı, ondan sonra Aforizmalar , Şato , Dava , Dönüşüm , Amerika gibi kitaplarını da okudum. Franz ile çok ortak yönüm olduğu kanısına vardım kitaplarını okudukça.
kitap öyle hoşuma gitmişti ki puanlarken "ne haddime benim seni puanlamak" gibi düşünmüştüm, bunu düşündüğüm nadir kitaplardan. zaten yaklaşık 2.5 sene
öncesine kadar en beğendiğim kitaptı. yazdığı mektupları babasına hiç verememiş olması da beni çok düşündürmüştü.
Bende Franz'ın bu mektuplarından yola çıkarak; akrabalarıma, arkadaşlarıma, sevdiğim yazar, şarkıcı veya sanatçılara, belki de hoşlandığım herife bile mektuplar yazdım durdum. Dolabımın üstündeki koca sandıkta kim bilir kaç tane verilmemiş mektup var, belki de bende öldüğüm de açıp okunacak, okunurken ağlanacak çok şey yazdım. Tüm yaşadıklarımı anlattığım, kendime bile açıklayamadığım sorunlarımın, kimseye belli etmemeye çalıştığım travmalarımın olduğu 78 sayfalık bir mektupta var. Bugüne kadar bunları paylaşacak, okutacak kimseyle karşılaşmamamın da üstümde büyük bir yük bıraktığı da mektupların
içinde yazıyor. Ve sizlere de tavsiye ederim, hem rahatlıyor hem de kendi kendinizin arkadaşı oluyorsunuz. Şahsen bu benim çok hoşuma gidiyor çünkü beni benden başka kimse daha iyi anlamıyor.
Kitabı bitirdikten sonra okuduğum 70 sayfa da neler olduğunu hala idrak edememişken bile, aslında insanın en büyük zorbasının babası bile olabileceği