7/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 15:07
Beyaz her zaman umut mudur? Bazen bir matem. Bazen bir vazgeçiş. Bazen yaşam. Bazen bir mucize. Bazen içsel bir yolculuk. Beyaz renk üzerine yazılmış, kadın temasını yer yer almış bir kitap. İnsanı derin düşünmeye sevk ediyor. Nitekim kültürlerin çoğunda evlilik mutluluk gibi kalıpları sarmalayan 'Beyaz' renginin aslında bazı kültürlerde ölümü çağrıştırdığı da bir gerçek. Cenazelerde beyaz giyilmesi gibi. Asya kültüründe bununla ilgili araştırma yapabilirsiniz. Tabii ki kitap sadece ölümü anlatmıyor. Bir noktada aslında etrafımızdaki sahip olduğumuz, var olan herşeye hem şükretmemizi anlatırken, bir noktada ayrılıkların kaçınılmaz olduğunu vuruluyor. Beyaz Kitap
Edebiyat
Beyaz KitapHan Kang · April Yayıncılık · 20242,058 okunma
Hikayesi gibi karanlıkta kalmış bir kitap
10/10
·228 syf.··
Beğendi
·
2024 60. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 13 Kasım 2024 22:43
Tahar Ben Jelloun'un Işığın Kör Edici Yokluğu romanını yaklaşık iki yıl önce okudum. Aradan geçen zamana rağmen hâlâ aklıma gelen, zihnimde yaşamaya devam eden kitaplardan biri. Bazı kitaplar okunur, kapağı kapatılır ve zamanla unutulur. Bazıları ise insanın içine yerleşir. Bu roman benim için ikinci gruba giriyor. Kitap, Fas'ta 1971 yılında Kral II. Hasan'a yönelik başarısız suikast girişiminin ardından yaşanan gerçek olaylardan esinleniyor. Darbe girişiminden sonra hayatta bırakılan askerler, sorgulanıp Tazmamart zindanlarına gönderiliyor. Ancak buraya "hapishane" demek bile yetersiz kalıyor. Çünkü burası bir cezaevi değil, yaşayan insanların yavaş yavaş ölüme terk edildiği bir mezar. Yirmi yıla yakın bir süre boyunca karanlığın içinde, insanlık dışı koşullarda yaşamaya çalışan mahkûmların hikâyesini okuyoruz. Hücreler o kadar dar ve karanlık ki insan, böyle bir yerde birkaç gün bile dayanmanın mümkün olup olmadığını düşünmeden edemiyor. Buna rağmen bazıları yıllarca hayatta kalmayı başarıyor. Kitabı okurken beni en çok etkileyen şeylerden biri umut ve inanç arasındaki fark oldu. Normalde umut insanı ayakta tutan bir şey olarak görülür. Oysa bu romanda umut etmek bazen insanı öldüren bir şeye dönüşüyor. Çünkü sürekli kurtulmayı beklemek, her geçen gün biraz daha hayal kırıklığına uğramak demek. Bu yüzden mahkûmlar umut etmeyi bırakıyorlar. Onları ayakta tutan şey ise inanç oluyor. İnanç sadece dinî anlamda değil; insan kalmaya, aklını korumaya ve kendi iç dünyasını ayakta tutmaya duyulan inanç. Kitap boyunca insanın ne kadar dayanabileceğini görüyoruz. Açlık, hastalık, yalnızlık ve karanlıkla mücadele eden insanlar zamanla fiziksel olarak tükeniyor. Bazıları aklını kaybediyor, bazıları sessizce ölüme yaklaşıyor. Bir zamanlar özgürce dolaşan, kahve içen, yemek
1000Kitap
Işığın O Kör Edici YokluğuTahar Ben Jelloun · Sia Kitap · 2020700 okunma
Reklam
10/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 159. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 00:00
"ELMA CADISI PETRONELLA 4" "Başarıya giden yollar her zaman o kadar kolay olmuyor. Bazen farklı yollar denemek gerekiyor." Elma Cadısı Petronella serisinin dördüncü kitabı; Pastakreması ailesiyle birlikte yepyeni bir maceraya eşlik ediyoruz. Hızla sonbahara hazırlanırken, gizemli bir ziyaretçi değirmen evine kötü bir haber getirmesiyle başlıyor her şey. Bu kez işler hiç de iç açıcı değil. Çünkü değirmen evi satılıyor! Bu haberi duyan Petronella, Luis, Lea ve elma adamlar büyük bir şok yaşıyor. Sevimli değirmen evleri artık onların değil mi? Peki ya kötü fırıncı Kabasurat? Kabasurat, değirmen evini satın alıp yıkmayı planlıyor! Kendi iş planlarını yaparken, Pastakreması ailesi tüm güçleriyle değirmen evini korumaya çalışıyor. Bunun üzerine ikizler hemen Petronella’dan yardım istiyor. Petronella, ikizler ve elma adamlar, tüm güçleri ve zekâlarıyla değirmen evini korumak, Pastakreması ailesinin yuvasını kaybetmesini engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama işler elbette hiç kolay ilerlemiyor. Çünkü Kabasurat’ın da boş durmaya hiç niyeti yok. Onun da kendi sinsi planları var. Acaba kim galip gelecek? Değirmen evini kaybetme korkusu var evet… Ama Petronella ve arkadaşları pes etmiyor. Kitap, umudun ve sevginin sımsıcak bir hikâyesiyle bizleri kucaklıyor. · Petronella – Elma cadımız yine cesur ve yaratıcı · Luis ve Lea – Sadık dostlar · Elma adamlar – Onlar olmadan macera tamamlanmaz ki! · Kabasurat – Yine planlar peşinde, yine kötü fırıncımız Her kitapta bambaşka bir olayın olması, sürekli yeni bir şeylerin gelişmesi, heyecanımı dipdiri tuttu. Hiçbir kitapta "Aa bu olayı daha önce de görmüştük" dediğimiz bir tekrara rastlamadım. Yazar, her seferinde farklı bir macera sunmayı başarıyor. Hikâyede küçük cadının başına gelenler genelde kendi yaptığı bir şeyin
Edebiyat
Elma Cadısı Petronella 4: Sihirli Şapka ve Arı SaldırısıSabine Stading · The Kitap Çocuk Yayınları · 20254 okunma
Puan vermedi·264 syf.·
2026 29. kitabı
Bir adamın değeri, damarlarında akan kanın kaç kase sıcak çorba ettiğiyle ölçülür mü? Yu Hua bizi tam olarak bu ağır gerçeğin ortasına, Xu Sanguan’ın yanına bırakıyor. Onun omuzlarındaki o yükü sırtımızda hissettiğimiz an, bir adamın neden kendini santim santim bitirmeden sevilebileceğine inanmadığını da anlıyoruz. Kendini parça parça harcamadan sevilmeyeceğini, ailesini ayakta tutamayacağını sanıyor bu adam. Sağlığından, canından, gövdesinden bir şeyler eksiltmeden babalık yapamayacağına öyle bir inanmış ki... İşte tam orada o soru geliyor insanın aklına: Bir bardak kan, kaç kuruşluk huzur eder? ​Aslında her şey sadece açlıkla ya da yoksullukla ilgili değil. Xu Sanguan, her kan satışında ailesiyle arasındaki bağı kendi canıyla, kendi kanıyla yamamaya çalışıyor. Hele o Yile meselesi... Günlerce "bu çocuk benden değil" diye kendini yiyip bitiren, mahalledeki dedikodularla ezilen ve çocuğu her fırsatta dışlayan o adamın; iş ölüm kalım noktasına gelince o inadını bir kenara itip canını ortaya koyması... Günlerce yollarda, soğukta, açlıkta, neredeyse kendi ölümüne yürüyerek, sadece o çocuğun nefes alabilmesi için kasaba kasaba gezip tekrar tekrar kan satması... Orada merhametin, kan bağından çok daha güçlü olduğunu görüyorsun. Xu Sanguan aslında Yile’yi değil, kendi vicdanını kurtarıyor. ​Peki, bir insan bütün ömrünü sadece "kendinden vazgeçmek" üzerine kurarsa, elinde verecek bir şeyi kalmadığında neye dönüşür? O ağlama krizi sadece bir yaşlılık korkusu değil; koca bir ömrün yorgunluğu. Kanı yaşlandığı için geri çevrildiğinde, ona aslında "artık işe yaramıyorsun" demiş oluyorlar. "Ben artık bir işe yaramıyorsam, kimim?" sorusu o an boğazına yapışıyor. Hayatı boyunca tutunduğu tek dal elinde kalıyor. Kendi üzerine kurduğu her şey bir anda yerle bir oluyor. ​Xu Sanguan o
1000Kitap
Kanını Satan AdamYu Hua · Jaguar Kitap · 20184,418 okunma
6/10
·109 syf.··
2026 1. kitabı
·
765 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 14:02
kitabı iki yılda bitirmişim. kitap okumayı bıraktığım için arada sırada okuyarak anca yeni bitirebildim. çok uzun bir zaman diliminde okuduğum için kitabın sonunu okurken başını hatırlamadığımı fark ettim sonra ilk sayfasını tekrar okudum ve tüm kitap o an benim için anlaşılır hale geldi. yazarın hayat hikayesi içimi bi garip yaptı. karakterle olan benzerliklerini düşününce aslında neredeyse otobiyografi sayılabilecek bir kitap okuduğumu fark ettim. kitabı tekrar okuyacağım ama şimdi değil. bu sefer aralarda çok zaman bırakmadan odaklanarak okuyacağım. bu arada kitabı uzun bir zaman diliminde okumuş olsam da yine de her okuduğumda bir önceki kısımda neler olduğunu hatırlıyordum. kitap hakkında ne hissedeceğimi çok bilmiyorum. güzel ve garipti. tecavüze uğrayan kadının yanına gidememesi, kendini hiçbir zaman ifade edememesi, sonlara doğru daha da artan intihar düşünceleri, hayatta öylesine var oluyormuş gibi yaşaması hatta “yaşamaması” tam olarak yaşayan bir ölü tanımına uygundu. bazen yaşadıklarına üzüldüm bazen de sen salak mısın be adam diye onu sarsmak istedim. altını çize çize okuduğum bi kitaptı. bazı konular hakkında o kadar doğru tespitler yapılmıştı ki…
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · Sel Yayıncılık · 202060,3bin okunma
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Kitap 45 yasinda bir sigorta pazarlamacısı olan George'un gözünden (hayır kendisi değil) 1. Dünya Savaşı öncesi, savaş dönemi ve sonrasını anlatıyor. Savaş öncesi çoğu kişiye sıkıcı gelebilir ama o kısımlar savaşın insan hayatını ne derece değiştirdiğini görmek açısından önemli bence. Savaş sonrası dönem aslında tam olarak savaşsız diyemiyoruz tabii ki. Zaten yaklaşmakta olan bir savaş daha var ve Orwell'in kaleminden bu savaşın ayak seslerini okumak çok keyifli. İlk bölümde George karakterini tanıyoruz daha çok. Ikinci bölümde savaş öncesi dönem anlatılıyor. Üçüncü bölüm savaş sonrası dönem; bu bölümde insanların yaklaşan savaşa ne kadar kayıtsız kaldığı, ortaya çıkan faşizm akımı hakkında ne kadar bilgisiz olduklarının üzerinde durulmuş. Sonraki bölümlerde George savaş öncesi hayata duyduğu özlem dürtüsüyle eski yaşadığı kasabaya gidiyor. Ama orada onu tanıyan kimse kalmamış, eski alışkanlıkları körelmiş, savaş burayı da elinden geçirmiş. Tabii ki büyük bir hayal kırıklığı üzerine bastırdığı tüm duyguları gün yüzüne çıkıyor. Endişe, yalnızlık hissi, savaştan kalan anılar... Kitabın adı "Boğulmamak Için" çünkü George'un yapmaya çalıştığı şey buydu. Eski anıları hatırlamak "boğulmamak için su yüzeyine çıkmak"tı. Aslında hepimizin yapmaya çalıştığı hemen hemen bu ama kitapta da gördüğümüz gibi geçmiş bizi hiçbir şeyden kurtarmaz. Hatta bazen bir kaşık suda boğabilir. Dante'nin dediği gibi "Mutlu günleri anmak acılı günlerde, acıların en büyüğü".
Boğulmamak İçinGeorge Orwell · Can Yayınları · 201510,6bin okunma
Reklam
Reklam