Havva’nın Üç Kızı benmişim mesela ?
Puan vermedi·424 syf.··
2026 21. kitabı
Kitabın bana verdiği his :Arada kalmışlık. İnançla şüphe, geçmişle gelecek ya da ait olmakla kendin kalabilmek arasında sıkışıp kalmayı o kadar iyi yakalamış ki... İnsan hep net olmak, bir tarafa sığınmak istiyor ama hayat öyle keskin çizgilerden ibaret değil. Bazen gri olmak, kararsız kalmak ve çelişmek de insan olmanın bir parçası. Hani Mevlana'nın kitaba da ilham olan o şahane sözü var ya; "Her zahmete kızar kinlenirsen, cilalanmadan nasıl parlayacak aynan?” tam da buradan başlamak lazım dedirtti bana . Elif Şafak Havva'nın Üç Kızı
Havva'nın Üç KızıElif Şafak · Doğan Kitap · 201619,1bin okunma
Puan vermedi·184 syf.··
2026 17. kitabı
Bazı kitapları siz okursunuz, bazıları sizi okur. Sıfırdan Az benim için ikincisi oldu; adeta bakmak istemediğim bir aynaya dönüştü. Olay örgüsünü uzun uzun anlatmanın bir anlamı yok. Kim kiminle birlikte oluyor, kim hangi gece kayboluyor, kim kime ne yapıyor; romanın kendisi bile bunları sağlam bir hikayenin temeline oturtmuyor. Sonu gelmeyen partiler, partilerden sonra başlayan after’lar, sabaha kadar uzayan ve hiçbir yere varmayan geceler. İnsanlar sürekli hareket ediyor ama kimse gerçekten bir yere gitmiyor. Bir evden ötekine, bir arabadan ötekine, bir bedenden ötekine geçiliyor. Bütün bu savruluşun içinde hayat ilerlemiyor; yalnızca erteleniyor. Her şey dönemin en önemli kanalı olan ve kitapta oldukça atıfta bulunulan MTV klipleri gibi akıyor. Bir şarkı, bir araba, bir otel odası, bir yüz, bir televizyon görüntüsü ve bir başka sabah. Yüzler değişiyor. Sevgililer anlamsızlaşıyor. Mekanlar bulanıklaşıyor. Arkadaşlıklar, ilişkiler, geceler, vaatler birbirinin yerine geçebiliyor. Ama belirli bir madde hep aynı kalıyor. Her şeyin değiş tokuş edilebilir olduğu bir dünyada, en kalıcı bağın insanla uyuşturucusu arasında kurulması romanın en rahatsız edici tarafı. Her şey çözülürken o tek bağ sıkılaşıyor. Geriye kalan tek sadakat neredeyse o oluyor. O sadakatin de ismi Kokain. Bu kitabın bakmak istemediğim bir aynaya dönüşmesinin sebebi de bu aslında. Bir dönem birini tanımıştım. Onu değil belki ama onun etrafında oluşmuş büyük boşluğu düşündüm bu kitabı okurken. Büyük bir şehre geldikten sonra gecelerin, çevrelerin, uyuşturucunun ve hızla tüketilen yakınlıkların içinde yavaş yavaş yönünü kaybetmiş birini. Çok sayıda insanın arasında yaşayıp hiçbirinde gerçekten kalamayan, hayatı dolu görünen ama o doluluk içinde kendine ait bir yer bulamayan birini. Onun hayatında
Sıfırdan AzBret Easton Ellis · İthaki Yayınları · 202642 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·210 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 01:55
"Hayat bu; her şey olacağına varırdı. Derler ki: Bir felaketten kurtulunca ardından güzel günler gelir." Yu Hua, "Yaşamak" Hayat, ne zaman ne getireceğini bilmediğimiz bir yolculuktur ve bu yolculukta bazen zorluklar, hatta felaketlerle karşılaşırız. Bu anlar bizi sarsar, içimizi karartır. Ancak tıpkı bir fırtınadan sonra güneşin yeniden doğması gibi zor günlerin ardından içimizde filizlenen umut karanlıkları aydınlatır. Zorluklarla dolu bu süreçte umut, en büyük dayanağımız olur; çünkü fırtınadan umudumuz olduğu sürece her engelin üstesinden gelebiliriz. Bizi ayakta tutan bu inançtır. Zorlukların geçici olduğunu, her zaman ileriye bakmamız gerektiğini bize hatırlatan da odur. Umudumuzu ve direncimizi kaybetmediğimiz sürece, her felaketin ardından yeni bir güneş doğar fırtınadan Hayat budur; zorluklarıyla, güzellikleriyle, sonsuz bir akış içinde devam eder.
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,6bin okunma
"YOLUN OĞLU-AFRİKALI LEO"
9/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2025 159. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Eylül 2025 00:00
Amin Maalouf’un o büyüleyici dünyasına yaptığım bu yolculuk, sadece bir kitabı okumak değil, kendi ruhumun katmanları arasında dolaşmak gibiydi. Lübnan doğumlu olup Fransa’da yaşayan Maalouf, kendi çok kültürlü kimliğini bu ilk romanına öylesine bir ustalıkla nakşetmiş ki; Asya ve Akdeniz’in o kadim kokusunu her sayfada duyabiliyorsunuz. Hasan’ın (Afrikalı Leo) 40 yıllık serüveni, aslında insanlığın sınırlarla, inançlarla ve kendi kaderiyle olan bitmek bilmeyen kavgasının bir panoramasını sunuyor. İşte bu duygu yüklü yolculuktan ruhumda kalan o derin izler: "Yolların oğluyum ben, ülkem kervan, yaşamımsa yolculukların en beklenmedik olanı." Kitap, Hasan’ın kendisini tanıttığı bu muazzam cümlelerle başlıyor: "Ben Hasan, bir berberin sünnet ettiği, bir papazın vaftiz ettiği ben..."Maalouf bize daha ilk sayfada, tek bir kimliğe sığamayan, "dünya vatandaşı" olmaya doğmuş bir ruhun portresini çiziyor. Hasan, gittiği her yere adapte olan ama hiçbir yere tam anlamıyla ait olmayan bir "köprü" karakter.. Onun hikayesi, aslında Maalouf’un kendi hayatındaki o "doğu-batı" sentezinin bir izdüşümü gibi. "Bu kent, onu yağma etmek isteyenlerce korunmakta, kendisine düşman olanlarca yönetilmekte." Granada’nın düşüşüyle başlayan hikayede, bir medeniyetin can çekişine tanıklık ediyoruz. Maalouf, o dönemin sadece tarihini değil, psikolojisini de anlatıyor. Dışarıdan gelen tehditler karşısında toplumların nasıl içe kapandığını, "gelenekleri bir kale yapıp kendilerini oraya kilitlediklerini" kitapta net bir şekilde görüyorsunuz. İnsanların dindarlıklarını bir zırh gibi kuşanıp, sadece "yanlış anlaşılmamak için" gülümsemeyi unuttukları o hüzünlü ve samimiyetsiz atmosfer, insanın kalbini sızlatıyor... "Yitik bir ülke, çok yakın bir akrabanın ölüsü gibidir. Onu saygıyla göm ve sonsuz
Roman
Afrikalı LeoAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202418,4bin okunma
7/10
·72 syf.··
2026 48. kitabı
Konusu kısaca Bir kasabadaki hastanenin Altıncı Koğuş adı verilen akıl hastaları bölümünde geçen hikâyede, doktor Andrey Yefimiç Ragin ile hasta İvan Dmitriç Gromov arasındaki diyaloglar merkezdedir. Doktor başlangıçta pasif, kaderci ve “her şey zaten anlamsız” düşüncesindedir. Zamanla bu koğuşa ve özellikle Gromov’un fikirlerine ilgi duyar, ama sonunda kendisi de “hasta” ilan edilip aynı koğuşa kapatılır. Bu kitap en çok şuradan vurur: “Dışarıdaki düzen aslında içeridekinden daha akılcı mı?” Çünkü doktorun dış dünyası da en az koğuş kadar anlamsız ve acımasızdır. İnsan bazen dünyayı anlamak yerine, onu “önemsizleştirerek” kendini korumaya çalışıyor. Yani “nasıl olsa her şey boş” demek, ilk bakışta felsefi bir olgunluk gibi duruyor. Ama Çehov bunu tersine çeviriyor: Bu tavır, aslında hayatın içindeki acıya, sorumluluğa ve eyleme kapıyı kapatmak. Bir tür zihinsel kaçış. Koğuştaki Gromov ise bunun tam karşı kutbu gibi. O daha “canlı” bir bilinç taşıyor; acıyı hissediyor, tepki veriyor, itiraz ediyor. Ama ironik olan şu: toplum onu deli sayıyor. Burada Çehov’un rahatsız edici sorusu ortaya çıkıyor: Eğer duyarlılık “delilik”, kayıtsızlık “normallik” ise, normalliğin kendisi ne kadar sağlıklı? Benim okuduğum kadarıyla kitap şu fikri dayatıyor: İnsan sadece düşünerek değil, dünyayla temas ederek var olur. Temas kesildiğinde (duygu, sorumluluk, eylem), felsefe bile bir tür uyuşmaya dönüşüyor. Çıtır okumalık bir kitap ama çok yüksek beklentiye girmemek lazım…10/6.5
Duygu ve Düşünce
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,3bin okunma
Puan vermedi·
Yazar o kadar çok edebi kaygı gütmüş ki 3 sayfada anlatılabilecek basit bir olayı 30 sayfada okuyoruz. Karakterlerin duygularından çok yazarın kaleminin tedirginliğini,kafa karışıklığını algılıyorum. Bazen edebiyat olması gereken yerde cümleyi akışına bırakıp okura güvenmektir. Yine de okumaktan zevk almadığım anlamına gelmez emeğinize sağlık sayın Tarık Tufan Tarık Tufan
Gece Açan ÇiçeklerTarık Tufan · Doğan Kitap · 20258,3bin okunma