Bazen bir hikayeye en saf duygularla, bir yılbaşı sabahının heyecanıyla başlarsınız; ancak son sayfaya geldiğinizde boğazınızda düğümlenen o yumruyla kalakalırsınız. Sandor Marai’nin Csutora’su, tam olarak böyle bir yolculuk.
Maddiyattan Maneviyata Bir Hediye
Hikaye, bir adamın kısıtlı imkanlarıyla eşine unutulmaz bir yılbaşı hediyesi verme çabasıyla başlıyor. "Cins bir köpek" aldığını sanarak eve getirdiği o küçük canlının, aslında büyüdükçe hiçbir kalıba sığmadığı, o meşhur "cins" standartlarının dışında kaldığı görülüyor. Ancak kitabın bize fısıldadığı ilk ders burada gizli: Şahsiyet, soyla değil, ruhla gelir. Csutora, bir süs eşyası değil, evin bir ferdi, bir "şahsiyet" olarak hayatımıza giriyor.
Köpeğin Gözünden Dünya: Postalar ve Mesajlar
Kitabın en büyüleyici ve zekice kısımları, Csutora’nın dünyayı algılayış biçimi. Dışarı çıktığında "yapılacak bir sürü işi olması", diğer köpeklerin bıraktığı kokuları birer "mektup" veya "posta" gibi görmesi, okuyucuyu bir köpeğin zihnine davet ediyor. Onun için sokak sadece bir yürüyüş alanı değil; incelenmesi gereken mesajlarla dolu koca bir sosyal ağ. Bu kısımlar öyle tatlı ve merak uyandırıcı ki, hikayenin nereye evrileceğini asla tahmin edemiyorsunuz.
Beklenmedik Bir Kırılma ve O Son Damla Yaş
Ne yazık ki her güzel başlangıç, pembe bir bulutun üzerinde bitmiyor. Kitap, o neşeli ve meraklı atmosferden yavaş yavaş uzaklaşarak sarsıcı bir sona doğru sürükleniyor. Çütaro’nun hikayesi öyle bir noktada, öyle bir dramla nihayete eriyor ki; insanın "Böyle bitmemeliydi!" diye haykırışı geliyor.
Okurken gözyaşlarınıza hakim olamayacağınız, bitirdiğinizde ise uzun süre etkisinden çıkamayacağınız bir final bekliyor sizi.
uyaralım; yanınızda mutlaka bir paket peçete bulundurun. Çünkü Csutora, kalbinizi önce sevgiyle doldurup sonra