8/10
·464 syf.··
2026 57. kitabı
Merhaba arkadaşlar sizlere güzel bir kitap yorumuyla geldim. . . Kızıltepe yazarla tanışma kitabım açıkçası yayinevinden okuduğum ilk kitap. Kızıltepe mahallesinde yaşayan Kızıltepe ve Ayanken çevresinde oluşuyor hikayemiz. Mahalle kurgusu ama çok karakterden oluşan bir kitap.Bu türde uzun zamandır okumadım farklı türlere de arada yer vermek iyi oluyor. Sizde bu türde kitap okumak istiyorsanız tercih edebilirsiniz. Aslında mahalle kültürünü ve bu kültürü anlatan kitapları seviyorum ama bu türde pek kitap okumadım bu kitabı kitap uygulamasinda görmüştüm uzun zaman sonra kitap halini okumak nasip oldu. Kitap ciltli ve içinde ayracı ve kartpostalı da bulunuyordu bu çok hoşuma gitti.Sayfa düzeni ve dizgisi çok güzeldi. Yasak. Bizi tanımlayan tek kelimeydi bu. Aynı ruhu taşıyan iki imkânsızdık biz. Aramızdaki tek sorun yaş farkımız değildi. O, abimin en yakın arkadaşı ve güvendiği tek adamdı. Bu aşk, ikimizi de mahvedecekti, biliyordum. “Daha ne kadar kaçacağız?” dedi.Sıcak nefesi yüzüme değdiğinde bedenim bedenine doğru yaklaştı. “Aramızda hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam mı edeceğiz?”
KızıltepeHazal Aba · Lapis Kitap Yayınları · 2024478 okunma
Dalgalar: İnsan Seslerinden Kurulu Bir Deniz
8/10
·256 syf.·
2026 179. kitabı
İzmir'in kuzey kıyılarında, Çandarlı'nın Denizköy sahilinde öğleden sonranın ağır ışığı denizin üzerine serilmişti. Karşıda uzanan kıyı çizgisi, acele etmeyi unutmuş insanların bıraktığı bir sessizlik gibi duruyordu. Kıyıda birkaç tekne, güneşten solmuş iskeleler, rüzgarın yıllardır aynı sabırla aşındırdığı taşlar vardı. Denizköy'ün çevresindeki tepeler, Ege'nin o kendine özgü dinginliğiyle suya bakıyor, su da gökyüzünü hiç bozmadan taşıyordu. Bugün inceleme masam yoktu. Bir kütüphanenin rafları, bir çalışma odasının duvarları ya da bir kahve fincanı da yoktu. Elimde yalnızca Dalgalar vardı. Kitabı incelemek için en uygun yere gelmiştim. Birkaç adım ilerledim ve fazla derin olmayan kıyı suyunun içine girdim. Su önce dizlerime, sonra belime ulaştı. Ardından eğilip denizin dibine oturdum. İki dakika sürecek bir inceleme için bundan daha doğru bir yer bulmak mümkün değildi. Çünkü elimdeki kitap yalnızca insanların hikayesini anlatmıyordu. Akışı, ritmi, tekrarları ve geri dönüşleriyle bizzat bir deniz gibi davranıyordu. Dipteki kum ince ve açıktı. Aralarda deniz çayırları hafifçe salınıyor, güneş ışıkları suyun yüzeyinden kırılarak zemine gümüş çizgiler halinde düşüyordu. Her dalga geçtiğinde ışık desenleri değişiyor, sanki görünmez bir el denizin tabanına yeni şekiller çiziyordu. Tam o sırada Ravi göründü. Bir şeyler söylemek istiyordu. Arkasından Hiç geldi. Münzevi de kıyının biraz ilerisinde bekliyordu. Ama bugün süre yalnızca iki dakikaydı. Elimi kaldırıp onları geldikleri gibi geri gönderdim. Bu kez konuşmayacaktık. Bu kez yalnız kalacaktım. Onlar kıyıya doğru uzaklaşırken etrafımda küçük bir hareketlilik başladı. Birkaç gümüş balığı önümden geçti. Ardından kupesler geldi. Biraz daha ileride mırmırlar kumun üzerinde dolaşıyordu. Bazen yanımdan geçiyor,
DalgalarVirginia Woolf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20193,969 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Deterministik Bir Dünyada Anlam Arayışı
Puan vermedi
Yabancı”nın okuyan herkese garip hissettiren bir yanı olduğu aşikar. Peki nedir bize yabancı gelen bu garip his. İlk izlenim olarak ana karakterimiz Meursault’un diğer insanlar gibi yaşayıp hissedemediğini hemen fark ederiz. Ancak hikaye ilerleyip derinleştikçe aslında Meursault’un hissetmediğini değil, hissettiklerinin ve başına gelenlerinin bir anlamı olmadığını düşündüğünü görürüz. Hatta ilk varsayımın aksine Meursault fiziksel çevresine, hava durumuna, gürültüye, aşırı duyarlıdır. Ancak bunların doğurduğu sonuçların kendi için bir anlamı olduğunu düşünmez. Zira ne bedeninin duyumlarını ne de fiziki çevresinin koşullarını kendi belirlemiştir. İnsanı diğer canlılardan ayıran şey bilincin bir sonucu olarak başımıza gelen şeylere “anlam” yükleme çabamızdır. Bu çaba; kaotik ve kaldırılması güç gerçekliğin indirgenmiş ve masum(yutulabilir) bir versiyon haline getirilmesidir. Meursault’ta bize garip gelen şey bilincinin bu temel “anlam” varsayımından mahrum olmasıdır. Hikaye ilerledikçe, kaderimizin ne kadar bizim dışımızdaki determistik süreçlerin bir çıktısı olduğunu görmeye başlarız. Hakikatin bu cilalanmamış, kaba saba halinde bizi ziyadesiyle rahatsız eden bir şeyler olduğunu hissederiz. Başımıza gelen büyük felaketlerin bile aslında ne kadar absürt denecek kadar tesadüfü olaylar silsilesi sonucu olduğunu anlatmak için idam kararının alındığı esnada şöyle söyler; __“Bütün iyi niyetime rağmen, bu kesin ve acı gerçeği kabul edemiyordum. Çünkü sonuçta, onu meydana getirmiş olan kararla o kararın bildirildiği andan itibaren değişmez bir şekilde birbirini kovalayan olaylar arasında gülünç bir orantısızlık vardı. Kararın saat 17'de okunacağına saat 20’de okunmuş olması ve büsbütün başka bir nitelikte de
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2012137,5bin okunma
Modern insan hâlleri
Puan vermedi·400 syf.··
2026 31. kitabı
·
49 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 21:33
Modern belirli bir grup tarafından belirli bir zaman ve mekânda kullanılan veya kabul edilen egemen giyim tarzıdır.farklıliklari ve özgürlüğü insanlara zenginlik sayan bu sistem nasıl da egemen sınıfını oluştururup tekciligi dayatıyor.modernite köleliğin elleri ve ayakları zincire vurulmuş klâsik köleliğin ortada kaldırmasiyla köleliğin ortada kaldırdığını inandırmaya çalışsa da sadece şekil ve biçimsel olarak köleliğin değiştiği farklı bir yöntem ve tarzlarla devam ettiğini biliyoruz ve görüyoruz.modernitenin öncülüğü TVler,reklamlar ve kapilast sistemin tezgahiyla insanlara kendi düşünce sisteminin pazarlıyor yada ikna ve algı yöntemleriyle inandırmaya yada istediği forma göre şekil vermeye yönlendiriyor.modernitenin dini Avmler olmuştur birey bu sistemde var olduğunu hissetmek için tüketmek zorundadır çünkü AVMler tüketim toplumunun kültürünü bir din ritüel merkezdir.Midernite kadını bir meta aracı olarak kullanılmakta pazerlamakata yada farklı figürlerle kendinsini ve emeğini yada bedenini sömürmektedir.bireysel tercih adı altında kadın bedenini algı ve sömürü aracı olarak kullanılmaktadır tercihler görünüş itibarıyla bireysel olabilir ama sonucu toplumsaldir,ahlakidir,hukukidir.bundan dolayı bu benim bedenim bu benim tercihim diyerek kimse bana karışamaz demek hakkına sahip değildir çünkü beden bize verilen bir emanettir.bugun modern eşcinsel,LGBT ve sapkın düşüncelere sahip kesimlerin ve eylemlerini özgürlük bireysel tercihe saygı,hakşinaslik savunan modernite,aynı şey çeşitli sebeblerle mağdur edilen milyonlara görmezden ve hatta birçok durumda bu mağduriyetlerin bizzat faili veya faillerinin yandaşı olurken üstünü de ustalıkla örttüğü bir gerçeği gözler önüne seriyor.o da din ve ilahi olan kavgasıdır başörtüsü nedeniyle onlarca yıllık emekleri gasp edilen
Modern ÇöküşCelaleddin Vatandaş · Açılım Kitap · 2015492 okunma
Kendi değerini belirleyen kadındır!
8/10
·112 syf.··
2026 24. kitabı
Bedenim yalnızca bana aitti, ülkemizin topraklarıysa rahatça at koşturacakları bir yer! Bir defasında böyle önemli adamlardan birini reddettiğim için beni hapse attılar. Büyük paralar ödeyerek çok pahalı bir avukat tuttum kendime. Kısa süre sonra serbest bırakıldım. Mahkeme benim saygın bir kadın olduğuma karar vermişti. Artık onuru korumak için büyük paraların gerektiğini, ama büyük paraların onuru yitirmeden kazanılamayacağını öğrenmiştim. Dönenip duran bu cehennemi kısırdöngü, beni de kendisiyle birlike sürüklüyordu.
Sıfır Noktasındaki KadınNevâl El-Seddavi · Metis Yayınları · 202526,4bin okunma
Fayda Bitince İnsan Biter
Puan vermedi·74 syf.··
2026 19. kitabı
Bir sabah gözlerini açıyorsun ve artık eskisi gibi değilsin. Asıl korkunç olan şey ise değişmiş olman değil; odanın, evin, ailenin ve dünyanın buna neredeyse hazır bekliyormuş gibi davranması. Dönüşüm tam da burada başlıyor: Bir insanın böceğe dönüşmesinden çok, çevresindeki herkesin yavaş yavaş gerçek yüzüne kavuşmasıyla. Gregor Samsa’nın kabuğu sertleşirken, ailenin merhameti inceliyor. Odanın kapısı kapandıkça insanın içindeki en eski soru açılıyor: Değerim, sadece işe yaradığım sürece mi vardı? Hikâyenin ilk darbesi bedene iniyor gibi görünür. Yatağın içinde dönmeye çalışan, kalkamayan, sesini duyuramayan bir adam vardır. Fakat asıl değişim tenin üstünde değil, anlamın içinde yaşanır. Gregor’un bedeni böceğe dönüşür; ama daha önceden de çoktan insan olmaktan çıkarılmış gibidir. Sabah işe yetişme telaşı, patron korkusu, borç yükü, ailesini geçindirme zorunluluğu… Bunların hepsi onun görünmez ayaklarıdır. Böcek bedeni yalnızca bu görünmez esaretin görünür hale gelmiş biçimidir. Bu yüzden hikâye, fantastik bir olaydan çok acımasız bir teşhir gibi okunabilir. Çünkü Gregor’un başına gelen şey imkânsızdır ama hissettirdiği şey fazlasıyla gerçektir. İnsan bazen kendi hayatında da böyle uyanır: Herkesin ihtiyacını taşımış, herkesin yüküne omuz vermiş, yıllarca kendini ertelemiş; sonra bir gün yorgunluğu artık saklanamaz hale gelmiştir. İşte o anda çevresindekiler onun acısını değil, işe yaramazlığını görür. En sarsıcı taraf da burasıdır. Evin içi küçük bir dünya gibidir. Kapılar sınırdır, odalar hapishanedir, salon toplumdur, baba otoritedir, anne çaresiz merhamettir, kız kardeş ise sevginin nasıl çıkarla karışabileceğini gösteren en ince çizgidir. Başta Gregor’a yaklaşan, onu besleyen, odasına giren kişi odur. Fakat zamanla o da yorulur, tiksinir, uzaklaşır. Sevgi
Alıntı
DönüşümFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022268,3bin okunma