Babasına gülerek koşacaktı, kâğıdı ona gösterecekti :
— İşte ! diyecekti ,görüyor musunuz ? Behlûl kızınıza koca olamayacak , çünkü o annemin yerine gelen kadının âşığıdır .
Bir gün kalbine, o vakte kadar hiç düşünülmemiş bir şüphe düştü: Behlûl!... Bu şüphe hiçbir olaydan kaynaklanmıyordu; onları bir gece yan yana, bir resimli dergiye bakarken görerek, kendi kendisine bu genç adamın bir tehlike olabileceğini itiraf etmişti. Fakat Behlûl Bihter'den o kadar uzak görünüyor, Bihter Behlûl hakkında her zaman öyle ilgisiz bir dil kullanıyordu ki ikisinin arasında bir tehlike olmasının ihtimalinden korkmak Adnan Bey'e, çirkin, utanmaksızın itirafı mümkün olmayan, kaba bir kıskançlıktan ileri gelen bir aşağılık his göründü.
Behlûl'ün hatırasında tesadüfle sahip olunmuş bir fahişe gibi kalamazdı , artık onun hayatının sahibi olmalıydı ,onun olmalıydı , onu sevmeliydi , sevmeye çalışmalıydı ;
Behlûl, zannının tamamıyla aksine olarak, Bihter'de yumuşak, gevşek bir kadın buluyordu; bir kurala uyarcasına odasına gelişleri vardı ki Behlûl'de kötü bir etki bile uyandırıyordu; bu aşkta birbirini arzu etmeye vakit bulamıyorlardı. Behlûl, pek açık olmamakla birlikte, bu kadının elinde kendisinin evet, asıl kendisinin bir kadın durumunda kalmaya başladığını fark eder oluyordu. Odasında gelinip aranılan, her arzu olundukça alınıp sahip olunan.
Rojekê ku Behlûl li cem Harûn rûniştibû, di wê navberê de mirovek anîn huzûra wan, ku doza pêxemberiyê dikir. Harûn jê pirsî, got: "Ji bo pêxemberan divê mûcîzeyên wan hebin." Mêrik got: "Belê, mucîzeyên min hene!" Di destê Harûn de qufileke kilîtkirî hebû û da destê mêrik, got: “Ger tu rastgo yî, vê qufleyê bê mifte veke!" Behlûl kete dewrê û got: "Hezretíxelife, camêr dibêje, ez pêxember im, nabêje ku ez hostayê qufla me!"