Birinci Dünya Savaşı sonrası Türkiye’nin kuruluş sancılarını bir İngiliz subayının gözünden anlatan, tartışmalı ama kesinlikle dikkat çekici bir kitap. H. C. Armstrong sadece gözlemci değil; savaşta Kutü’l-Amâre’de esir düşmüş, 1919’da İstanbul’da ataşemiliter olarak bulunmuş, sonrasında ise jandarma subayı sıfatıyla İstanbul'da çok zaman geçirmiş birisi. Yani içeriden biri.
Türkiye Nasıl Doğdu?, hem dönem anlatısı hem de siyasi analiz yönüyle öne çıkıyor. Ama asıl olay, yazarın samimi ama zaman zaman oryantalist yaklaşımında saklı. Türkler için çoğunlukla olumlu ifadeler kullanırken, Arapları ve daha nicesini neredeyse sistematik olarak aşağılıyor. İstanbul hükümeti, Ermeniler, Rumlar, müttefikler, İtalya, Fransa ve Venizelos dahi nasibini alıyor bundan. Mustafa Kemal Paşa için “sert, hesapçı, müthiş etkin ve halkla asker üzerinde büyük nüfuzu olan” bir lider portresi çizilmiş. İzmir’in işgalinden sonra doğan direniş hareketi için “ölü Osmanlı’dan yeni bir ruh çıktı” gibi oldukça çarpıcı tespitlerde bulunuyor. Sevr Anlaşması’nı “modern tarihin en ahlaksız planlarından biri” olarak değerlendiriyor. Yunanların yaptığı katliamları detaylıca anlatıyor. Türklerin misillemelerini ise “daha yumuşak” olarak nitelendiriyor. Özellikle dikkat çeken bir diğer unsur da yazarın, Türk halkı ile Batı arasında kurduğu fark: Osmanlı elitleri ve azınlıklar “Batı’nın maymunları” olarak nitelendirilirken, Anadolu insanı daha sahici ve “direnecek karakterde” bulunuyor.
Birinci elden gözlemlerle bezeli olması, eseri tarihçiler için kaynak hâline getiriyor. Ama hem siyasi pozisyonu hem de dönemin emperyal bakışı nedeniyle çok dikkatli okunmalı. Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’nı ve Lozan’a giden yolu bir yabancının gözünden okumanın verdiği tuhaf bir merak var. Yazdığı her şeye katılmasanız