”aşk sizi çağırdığı zaman onu izleyin, yolları zorlu ve dik olsa da. kanatları sizi sardığı zaman ona teslim olun, tüyleri arasına gizlenmiş kılıç sizi yaralayacak olsa da. hem aşk sizinle konuştuğu zaman ona inanın. bahçeyi tarumar eden kuzey rüzgarı gibi darmadağın etse de düşlerinizi sesiyle. çünkü aşk taçlandırdığı gibi çarmıha da gerer sizi. hem besler, hem büyütür hem de budar sizi. yücelerinize tırmanıp okşar, sever güneşte titreyen en körpe dallarınızı. derken inip köklerinize sarsar toprağa sıkı sıkı tutunuşlarını. mısır demetleri gibi derer sizi aşk. harman yerinde dövüp çırılçıplak bırakır. kabuklarınızı elemek için kalburdan geçirir. apak edinceye kadar öğütür sizi. yumuşayana kadar yoğurur sonra da atar kutsal ateşine, Tanrı'nın kutsal şölenine kutsal ekmek olasınız diye.”
Sayfa 6 - Türkiye İş Bankası kültür yayınları·Kitabı okudu
"benzer acıları yaşayan insanlar birbirlerini tanırlar, ama belli etmezler tanıdıklarını.. herhangi bir yerde karşılaşabilirler. metroda, barda, sokakta, kafede. sadece bir kez göz göze gelirler ve anlarlar. daha sonra bakmazlar birbirlerine; belki canları daha çok yanacağından, belki de buna hiç gerek olmadığından. ilk bakışma, aynı zamanda son bakışma olur. ama onlar tanırlar birbirlerini... muhtemelen o ortak acının müstehzi mahcubiyeti tekrar göz göze gelmelerine engel olur. ama tanırlar onlar birbirlerini.. bazen kendinizi bir insana yakın hissetmeniz için bir şeyler paylaşmanız gerekmez. benzer acıları yaşayan insanlar, kendiliğinden ortaya çıkan görünmez bağlarla birbirlerine bağlanabilirler. hatta bazen birbirlerini tam olarak farkında bile olmadan yaparlar bunu”
biliyorum gideceksin, bir eylül ayında ve günün herhangi bir vakti gideceksin.
ne eski bir şarkı engelleyebilecek gitmeni, ne de yalnızca gözlerimde sakladığım aşkım.
usul usul ve ağır başlı adımlarla gideceksin.
her adımda gitmenin acısı yankılanacak sokakta. bir törendeymişcesine göze batan bir yürüyüşle gideceksin ve ben çocuklar gibi bakacağım ardından.
sen geriye dönüp bakmayacaksın.
gideceksin..
yalnızca gözlerimde sakladığım aşkımı sükuta kurban vereceğim.
keşke diyeceğim sonra ve sonraları da ve her zaman keşke diyeceğim.
söylenmemiş sözlerin ateşi yakacak tüm bedenimi.
engizasyonlarda kurban edileceğim her gün.
geç kalmış infazın korkusu kemirecek beynimi.
duvarlara bakıp hayıflanacağım.
biliyorum gideceksin..
puslu bir eylül ayında gideceksin.
gözlerinle birlikte, saçlarınla birlikte gideceksin. geride seni hatırlatan bir tek kelebekler kalacaklar. bir tek kelebeklerin kanatlarına bakacağım özlemle. ilan edilmemiş bir aşkın hüznünü bırakacaksın bir de. taşımayacak kadar yorgun olacağım sen yokken. sonra yaşamak dediğimiz saltanatın soytarılığı kalacak üzerime. sihirli sözlerin avutulucuğuna salacağım boyalı yüzümü. kimse farketmeyecek, seni en kuytu bakışlarımda, seni uykusuz gece yarılarımda saklayacağım. başlayıp da bitiremediğim yazılarımda. bir radyo istasyonunda çalınan ortadoğu şarkısında.
sen gideceksin..
ve aslında gitmelisin de..
hem de bir eylül ayında gitmelisin.
şehrin gece lambalarında dans etmeli veda bakışların.
korkularımla yüzüstü kalakalmalıyım öylece basık bir kenar mahalle kahvehanesinde. aşkınla demlenmiş sıcak bir çay içmeliyim. küfürler saçıp etrafa, belalara bulaştırmalıyım ağrılı başımı.
yokluğuna alışmamalıyım.
alışmamalıyım..
”şu anda sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim. gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek; seni tanıdığıma çok sevindim, kendi çapımda.”