• "sana kinim vardır elbet senden başka kimim var
    kimim kimsem yok değil kesilmedi zürriyetim
    kesilmedi hiç nefesim koştumsa da ateşle
    su olsun diye yazdım bana kimler sus desin
    konuşan özneyim işte, isteyenin mezarına tüküren
    kin kimi öldürürmüş belki yaşarız böylece
    kahpenin dümeniyle yaşamanın seyrinde
    namerde mert der miyiz ölsek onun yerine

    beleş bir iş değil beni kendine düşman edişin
    bu cüreti sevmişsin pahasını bilmeden
    bilmemek bilmekten iyidir hani
    kıymetin bilinsin diye seçtiğin
    üstüme elbiseler biçtiğin kan ve terden
    uymadı üzerime söküldü teyellerim
    beni gördüğün kadardı gözlerin
    gördüğün kadar değil dünya ve içindekiler
    bu faslı ağırdan geçelim

    sana ne verebilirim kinimden başka
    ey kendini ele verdikçe acıkan yenilgi
    ey doğruluğun eksik cümlesi
    ey cümbür ey cemaat ey bir hatip cümlesinde
    körler sağırlar meclisinde cümlenize ey
    ey demeyi kes nereye gitsen bu belâya musallat
    o korkunç pençesinde açlığın

    harcı âlem bıraktığın kalbini merak edersen
    götürüp londra’nın ortasına bıraktım
    ne bülbül ne çocukluk ne keder."

    Zeynep Arkan
  • Çoğu zaman karanlıktan ötürü yazamıyorum. Beni yazmaya iten etken ise direnişin kalemini tutma ve buradan dahi olsa direnişe ve İslam’a hizmet etme isteğidir.
     Bu yüzden şartlar ne olursa olsun, bu can bu bedende olduğu müddetçe direnişime devam edeceğim. 
    Olurda ruhum bedenimi terk ederse şehit; yok bedenimde kalmaya devam ederse yine şehit olurum. Ama ilkinden farklı olarak ‘Yaşayan Şehit’ olurum…” Abdullah Galib Bergusi (2. kitabından alıntı ) Yanlışıyla doğrusuyla, dopdolu bir hayat. sen duruyorsun, ama koşan birileri var. Sen susuyorsun, konuşan birileri var. Sen boş beleş takılıyorsun, yorulan birileri var. Sen köşene çekilip etliye sütlüye karışmam bana ne diyebiliyorsun, ama aynı zamanda senin olan dava için ölen birileri var.Her Müslümanın içinde Kudüs sevgisi vardır, az veya çok. Şiddetli veya pasif Hayalin hayalimiz Derdin derdimiz... Bize bergusi gibi kahramanlar lazim İslamiyetin senin gibilere ihtiyacı var Rabbim gücüne güç katsin...
  • # Dikkat: İnceleme, mutluluk içerebilir.

    Hani çok bilinen bir efsane vardır:
    Tanrılar mutluluğu saklamak istemişler, diye başlar. Neden saklamak istemişler onu da anlamış değilim ya, canları çok sıkılmış olsa gerek. Ya da biz yarattık biz kayırmayalım, diye mi düşündüler artık :)
    Her neyse... Tanrılardan ilginç ve yaratıcı cevaplar gelmiş. Biri ormanın derinliklerine biri de denizin dibine saklayalım, demiş. Aralarından en mantıklısı çıkıp, insanların kendi içlerine saklayalım, oraya bakmak hiç akıllarına gelmez, demiş. Bak sen şu işe...

    Ondandır. Tüm kişisel gelişim kitapları, hani o meşhur meditasyon, yoga zımbırtıları da hep bunu söyler. İçinize yönelin. İçinizdeki mutluluğu dışa verin efendim. Bir ooommm daha alalım, kesin bu sefer çıkacak.

    Hemen burada şu videoyu izleyip gelelim. Kısacık bir şey, 30 saniyecik, zararsız. Zira incelememizin daha iyi anlaşılması için gerekecektir:)

    http://youtu.be/exh10VoN1FM

    İşte Bertrand Russel tüm bu tezi çürütüyor. Diyor ki, kesinlikle içinize yönelmeyin. İnsan delirir yahu... Kendi kendine konuşmak gibi bir şey. İnsan kendini bu kadar kurcalamamalı. Ne varsa dışarda var. Tamamen dışa yönelmemizi öğütlüyor. Dışsal uğraşlar edinmemizi hatta bir iki tanenin bile yetmeyeceğini attırabildiğimiz kadar bu uğraşları fazlalaştırmamızı söylüyor. Tabii ki kendimizi ve çevremizdekileri olumsuz etkilemediğimiz ölçüde... Yani benim dışa yönelimim bu şekilde deyip, damacana damacana alkol tüketmemeliyiz ya da yolda yürürken gözünün üstünde kaşın var diyerek birine keyfi olarak zarar vermemeliyiz. Bunlar da mutsuzluk getirecektir.

    Bakın dünya üzerinde ne kadar edebiyat ve sanatla uğraşmış insan varsa hemen hemen hepsi mutsuzluk hezeyanına kapılmıştır. Çünkü edebiyat da sanat da insanın kendi içine yönelmesiyle mümkündür. Oysa bir bilim adamı öyle midir? Sürekli kafası dışarıdaki işlerle meşguldur. Öyle ki, oturup varoluşsal sancılarını düşünecek ya da karısıyla kavga edecek vakti bile yoktur.

    Aynı mantığı çocukların yetiştirilme süreci için de uyguluyor Russel. Eğitimci olduğumdandır, çocuk gelişimine ayrı bir ilgim var. O sebeple bu konuya da kısacık değinmek istiyorum. Özellikle son dönemlerde anne-babalar çocuklarını mutlu etmek için onlara olmadık aktiviteler, janjanlı yiyecekler, sürekli dışarıda geçirilen sözde eğlenceli vakitler sunmaktadır. Oysa bizler doğanın bir ürünü olarak daha sakin bir hayata programlıyızdır. Bu şekilde büyütülen çocuk tahammülsüz olur. Düşünmeye, yaratmaya fırsatı olmaz. Dikkati dağınık olur. Ona kendi kendine de bir şeyler yapabileceği, sabredebileceği, can sıkıntısıyla baş edebileceği zamanlar ve fırsatlar yaratılmalıdır. Çünkü en değerli, en yaratıcı tohumlar sakin bir hayatın içinde filizlenecektir.

    Russel, matematik ve mantık üzerine uğraşmış bir filozof olduğu için her şeye akıl yürütmeyle yaklaşıyor. Kendisi bile şu zamana kadar intihar etmediysem daha fazla matematik öğrenmek istediğim için demiştir. Varın gerisini siz düşünün.

    Bunlar benim kitaptan cımbızla çekip aldığım düşüncelerim. Normalde kitapta daha birçok konuda birçok güzel örnek var. Öyle kişisel gelişim kitaplarındaki gibi boş beleş tavsiyeler yok. Daha mantıklı, daha yere basan deneyimler için denemelisiniz, der giderim.

    Mutlu okumalarınız olsun. <3
  • Kitap, ortak bir tiyatro için Amerika'ya giden Ferhan Şensoy'un başından geçen olayları anlatıyor. Dilin kullanım ustalıklarını görmek için bile okumak yeterli.
    Giriş kısmında, Amerika'ya gitme aşaması çok hareketli ve sürükleyiciydi.
    Amerika'da yaşanan olaylar; yedim, içtim, yattım ve bundan defalarca tekrar ettim şeklinde. Kitabın gelişme kısmındaki olayları pek doyurucu bulmadım.
    Kitabın son kısmında ise, uçakta yaşadığı rahatsızlık, içimde burukluk oluşturdu. 92 yapım kitabı okurken "Amanın, inşallah Usta'ya bir şey olmaz" dedirtti bana.

    XVI - Cazbantlı Boğa Ölümleri bölümü için, bilgilendirici ve ilgi çekici bulduğumu belirtmem gerekir.

    ***Ferhan Şensoy, dili müthiş kullanıyor. Sanki bir dilbilimcisi, kelime operatörü. Keşke TDK bu anlamda kendisinden yararlanabilse...
    Kadirşinas bavul, gel dikiz ki, Hoşgeldin William, Selamün-hello, fuckını fikiim,,,


    -Ön pöü!
    Frenkçe'de "biraz" demek olan bu sözcüğü demeyi biliyorlar, ancak bildikleri burada son buluyor, ondan sonra onların uzun ve geniş bilememeleri başlıyor.
    (bilgi yayınevi , sayfa:16)

    Karım dışarıda kaldı, ben içerde, polis dışarısıyla içerisinin arasını belirleyen noktada...Ben, madensel şeylerim bip etsin, iki gözüm önüme aksın, makinasından geçtim...
    (bilgi yayınevi , sayfa:19)

    Kartvizitiniz var mı? Hayır, yok! Hayatta hiç kartvizitim olmadı. Bunu hıyarca buluyorum...
    (bilgi yayınevi , sayfa:26)

    Yemek dağıtımı başladı uçağımızda. Önce birinci sınıflar, sonra biznes sınıflar, sonra sıradan yolcular, en son biz sigara içen adiler.
    (bilgi yayınevi , sayfa:28)

    İşte böyle bir şey Amerika, herkes dolara aşık. Dolar orospunun biri, herkesi aldatıyor herkesle!
    (bilgi yayınevi , sayfa:38)
    Karımın mektubunu postalamanın derdindeyim. Zaten kimbilir kaç günde ulaşacak İstanbul'a, bir iki gün daha postalıyamazsam, giderken elden götürürüm, duygusundayım.
    (bilgi yayınevi , sayfa:40)

    Demek ki Aztek'ler türk ve asıl isimleri Aztürkler.
    (bilgi yayınevi , sayfa:52)

    Kadının söylediğinin dörtte üçünü anlamıyorum, dörtte birini varsayımla ingilizceye çeviriyorum sıcaktan bunalmış kafamda.
    (bilgi yayınevi , sayfa:59)

    İnsanın hiç bir yere yazmadan kafasında düzenleyebileceği en ilkel şeyleri, küçük küçük bölüm başlıkları biçiminde alt alta yazıp elde o kaatlarla dolaşmanın adı çalışmak! Dinlenmenin adını, çalışmak koymuşlar!
    (bilgi yayınevi , sayfa:84)

    Kahvemi içtim, gelen giden yok. Benden başka hiç kimsenin, buraya kahvaltıya gelmemesi, benim bir şeyi yanlış anladığımı gösteriyor elbette, ya da Kafkamatik yorumla, benden başka herkes kahvaltıyı unutmuş olabilir.
    (bilgi yayınevi , sayfa:89)

    E, bu amerikalıların işi bu; nerde beleş, orda emperyalistleş!
    (bilgi yayınevi , sayfa:113)

    Bizde tiyatronun karton şapka fiyatına olması hıyarca. Üstelik bu durumda bile, tiyatro çok pahalı diye gelemiyoruz, diyenler var. Oysa tiyatroya gelip giderken, taksiye daha çok para veriyorlar. Başrolde taksi şoförü, biz onun saz takımı oluyoruz.
    (bilgi yayınevi , sayfa:125)

    Bir margarita, bir margaritaya, bre margarita, gel seninle margaristanda, bir margarin dükkanı açalım mı durumu...
    (bilgi yayınevi , sayfa:164)

    Başım ağrıyor. Çok erken ağrımaya başladı bu baş da.
    (bilgi yayınevi , sayfa:165)
    Şu benim çişi yapar mısınız?
    (bilgi yayınevi , sayfa:169)

    Garip bir yer Amerika. Sandığımdan daha kelek. Kuzeyi daha başkadır mutlaka. Benim gittiğim çok özgün bir yer, ama Amerikalılık aynı. Amerikalılık, diye bir şey var. Bunun ulusla, dinle, ırkla ilgisi yok. Dolarla ilgililer. Ortak dil, yeşil dolar.
    (bilgi yayınevi , sayfa:172)

    Dünyanın hiç bir yerinde bu kadar karşılayıcısı yoktur kimsenin, bu bize özgü. Yolcu başına on altı karşılayıcı düşüyor. Hiç yolcusu olmayıp, bu uçaktan nasıl tipler inecek diye bakmaya gelen var. Oranın barına içmeye gelen var. Hostesin arkadaşı var, pilotun eniştesi var, polisin kayınçocu var. Bir mesire yeri havalimanı.
    (bilgi yayınevi , sayfa:174)